Uyarı :

UYARI: "Konu / Subject" bölümlerinde filmlerin hikayeleri baştan sona anlatıldığı için bu bölümleri, filmleri izledikten sonra okumanız tavsiye edilir.

17 Mart 2012 Cumartesi

Bir Araya Gelemeyiz (1975)

Director / Yönetmen:

Orhan Aksoy

Screenplay / Senaryo:

Suphi Tekniker
Orhan Aksoy

Cast / Kadro :

Orhan Gencebay
Hülya Koçyiğit
Yıldırım Gencer
Aysun Güven
Bora Ayanoğlu
Muzaffer Tema
Mümtaz Ener
Hikmet Taşdemir
                                                            Leman Akçatepe
                                                            Osman Alyanak
                                                            İsmet Erten
                                                            Ayşen Gruda
                                                            Muzaffer Civan
                                                            Hakkı Kıvanç

Subject / Konu:

Ünlü şarkıcı Füsun Atakan, meçhul bir hayranından gelen besteleri seslendirerek giderek yükselmekte olan bir ses yıldızıdır. Bu besteleri, kız kardeşinin intikamını alıp hapse düşen Orhan göndermektedir. Füsun, Orhan'ın çocukluk aşkıdır. Füsun'un ailesi Samsun'dan göç ettiği için Füsun'la Orhan'ın yolları ayrılsa da; Orhan, Füsun'un izini hiçbir zaman kaybetmez ve onu uzaktan takip etmeye devam eder.
Hapisten çıkan Orhan, Samsun'da yaşamakta ve gemi yapımıyla uğraşmaktadır. Güvenilir kişiliğinden ötürü insanlar arasındaki anlaşmazlıkları çözmekte olan Orhan, işi dolayısıyla İstanbul'a gelir. İstanbul'da 2 hapishane arkadaşının arasındaki husumeti gidermek için devreye giren Orhan, gazino işleten Behçet'in gazinosunda çalışmayı kabul etmeyen Füsun'u vurdurtmayı planladığını öğrenir.
Tehlike geçene kadar Füsun'u İstanbul'dan uzaklaştırmaya karar veren Orhan, Füsun'u kaçırıp Samsun'a götürür. Füsun ilk başta Behçet tarafından kaçırtıldığını düşünür. Orhan, Füsun'u Samsun'a kaçırdıktan sonra tekrar İstanbul'a döner ve Behçet'le görüşmeye gider. Behçet, Orhan'ın Füsun'a dokunulmaması yönündeki isteğini kabul edince tüm tehlike ortadan kalkmış olur.
Polis ve basın, kayıplara karışan Füsun Atakan'ın nerede olduğunu bulmaya çalışır. Samsun'a dönen Orhan, Füsun'la birlikte İstanbul'a gitmek üzere havaalanına doğru yola çıkar. Füsun, çocukluğunun geçtiği Samsun'da olduğunu anlar. İstanbul'a vardıklarında Orhan, Füsun'a sanat hayatında başarılar diler ve gider.
Yaşadığı tuhaf kaçırılma olayını araştırmaya başlayan Füsun, Orhan'ın neden kendisini korumaya çalıştığını öğrenmeye çalışır. Samsun'a giden Füsun, Orhan'ın şarkılarının bestecisi ve çocukluk sevgilisi olduğunu farkına varır.

Comment / Yorum:

Arabesk film furyasının bir ürünü olan Bir Araya Gelemeyiz, genel amacı albüm tanıtımı olan bu tarz filmlerin en iyi örneklerinden biri. Orhan Gencebay ve Hülya Koçyiğit gibi 2 dev ismi bir araya getiren film, oyuncu kadrosunda Yıldırım Gencer, Muzaffer Tema, Osman Alyanak ve Ayşen Gruda gibi Yeşilçam'ın emektar isimlerini de bulunduruyor. Bir Araya Gelemeyiz, küçük bir rolde seyrettiğimiz Ayşen Gruda'nın ilk filmlerinden biri.
Senaryo, sürükleyici ve arabesk film furyasının diğer örnekleriyle karşılaştırmak gerekirse; oldukça farklı bir yerde duruyor. Oyunculuk performansları, gayet iyi. Şarkılar dozajında kullanılmış ve filmle bütünlük sağlamayı başarmış. Özellikle "Bağrımda Bir Ateş Var", filmin en dikkat çekici şarkısı.
Film, arabeskten hoşlanmayanlara hitap etmeyebilir. Türü sevenler ve Orhan Gencebay hayranları içinse biçilmiş kaftan.

Imdb note : - (Filmin imdb'de kaydı yok)                   My note : 7.5

16 Mart 2012 Cuma

Across the Universe / Seni İstiyorum (2007)

Director / Yönetmen:

Julie Taymor

Screenplay / Senaryo:

Dick Clement
Ian La Frenais

Story / Hikaye:

Julie Taymor
Dick Clement
Ian La Frenais

Cast / Kadro :

Evan Rachel Wood
Jim Sturgess
Joe Anderson
                                                            Dana Fuchs
                                                            Martin Luther Mccoy
                                                            T. V. Caprio
                                                            Spencer Liff
                                                            Lisa Hogg
                                                            Nicholas Lumley
                                                            Michael Ryan
                                                            Angela Mounsey
                                                            Robert Clohessy
                                                            Erin Elliot
                                                            Bono
                                                            Timothy R. Boyce Jr.
                                                            Ellen Hornberger
                                                            Amanda Cole
                                                            Dylan Baker
                                                            Linda Emond
                                                            Lynn Cohen
                                                            Bill Irwin
                                                            Logan Marshall Green
                                                            Jeanine Seralles
                                                            Jennifer Van Dyck
                                                            Ekaterina Sknarina
                                                            Joe Cocker
                                                            Eddie Izzard
                                                            Salma Hayek

Subject / Konu:

Liverpool'da yaşayan Jude, babasını bulmak için New York'a gitmeye karar verir. Sevgilisine ve annesine veda ettikten sonra Amerika'nın yolunu tutar. İngiltere'de kaldığı dönemde sevgilisinden oğlu olduğuna dair hiç bir bilgisi olmayan Amerikalı baba, evlenmiş ve kendisine başka bir hayat kurmuştur. Üniversitede çalışan babasını bulan Jude, babasına kendisinden bir beklentisi olmadığını, sadece kendisini bulup bir oğlu olduğunu söylemek için geldiğini söyler.
Kalacak bir yer arayışına giren Jude, babasını ararken tesadüfen üniversitede tanıştığı Max'le kısa sürede sıkı arkadaş olur. Üniversiteyi bırakıp evden ayrılmayı planlayan Max, Jude'la birlikte şehirden ayrılır. Şarkıcılık yapan Sadie'nin evinde kiracı olarak kalmaya başlarlar. Kalabalık ev ortamında arkadaşça yaşamayı başarırlar. Jude, çizim yaparak para kazanmaya çalışır.
Max'in kızkardeşi Lucy, Vietnam Savaşı sırasında askere giden ve kısa süre sonra savaşta öldüğü haberi gelen sevgilisini kaybedince yaz tatili döneminde Max ve Jude'un yanına gitmeye karar verir. Jude ve Lucy, beraber vakit geçirdikçe yakınlaşmaya başlarlar. Max ise zorunlu askerlik koşulu yüzünden askere çağrılır ve bunalımlı bir süreç yaşar.
Max, askere alınır. Lucy, savaş karşıtı bir grupta çalışmaya başlar. Grup liderinin hareketlerinden rahatsız olan ve Lucy'yi kıskanan Jude, grubun çalışma ofisine gider ve olay çıkarır. Bu olay, Lucy ve Jude'un ayrılmasına neden olur.
Savaş karşıtı gösteriler giderek şiddetini arttırır. Bir eylem sırasında polisin Lucy'yi götürdüğünü gören Jude, polislerin üzerine gider. Gözaltına alınan Jude'un Amerika'ya vizesiz geldiği ortaya çıkınca; Jude İngiltere'ye geri gönderilir. Lucy'de çalıştığı grubun aslında illegal işlerle uğraştığını öğrenir.
İyi bir sesi olan Sadie, gitarist sevgilisi Jo - Jo'yla küçük yerlerde kaliteli müzik yapmakla; kalitesiz müziğe ve prodüktör isteklerine razı olmak şartıyla şöhret olup para kazanmak arasında kalır. Sadie, Jo - Jo'nun sert tutumu sonrası prodüktörünün izinden gitmeye karar verse de; hata yaptığını anlayınca eski hayatına geri döner ve Jo - Jo ve grubuyla birlikte tekrar kaliteli müzik üretmeye devam eder.
İngiltere'ye zorunlu dönüş yapan Jude, eski sevgilisinin evlendiğini öğrenir. Tersanede çalışmaya başlasa da; ait olduğu yerin Lucy'nin yanı olduğuna karar veren Jude, yasal prosedürün ardından Amerika'ya gider. Kendisini Max karşılar. Sadie ve grubunun müzik yaptığı çatıya giderler. Lucy çatıda değildir. Polis, şikayet üzerine müziği engellemeye kalksa da; mikrofonu eline alan Jude, şarkı söylemeye başlar. Jude'un sesini duyan Lucy, binaya giremeyince başka bir binanın çatısına çıkar ve Jude'la göz göze gelmeyi başarır.

Comment / Yorum:

Yönetmen Julie Taymor'un 3. uzun metrajlı filmi olan Across the Universe, içinde Beatles grubunun 30 şarkısının yer aldığı ve bu şarkıların ışığında hikayesi oluşturulmuş olan, bir Beatles'a saygı filmi. Bu saygı duruşu, filmin içindeki detaylarla sınırlı değil. Örneğin filmin Amerika'da vizyona giriş tarihi özel olarak 9 Ekim olarak belirlenmiş. Bunun nedeni, 9 Ekim'in John Lennon'un doğum günü tarihi oluşu.
Filmin ana karakteri Jude, ismini Beatles'ın bir şarkısından alıyor. Jude karakterinde Beatles üyelerinden, özellikle de John Lennon'dan izler var. Ayrıca Jo - Jo karakteri Jimi Hendrix'ten, Sadie karakteri de Janis Joplin'den izler taşımakta.
Jude rolü için Jake Gylenhall düşünülse de Jim Sturgess'ta karar kılınmış. Jim Sturgess'ın başarılı performansına bakınca; bu seçimin oldukça isabetli bir tercih olduğu söylenebilir. Filmin de Jim Sturgess'a yaradığı ve bu filmin getirdiği tanınırlıkla ardarda önemli projelerde yer almaya başladığı da unutulmamalı. Filmde diğer önemli rollerde Evan Rachel Wood, Joe Anderson, Dana Fuchs ve Martin Luther Mccoy yer alıyor. Ayrıca Bono ve Salma Hayek gibi önemli isimleri de ufak rollerde görebilmek mümkün.
Paul Mccarthney ve Yoko Ono, filme yapım aşamasında müdahalelerde bulundular. Paul Mccarthney, Across the Universe'ü izledikten sonra filmi sevdiğini ve eğlenceli bulduğunu söyledi.
Önemli sayılabilecek hiçbir ödül kazanamayan Across the Universe'ün, "Komedi veya müzikal dalında en iyi film" Altın Küre adaylığı ve "En iyi kostüm tasarımı" dalında Oscar adaylığı haricinde kayda değer bir ödül adaylığı da yok.
Film, süresi uzun olmasına rağmen içinde o kadar çok şarkı barındırıyor ki; bazen arka arkaya video klip izliyormuşsunuz hissine kapılıyorsunuz. Bu arka arkaya gelen video kliplerden oluşan bölümler, filmin kurgusundaki aksaklıklara da ışık tutuyor. Öyle ki; bazı şarkılar, hikayeleriyle birlikte araya serpiştirlmiş gibi duruyor. Ancak tüm bu olumsuzluklara karşın; ortalama bir Beatles dinleyicisiyseniz bile sadece birbirinden güzel Beatles şarkılarını dinlemek için dahi filmi keyifle seyredebilirsiniz. Across the Universe, orta karar bir film olsa da; Beatles hayranlarının kesinlikle kaçırmaması gereken bir yapım.

Imdb note : 7.4                              My note : 5.5

11 Mart 2012 Pazar

Kiralık Kadın (1967)

Director / Yönetmen:

Ülkü Erakalın

Screenplay / Senaryo:

Bülent Oran

Cast / Kadro :

Fatma Girik
Ekrem Bora
Kuzey Vargın
Suzan Avcı
Şakir Arseven
Handan Adalı

 

 

Subject / Konu:

Murat, kadınlara güveni kalmamış, her kadının bir menfaat uğruna erkeklerle evlendiğini düşünen bir yazardır. Evlenme kararı alır. Ancak evleneceği kişi tuhaf bir oyunla seçmeye karar verir. Bu oyuna abisi Ekrem'i de dahil eder. Gazeteye varlıklı bir ailenin oğluyla evlenmek isteyen kızların görüşmeye gelmesi için ilan verir.
Gül, herkesin derdine koşan, ailesini mutlu etmeye çalışan bir kızdır. Gül'ün içki düşkünü babası, gazetedeki ilanı görünce kızını zorla görüşmeye gönderir. Zorla görüşmeye giden Gül, görüşmeye babasının zorlaması yüzünden geldiğini ve aslında zengin biriyle evlenme niyetinde olmadığını söyler. Aradığı kişiyi bulduğunu düşünen Murat, oyununa başlar. Seçilecek kişinin sakat rolüne bürünen abisi Ekrem'le evleneceğini söyleyen Murat, abisiyle Gül'ü evlendirir. Gül'ün ailesini zenginliğe ve rahata kavuşturan Murat, Gül'ü sürekli iğnelemektedir. Bir an olsun Gül'ü rahat bırakmayan Murat, Gül'le yakınlaşmaya başlar. Gül, aşkla sadakat arasında kalsa da kocasına ihanet etmez.
Murat, yazdığı romanda Gül'ü tarif eden bir karakterin, kocasının erkek kardeşiyle yaşadığı aşktan bahseder. Bu durum, Gül'ü oldukça rahatsız eder. Artık Murat'a teslim olmamak için kendini zor tutmaktadır.
Sonunda Ekrem'in aslında sakat olmadığı, evliliklerinin bir düzmece olduğu ve tüm yaşananların Gül'ün sadakatini ölçmek için yapılmış bir oyun olduğu ortaya çıkınca; Gül ve Murat birbirlerine kavuşurlar.

Comment / Yorum:

Film, ilk bakışta enteresan bir hikayeye sahipmiş gibi görünse de; senaryonun tekdüzeliği ve zaman zaman mantık dışına çıkması, malzemenin pekte iyi değerlendirilemediğini gösteriyor.
3 karakter üzerine kurulu olan filmde ana karakterleri canlandıran Fatma Girik, Ekrem Bora ve Kuzey Vargın'ın oyunculuk performansları vasatın üzerinde. Suzan Avcı'yı ise sadece filmin ilk bölümünde görebiliyoruz.
Filmin süresi oldukça kısa. Zatan senaryoda oturmayan boşluklar da göz önüne alınınca; film bittiğinde sanki yarım bir film izlemişsiniz hissine kapılabilirsiniz. Kiralık Kadın sıkılmadan seyredebileceğiniz ve fakat keşke daha iyi işlenseymiş diyeceğiniz türden bir film.

Imdb note : (Filmin imdb'de notu bulunmuyor)                             My note : 4.5

8 Mart 2012 Perşembe

The Old Man and the Sea / Yaşlı Adam ve Deniz (1958)

Director / Yönetmen:

John Sturges

Screenplay / Senaryo:

Peter Viertel

Novel / Kitap:

Ernest Hemingway (from "The Old Man and the Sea")

Cast / Kadro :

Spencer Tracy
Felipe Pazos Jr.
Harry Bellaver
Don Diamond
Don Blackman
                                                                Joey Ray
                                                                Mary Hemingway
                                                                Richard Alameda
                                                                Tony Rosa
                                                                Carlos Rivero
                                                                Robert Alderette
                                                                Mauritz Hugo
                                                                Don Alvarado

Subject / Konu:

İhtiyar balıkçı, tam 84 gündür balık tutamamaktadır. Uzun süre kendisiyle birlikte balığa çıkan ve balıkçılığı öğrettiği, ancak artık doğru dürüst balık tutamadığı için babası tarafından başka kayıkla balığa çıkmaya yollanan genç, ihtiyar balıkçıyı sevip saymakta ve sürekli ona yardım etmeye çalışmaktadır.
İyice yaşlanan, doğru dürüst yemek yemeyen ve sandalda geçirdiği tüm günü bir şişe suyla idare eden ihtiyar balıkçı, 85. gün yine denize açılır. Denize saldığı oltalardan birine bir balık takılır. Balık yemi yutana kadar bekler. Ardından misinayı çekmeye çalışır. Ancak misinayı çekemez. Misinaya takılan balık, kayığı ters istikamete doğru hareket ettirir. Balık, 4 saat boyunca kayığı çekmeye devam eder. Hava kararır ama balığın mücadeleyi bırakmaya hiç niyeti yoktur.
Diğer oltalardan birine daha bir balık takılır ve misinayı çekmeye başlar. İhtiyar balıkçı, tuttuğu büyük balığın misinasını koparmaması için diğer bütün misinaları keser. Eli yıpranıp kasılan ve güçten düşmeye başlayan ihtiyar balıkçı, kendini toparlayabilmek için önceden tuttuğu palamuttan yer.
İhtiyar balıkçı, ilk kez suyun dışına zıplayan balığı görür ve hayrete düşer. Çünkü balığın boyu, kayığın boyundan daha uzundur. Elinin kasılmasının geçmesiyle morali düzelen ihtiyar balıkçı, havanın iyice kararıp gecenin yaklaşmasıyla ve yağmurun yağmaya başlamasıyla umutsuzluğa düşer. Aslında dindar olmayan ihtiyar balıkçı, balığı yakalayabilmek için dualar edip adak adamaya ve gençliğinde en güçlü zenci balıkçıyla yapıp kazandığı efsanevi bilek güreşini hatırlayıp o andan güç almaya çalışır.
İhtiyar balıkçı, yarım bir gün ve bir gecenin ardından uykusuz bir başka günde ipi gövdesiyle kayık arasına sıkıştırarak uyur. İpin çekilmesiyle uyanan ihtiyar balıkçı, balığın çırpınıp zıpladığını görünce tüm kuvvetiyle ipi çekmeye başlar. Yorgunluktan bayılacak bir hale gelmesine karşın balığı kalan gücüyle çekmeye devam eden ihtiyar balıkçı, yakınına çekmeyi başardığı balığı zıpkınla vurur. Balığı kayığın yanına bitişik şekilde bağlar ve güneybatıya doğru yol almaya başlar. Taze balığın kokusunu alan bir camgöz köpekbalığı, balığa saldırır. İhtiyar balıkçı, zıpkınla camgöz köpekbalığını vurur ama ipi çekemeden balık ipi koparır.
Kayığa bağlı olan balıktan akan kanlar diğer balıklarından kayığa doğru gelmesine neden olur. Küreklerden birinin ucuna bıçağını bağlayan ihtiyar balıkçı, köpekbalıklarının saldırılarını böyle engellemeye çalışır. Tüm gücüyle köğekbalıklarının saldırılarını engellemeyi başaran ihtiyar balıkçı, avladığı balığın neredeyse yarısının saldıran köpek balıkları tarafından yenildiğini farkına varır.
Köpekbalıkları 2. kez saldırdığında geriye sadece balığın kafası kalır. Limana ulaşan ihtiyar balıkçı, zor da olsa kulübesine varır.
Genç arkadaşı , sabah ihtiyar balıkçıyı kontrol etmek için geldiğinde ihtiyar balıkçının perişan halini ve parçalanmış ellerini görür. Ona kahve getirir ve yeniden onunla balığa çıkmak istediğini söyler.
Herkes ihtiyar balıkçının avladığı balık kadar büyük bir balık görmediğini konuşur. O ise yatağında rüyaya dalar.

Comment / Yorum:

Ernest Hemingway'in "İhtiyar Adam ve Deniz" adlı kitabından sinemaya uyarlanan yapımın büyük bölümünde Spencer Tracy'i tek başına izliyoruz. Bu durum, zaman zaman sıkıcılık hissi yaratsa da; filmin süresinin kısa tutulması (86 dakika) ve Spencer Tracy'nin etkili performansı, filmi seyredilebilir kılıyor. Spencer Tracy, ihtiyar balıkçı rolüyle "En iyi erkek oyuncu" dalında Oscar'a ve "Drama dalında en iyi erkek oyuncu" Altın Küre ödüllerine aday gösterilse de; ödülleri kazanmayı başaramadı. Tracy'nin filmdeki performansıyla kazanabildiği tek ödül; National Board of Review tarafından verilen "En iyi erkek oyuncu" ödül. Toplam 6 ödül kazanmış olan filmin kazandığı en önemli ödül, Dimitri Tiomkin'in kazandığı "En iyi müzik" Oscar ödülü.
Filmin çekildiği dönemde kullanılan teknikler, çoğu sahnenin stüdyo ortamında çekilmiş olduğunu belli ediyor. Bu filmin en rahatsız edici tarafı. Ancak yinede filmin 50'li yılların sonlarında çekilmiş olduğu ve kullanılan görüntü tekniklerinin döneminin hiçte gerisinde olmadığı da gözardı edilmemeli.
The Old Man and the Sea, edebiyat uyarlamalarından hoşlananların, özellikle de Hemingway severlerin ilgisini çekebilecek bir film. Sadece Spencer Tracy'nin performansı için bile izlenebilir.

Imdb note : 6.9                              My note : 6.5

13 Şubat 2012 Pazartesi

Çöpçüler Kralı / The King of the Street Cleaners (1977)

Director / Yönetmen:

Zeki Ökten

Screenplay / Senaryo:

Umur Bugay

Cast / Kadro :

Kemal Sunal
Şener Şen
Ayşen Gruda
İhsan Yüce
Türker Tekin
Erdal Özyağcılar
Nejat Gürçen
İlyas Salman
İhsan Bilsev
                                                              Muadelet Tibet
                                                              Selim Naşit Özcan
                                                              Salih Sarıkaya
                                                              Nezahat Tanyeri
                                                              Nermin Özses
                                                              Ertuğrul Bilda
                                                              Ali İnce
                                                              Hikmet Gül
                                                              Necdet Doğan
                                                              Çetin Tolbaş
                                                              Kenan Karagöz

Subject / Konu:

Çöpçülük yaptığı mahallenin sevilen simalarından biri olan Apti, mahalledeki evlere temizliğe gelen Hacer'e abayı yakar. Ancak huysuz annesi yüzünden Hacer'i oyalamaya devam eden zabıta Şakir'in, Hacer'i kimseye kaptırmaya niyeti yoktur. Zabıtalığının forsuyla mahalleliye kan kusturan Şakir, Apti'yi de emir eri gibi kullanmaktadır.
Şakir'in kendisini oyaladığına ve evlenmeye niyeti olmadığına kanaat getiren Hacer, peşinde dolanan Apti'yle flört etmeye başlar. Mahalledeki dostlarının verdiği cesaretle Hacer'le evlenmeye niyetlenen Apti, karşısında deliye dönen Şakir'i bulur. Hacer'le evlenmesine karşı çıktığı için Şakir'in camdan attğı annesi, Hacer'i ailesinden istemeye razı olur. Apti, Hacer'i istemeye gittiği gece; Şakir ve annesi, Hacer'i ailesinden ister. Hacer'in ailesi Apti'yi kapılarından kovar ve Hacer'i Şakir'e verir.
Duruma içerleyen Apti, arkadaşlarının da doldurmasıyla Hacer'in evine gider ve annesine saldırır. Hacer'in babası ve serseri kardeşleri, Apti'nin peşine düşer. Uzun bir kovalamacanın ardından gizlenmek için girdiği gazinoda kendisini sahnede bulan Apti, söylediği türküyle seyirciyi coşturur. Gazino, iyi bir ücret karşılığında Apti'yi solist olarak işe alır. Durumu öğrenen Hacer'in ailesi, kızlarını Apti'ye vermek için son bir hamle yapsalar da; havaya giren Apti, Hacer'in ailesini tersler. Sahneye çıkan Apti, ortalığı birbirine katar ve işten kovulur. Çöpçülüğe geri döner.
Hacer ve Şakir evlenir. Daha evlenir evlenmez kavga etmeye başlarlar. Bu kavgayı gören Apti, Hacer'le evlenmediğine şükreder. Apti bu seferde mahalledeki evlerden birine temizliğe gelen yeni temizlikçiye abayı yakar.

Comment / Yorum:

Çöpçüler Kralı, Arzu Film ekolünün en sıcak yapımlarından biri. Film, Zeki Ökten'in 1978 yapımı "Sürü" filmiyle başlayıp 1986 yılında çektiği "Davacı" ve "Yoksul" filmlerine kadar komediye ara veren yönetmenin bu aralıktan önce çektiği son komedi filmi olma özelliğini taşıyor. Film ayrıca kariyerleri boyunca tam 8 kez çalışan Kemal Sunal ve Zeki Ökten'in 5. kez bir araya gelişleri.
Tamamına yakını sokakta geçen film, Türk sinema tarihinin en önemli komedi filmlerinden birisi olmanın yanında dönemini de ustalıkla resmetmeyi başaran bir yapım. Umur Bugay imzası taşıyan senaryo, bir çok şey için kuyrukta bekleyen insanlar, kaçak sigara satışı ve seyyar gazeteci çocuk gibi detaylarla oldukça gerçekçi bir sokak analizi yapıyor. Bu kadar gerçekçi detaylarla, olabildiğine komik bir hikayeyi harmanlayabilmek; senaryonun ne kadar ustaca yazıldığını kanıtlar nitelikte. Umur Bugay, bu müthiş senaryoyla 15. Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde "En iyi senaryo" Altın Portakal ödülünü kazanmayı başardı.
Komedinin dev isimlerini bir araya getiren Çöpçüler Kralı, bu dev isimlerin karşılıklı oyunculuk gösterileriyle bir çıta daha yukarıya çıkmayı başarmış ve ortaya seyri doyumsuz bir komedi filmi çıkmış. Ana rollerdeki Kemal Sunal, Şener Şen ve Ayşen Gruda kadar yan rollerdeki İhsan Yüce ve Erdal Özyağcılar gibi isimlerde şapka çıkartılacak performanslar sergilemişler. Ne tuhaftır ki; filmin oyuncu bazında kazandığı ödül sayısı sadece Şener Şen'in 15. Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde kazandığı "En iyi yardımcı erkek oyuncu" Altın Portakal ödülü. Film aynı zamanda küçük bir rolde seyrettiğimiz İlyas Salman'ın 2. sinema filmi olma özelliği taşıyor.
Film, müzikleri bakımından da zengin ve başarılı bir içeriğe sahip. Filmle özdeşleşen Özdemir Erdoğan'ın Gurbet adlı şarkısının enstrümantal versiyonu ve Cahit Berkay imzalı müzikler, Türk sinema tarihinin unutulmaz film müzikleri arasında yer almayı başardı.
Muhtemelen her Türk vatandaşının birkaç kez seyretmiş olduğu Çöpçüler Kralı, aradan geçen onca yıla rağmen halen televizyonlarda yayınlanıp büyük izlenme oranları elde etmeyi başarıyor. Bu da filmin Türk toplumu tarafından ne kadar sevildiğinin bir göstergesi. Çöpçüler Kralı, onlarca kez seyretmiş olsanız da ilk kez seyrediyormuşsunuz gibi zevk alacağınız bir başyapıt.

Imdb note : 8.2                              My note : 9.5

12 Şubat 2012 Pazar

Sherlock Jr. (1924)

Director / Yönetmen:

Buster Keaton

Screenplay / Senaryo:

John C. Havez
Joseph A. Mitchell
Clyde Bruckman

Cast / Kadro :

Buster Keaton
Kathryn Mcguire
Joe Keaton
Erwin Connelly
Ward Crane
Jane Connelly
George Davis
                                                         Doris Deane
                                                         Betsy Ann Hissle
                                                         Ruth Holly
                                                         Kewpie Morgan
                                                         Steve Murphy
                                                         John Patrick
                                                         Ford West

Subject / Konu:

Küçük bir kasabanın sinema salonunda makinistlik yapan Sherlock Jr., dedektiflik yapmaya da büyük merak duymaktadır. Dedektiflikle ilgili kitaplar okumaktadır.
Zor da olsa elinde kalan son 1 dolarla hoşlandığı kıza bir hediye almayı başaran Sherlock Jr., kızın evine gider. Kızdan hoşlanan diğer adam bu durumu görünce kızın babasının saatini çalar ve saati rehinciye bırakıp karşılığında 4 dolar alır. Bu parayla daha iy bir hediye alıp kızın ilgisini çekmeye çalışır.
Kızın babası saatinin kaybolduğunu farkına varıp saati aramaya başlayınca; saati çalan adam, saatin rehin bırakıldığına dair makbuzu gizlice Sherlock Jr.'ın cebine koyar. Herkesin üstü aranıp rehin makbuzu Sherlock Jr.'ın cebinden çıkınca; kızın babası, hırsızlık yaptığını zannettiği Sherlock Jr.'ı evinden kovar. Sherlock Jr., şüphelendiği adamı dedektiflik kitabında yazanlar doğrultusunda bir gölge gibi takip etmeye başlar. Ama takip edildiğini anlayan adam, Sherlock Jr.'ı bir tren vagonuna hapseder. Vagondan sırılsıklam bir şekilde kurtulmayı başaran Sherlock Jr., sinemaya işinin başına geri döner.
Rehin makbuzuyla rehinciye giden kız, saati rehin bırakanın Sherlock Jr. değil kendisine kur yapan diğer adam olduğunu öğrenir.
Film oynatmaya başladıktan sonra uyuya kalan Sherlock Jr., rüyasında kendini oynamakta olan filmin içerisinde bulur. Çeşitli mekan değişikliklerinden sonra dünyanın en ünlü dedektifi Sherlock Jr. olarak çalınan incileri bulmak üzere geldiği evde olayı araştırmaya başlar. Hırsızların kendisi için kurduğu ölüm tuzaklarından kurtulmayı başaran Sherlock Jr., ertesi gün asistanı Gillette'le birlikte hırsızların peşine düşer. Hırsızlardan incileri geri almayı başarıp; kızın tutsak edildiği yeri öğrenen Sherlock Jr., kızı kurtarmaya gider. Kızı kurtarıp peşlerindeki hırsızları da saf dışı bırakan Sherlock Jr., kızla birlikte düştükleri sudan çıkmaya uğraşır.
Rüyadan uyanan Sherlock Jr., çok geçmeden kızı karşısında bulur. Kız, babasının yaptıkları büyük hata yüzünden kendisini özür dilemek üzere gönderdiğini söyler. Makinist odasından halen oynamakta olan filme bakan Sherlock Jr., filmdeki aktörün yaptıklarını yapmaya başlar; ellerinden tutup, parmağına yüzük taktığı kızı dudağından öper.

Comment / Yorum:

Buster Keaton'ın hem yönetip hem de başrolünde yer aldığı Sherlock Jr., en çok illüzyon ve yaratıcı sahneleriyle akılda kalıyor. Filmde o kadar çok yaratıcı sahne var ki; filme sırf bu yönünden dolayı bile hayran kalmamak mümkün değil. Özellikle uzun rüya sahnesindeki mekan değişiklikleri oldukça başarılı. Filmin komedi düzeyi de üst seviyede.
Filmden, çoğu kaynakta sürrealist bir film olarak bahsedilse de; Buster Keaton 1965'te, ölmeden 1 yıl önce biyografisini yazan Rudi Blesh'in neden Sherlock Jr. gibi bir sürrealist film yaptınız sorusuna; sürrealist olsun diye yapmadım, sadece bir rüya gibi görünmesini istedim diye cevap vererek olaya açıklık getirmiştir.
Kongre Kütüphanesi, filmi 1991 yılında Ulusal Film Arşivi'ne ekledi. Amerikan Film Enstitüsü'nün 2000 yılında yayınladığı "100 Yılın 100 Kahkahası" listesinde 62. sırada yer aldı. Film, Steven Jay Schneider'in editörlüğünde 57 yazarın hazırladığı "1001 Movies You Must See Before Die / Ölmeden Önce Görmeniz Gereken 1001 Film" adlı kitapta yer aldı.
Filmde Sherlock Jr.'ın asistanı Gillette'in adı Sherlock Holmes'ü ilk oynayan aktör ve yazar William Gillette'ten gelmekte. Böylece William Gilette'e de bir saygı duruşunda bulunulmuş.
Son derece yaratıcı ve keyifli bir sessiz film olan Sherlock Jr., sessiz sinemadan hoşlanmayanların bile beğenisini kazanabilecek kalitede bir yapım.

Imdb note : 8.3                              My note : 8.5

11 Şubat 2012 Cumartesi

80. Adım (1996)

Director / Yönetmen:

Tomris Giritlioğlu

Screenplay / Senaryo:

Mehmet Eroğlu

Novel / Kitap:

Mehmet Eroğlu (from "Yarım                                                                                                           Kalan Yürüyüş")

                                                                                      Cast / Kadro :

                                                                                       Zuhal Olcay
                                                                                       Levent Ülgen
                                                                                       Haluk Bilginer
                                                                                       Derya Alabora
                                                                                       Emre Baykal
                                                                                       Hümeyra
                                                                                       Civan Canova
                                                                                       Meral Çetinkaya
                                                                                       Altan Erkekli
                                                                                       Tunca Yönder
                                                                                       Selçuk Yöntem
                                                                                       Aytaç Yörükaslan
                                                                                       Taner Barlas

Subject / Konu:

Savcı ve yardımcısı, 3 kurşunla vurulan ve komada olan Korkut Laçin'in nasıl ve kim tarafından vurulduğunu araştırmaya başlar. Bu araştırma süreci geçmişe doğru uzanır.
Korkut, 1978 yılında Bangkok'tayken ambarda geçen 10 dakikada neler yaşandığını hatırlamaya çalışmaktadır. 1983 yılında İstanbul'da olan Korkut, sürekli o zaman dilimiyle ilgili kabuslar görmekte olduğu için sahte pasaport çıkarıp, tekrar Bangkok'a dönüp gerçeği öğrenme arzusundadır. Kendisine bıçakla saldıran Portekizli denizcilerin söylediği gülmüşsün lafı, zihninden çıkmaz.
1975 yılında okulun kimya labarutavarı Korkut ve arkadaşları tarafından yakılır. Kanaryaların yanmaması için geride kalan ve yakalanan Korkut, olayın tüm sorumluluğunu üstüne alır.
Savcı, Korkut'u hastahaneye getiren Lerzan'ın ifadesini alır. Lerzan, kocası Sedat Bender'i bulmak için ilk kez evlerinde parti verdikleri gece gördüğü Korkut'la tanışmasını anlatır. Korkut'un Sedat'ta bulunan emanetini geri almak istediğini söyler. Lerzan, Korkut'a kendisini parti işlerine veren Sedat'tan 6 aydır ayrı olduğunu anlatır. Korkut, Bangkok'tan Türkiye'ye iade edildiğinde bir süre hapishanede yatar.
Çocukluğundan beri korku nedir bilmeyen Korkut, yetimhane günlerinden beri çevresindekilerin sorumlulukların yüklenerek onların kötü hissetmelerine neden olmuştur. Korkut, çocukluğunda yetimhanede kanaryalarla konuşan tek çocuktur. Bir ağaçtan daracık bir kuyuya atlayacak kadar da gözü karadır.
Savcının yardımcısı, Korkut'un eski bir arkadaşıyla görüşür. Arkadaşı, Korkut'un hayatında tanıdığı en cesur adam olduğunu, labaratuvar yangınından sonra hayatının mahvolduğunu, eğer bu problemle karşılaşmamış olsa Sedat'ın kızkardeşi Aslı'yla nişanlanacağını anlatır. Aslı'nın bu sürecin ardından Korkut'un da arkadaşı olan Hasan'la evlendiğini ekler.
Aslı ifadesinde Korkut'u yıllar sonra tekrar annesinin evinde gördüğünü anlatır. Korkut'un ölen annesiyle ilişkisi olduğunu söyler.
Savcıya ifade veren Hasan, 1978'teki gözaltı sürecinde Korkut'un tüm işkencelere göğüs gererek polislerin kendisine dokunmasını engellediğini ve işkencelere güldüğünü anlatır. Tekrar karşılaştığı Korkut'un da kendisine işkence gördüğü sırada gülüp gülmediğini sorduğunu söyler.
Korkut, emanetini alabilmek için Sedat'ın evine tekrar gider. Lerzan, Korkut'la yakınlaşmaya çalışır. Korkut, Sedat'taki emanetinin Portekizli denizci arkadaşından kalan eşyaların yer aldığı bir bavul olduğunu söyler. Bu bavulu Korkut'un arkadaşı Dehler, Korkut hapisteyken Yunanlı bir denizci aracılığıyla Sedat'a göndermiştir.
Korkut gemide çalıştığı sırada, Portekizli gemici Raoul'un kedisi yüzünden gemidekilere kuduz bulaşmaması için Raoul ambara kapatılır. Gemi okyanusun ortasında bulunduğu ve aşı ulaştırılamadığı için Raoul'un öldürülmesine karar verilir. Bu görev Korkut'a aittir. Raoul'u öldürmek için ambara giden Korkut, Raoul'u öldürdüğü sırada güler. Bu zaman dilimi Korkut'un hatırlayamadığı zaman diliminin ta kendisidir. Raoul, ölmeden önce odasındaki resimlerinin ve yazdığı mektubun ailesine gönderilmesini ister.
Lerzan ve Korkut, bavulu aramaya kavulurlar. Geldikleri evde Sedat'ı karşılarında bulurlar. Sedat, annesiyle ilişki yaşadığı, kız kardeşinin aşık olduğu ve herşeyi üstlenerek hiçbir zaman sorumluluk almalarına izin vermediği için nefret ettiği Korkut'a silah çeker. Sahte pasaport alamaması için aracıyı ihbar ettiğini söyler. Korkut, bir boğuşmanın ardından bavulu bulur. Gitmek üzereyken Aslı tarafından vurulur.
Savcı, olaylar açıklığa kavuşunca hastahaneye gider. Komadaki Korkut ölür.

Comment / Yorum:

Yapımcılığını Trt'nin üstlendiği 1996 yapımı film, Mehmet Eroğlu'nun "Yarım Kalan Yürüyüş" adlı romanından sinemaya uyarlanmış. Senaryo karmaşık olmakla beraber zaman zaman sıkıcı, zaman zamansa sürükleyici bir hal alabiliyor. Korkut karakterinin ekseninde ilerleyen film, Korkut'un hayatındaki karakterlerin hikayeye girmesiyle; mevcut soruları cevaplamak yerine yeni soru işaretlerini filme ekliyor. Sorular ancak filmin son bölümünde net cevaplara kavuşuyor. Aslında Korkut'un tek amacının Raoul'u öldürürken gülüp gülmediğini öğrenmeye çalışıyor olması, bu kadar yoğun ve karmaşık ilerleyen bir film için oldukça basit ve hafif kalan bir amaç. Bu açıdan senaryoda tutarsızlıklar olduğu söylenebilir.
Başrolü Levent Ülgen'in oynadığı film, müthiş isimlerden oluşan bir oyuncu kadrosuna sahip. Zuhal Olcay filmdeki performansıyla 19. Siyad Türk Sineması Ödülleri'nde "En iyi kadın oyuncu" ödülü, Hümeyra ise 8. Ankara Film Festivali'nde "En iyi yardımcı kadın oyuncu" ödülü kazandı.
Sinema salonlarında sadece 5200 kişinin izlediği film, 8. Ankara Film Festivali'nde "Seçiciler Kurulu Özel Ödülü", 15. İstanbul Film Festivali'nde "En iyi film" ve "En iyi yönetmen" ödülü ve 19. Siyad Türk Sineması Ödülleri'nde "En iyi 5. film" ödülünü kazanmayı başardı.
Filmin koordinasyonunu Gül Muyan'la birlikte sağlayan; ünlü yönetmen Zeki Demirkubuz.
80. Adım, izlerken seyirciyi yoran, konsantre olarak izlenirse daha net kavranabilecek ve içine girilebilecek bir film. Farklı konusu ve zengin oyuncu kadrosu için seyredilebilecek bir yapım.

Imdb note : 5.3                              My note : 6