Uyarı :

UYARI: "Konu / Subject" bölümlerinde filmlerin hikayeleri baştan sona anlatıldığı için bu bölümleri, filmleri izledikten sonra okumanız tavsiye edilir.

Jack Huston etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Jack Huston etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Şubat 2022 Pazartesi

House of Gucci / Gucci Ailesi (2021)

Director / Yönetmen:

Ridley Scott

Screenplay / Senaryo:

Becky Johnston

Roberto Bentivegna

Novel / Kitap:

Sara Gay Forden (from “The House of Gucci: A Sensational Story of Murder, Madness, Glamour and Greed”)



Cast / Kadro:

Lady Gaga

Adam Driver

Jeremy Irons

Jared Leto

Jack Huston

Alexia Murray

Camille Cottin

Vincent Riotta

Salma Hayek

Al Pacino

Subject / Konu:

Bir nakliyecinin kızı olan Patrizia Reggiani, arkadaşlarıyla gittiği partide tanıştığı ve etkilendiği Maurizio Gucci’nin peşine düşer. Avukatlık eğitimi alan Maurizio, varlıklı bir ailenin oğludur.

Patrizia, sakin ve utangaç bir yapıya sahip olan Maurizio’nun ilgisini çekmeyi başarır. Maurizio’nun babası Rodolfo, Patrizia’yı servet avcısı olarak görür. Patrizia’yla evlenmeye karar veren Maurizio, ailesinden uzaklaşır.

Beceriksiz oğlu Paolo’dan ümidi kesen Aldo Gucci, ümit vadeden yeğeni Maurizio’yla yakınlaşır ve işlere dahil olmasını ister. Zenginlik ve lüksle gözü boyanan Patrizia, Maurizio’ya işi sahiplenmesi için baskı yapar.

Amcası ve kuzenini saf dışı bırakarak şirketin çoğunluk hissesine sahip olan Maurizio, değişmeye başlar. Sınıfsal farklılıkları bulunan eşinden uzaklaşıp başka bir ilişkiye yelken açar.

Şirket gelirlerinin maddi beklentileri karşılayamaması nedeniyle Maurizio, hisselerini satmaya zorlanır. Yaşanan gelişmeler sonrası kıskançlık ve öfke nöbeti geçiren Patrizia, büyücüsü Pina’dan kendisine yardım etmesini ister.

Comment / Yorum:

House of Gucci, Sara Gay Forden tarafından yazılan ve gerçek bir hikayeye dayanan The House of Gucci: A Sensational Story of Murder, Madness, Glamour and Greed kitabından sinemaya uyarlandı. 

Filmi yönetmesi için başta Martin Scoresese’nin adı geçse de, yönetmen koltuğuna Ridley Scott oturdu. 75.000.000 dolar bütçeyle İtalya’da çekilen House of Gucci, dünya çapında 151.750.198 dolar hasılat elde etti.

Patrizia Reggiani rolü için Lady Gaga’dan önce Angelina Jolie, Anne Hathaway, Marion Cotillard, Penelope Cruz, Margot Robbie ve Natalie Portman gibi aktrislerin ismi geçti. Maurizio Gucci rolü için Christian Bale ve Chris Evans düşünüldü. Rodolfo Gucci rolü için ilk düşünülen isimse Robert De Niro’ydu. Ancak roller, Adam Driver ve Jeremy Irons’a gitti.

2 saat 38 dakikalık yapımın sürprizden uzak bir akışı var. Bu nedenle zaman zaman oyunculuklar, senaryonun önüne geçiyor. Senaryo gereği, Lady Gaga ön planda ve rolün hakkını veriyor. Adam Driver’da abartıdan uzak ve doğal oyunculuğuyla övgüyü hak ediyor. 

Son dönemde güçlü yardımcı karakterlere hayat veren Al Pacino, Aldo Gucci rolünde son derece başarılı. Aynı şeyleri, Jared Leto’nun karikatürize oyunculuğu için söylemekse mümkün değil. Filmden kesilen sahneler arasında Lady Gaga ve Selma Hayek’in ilişki sahnesi oldukça merak uyandırmış durumda.

House of Gucci, fırtınalı Patrizia Reggiani ve Maurizio Gucci ilişkisi özelinde moda devi Gucci’nin inişli çıkışlı yolculuğunu da gözler önüne seriyor. Ancak yapımın beklentilerin altında kaldığını belirtmek gerek. Çeşitli kategorilerde Bafta ve Altın Küre adaylıkları olan yapımın Oscar yarışında güçlü bir aday olmayacağı söylenebilir.

Imdb note: 6.8                                My note: 6




20 Aralık 2019 Cuma

The Irishman (2019)


Director / Yönetmen:
Martin Scorsese
Screenplay / Senaryo:
Steven Zaillian
Novel / Kitap:
Charles Brandt (from “I Heard You Paint Houses”)
Cast / Kadro:
Robert De Niro
Al Pacino
Joe Pesci
Harvey Keitel
Ray Romano
Bobby Cannavale
Anna Paquin
Stephen Graham
Jack Huston
Jesse Plemons
Domenick Lombardozzi

Subject / Konu:
Kamyon şoförlüğü yapan Frank Sheeran’ın hayatı Russell Bufalino’yla tanıştıktan sonra bambaşka bir hal alır. Küçük işlerle giriş yaptığı suç dünyasında güvenilir bir adam olduğunu gösterdiğinde yükselişi başlar.
Hayatının dönüm noktası ise yolunun Amerika’nın en büyük sendikası olan Kamyoncular Sendikası başkanı Jimmy Hoffa’yla kesişmesiyle olur. Hırslı ve inatçı bir adam olan Jimmy için çalışırken birçok zorlukla karşılaşır. Sabırlı ve temkinli hareket ederek Jimmy’nin mutlak güvenini kazanır ve onun sağ kolu durumuna gelir.
Sert güç mücadeleleri yaşanırken geri adım atmak nedir bilmeyen Jimmy, birçok güç odağının düşmanlığını kazanır. Aldığı ceza ve hapis yattığı süreç de onu inadından bir türlü vazgeçirmez.
Olayların akışına yön vermesi istenen Russell, Frank’i son derece zorlu bir görevle baş başa bırakır…

Comment / Yorum:
Charles Brandt’ın Frank Sheeran ve Jimmy Hoffa’yı merkezine alan kitabı “I Heard You Paint Houses” için sinemaya uyarlanması oldukça zor yorumları yapılıyordu.
Martin Scorsese olayın içerisine dahil olduğunda ise nasıl çekilebilir soruları sorulmaya başlandı. Zira kitap bir filme sığdırılamayacak kadar kapsamlıydı ve birden çok dönemi işliyordu. Üstüne üstlük, gerçek bir olayı ve karakterleri işlemesi nedeniyle de belli noktalarda hassas hareket edilmesi gerekiyordu.
Martin Scorsese ve Robert De Niro’nun uzun yıllar önce çekmeyi kafalarına koydukları film, 159.000.000 dolar gibi dev bir bütçeyle 106 gün gibi son derece uzun bir sürede çekildi. 3 saat 29 dakika uzunluğundaki film, Scorsese’nin en uzun filmi oldu.
2010 yılında oyunculuktan emekli olan ve filmde Russell Bufalino rolünü oynaması için gelen teklifi reddeden Joe Pesci, sonunda ikna edildi ve 9 yıl aradan sonra bir filmde rol aldı.
Sinemanın iki yaşayan efsanesi Martin Scorsese ve Al Pacino, The Irishman’le ilk kez bir araya geldi. Robert De Niro ve Al Pacino’yu 4. kez, Robert De Niro ve Joe Pesci’yi 7. kez sinemada buluşturan yapım, Al Pacino ve Joe Pesci’nin ise birlikte rol aldıkları ilk film oldu.
Scorsese’nin yapımcılığını üstlendiği ve ilk bölümünü yönettiği Boardwalk Empire dizisinde rol alan tam 10 oyuncu, The Irishman’de rol aldı.
İnce elenip sık dokunarak hazırlanan yapım, sadece 2019 yılının değil, tüm zamanların en iyi suç filmlerinden biri olarak gösteriliyor. 5 dalda Altın Küre adayı olan film, birçok dalda Oscar’ın en büyük favorisi durumunda.
Altın Küre yarışında aday gösterilmeyen Robert De Niro, Oscar yarışında da şanslı görünmüyor. Son yılların en çetin yarışının yaşanacağı yardımcı erkek oyuncu kategorisinde ise hem Al Pacino hem de Joe Pesci aday durumunda. Mükemmel performanslara imza atan ikiliden birinin Oscar kazanması sürpriz olmayacak.
The Irishman, kusursuz senaryosu, usta yönetimi ve dev isimleri bir araya getiren oyuncu kadrosuyla uzun yılların bekleyişine değmiş dedirten bir yapım.

Imdb note: 8.2                             My note: 9



25 Aralık 2016 Pazar

Wilde Salome (2011)

Director / Yönetmen:
Al Pacino

Screenplay / Senaryo:
Al Pacino

Play / Oyun:
Oscar Wilde (from “Salome”)

Cast / Kadro:
Jessica Chastain
Al Pacino
Kevin Anderson
Roxanne Hart
Etselle Parsons
Joe Roseto
Rocky Abou – Sakher
                                                              Caia Coley
                                                              Richard Cox
                                                              Jack Huston

Subject / Konu:
Al Pacino, bir saplantının hikayesi olan Oscar Wilde’ın Salome isimli oyununu sıra dışı bir şekilde sahnelemeye ve bu sahnelemeden teatral bir sinema uyarlaması yapmak için kolları sıvar. Kendisine 5 günlük bir zaman verilmesi sıkıntı yaşamasına neden olur.
Herodias’ın kızı Bakire prenses Salome, kendisinde gözü olan üvey babası Kral Herod’un çarpık davetine katılmak istemediğinden terasa çıkar. Burada Herod’un öldürmeye korktuğu için bir kuyuya attırdığı vaftizci John’un sesini duyar ve gönlünü ona kaptırır. O sırada genç Yüzbaşı Salome’yi görüp aşık olur. Salome, Yüzbaşıya John’un esir edildiği kuyunun kapağını açtırır ve onu görür. Salome, john u dudaklarından öpmek isterken Yüzbaşı intihar eder. John, Salome’ye lanetli olduğunu söyler ve onu reddeder.
Al Pacino, Oscar Wilde’ın memleketi İrlanda ya gider. Wilde ve vaftizci John’a dair bilgi alır. Sonra Londra’ya gider. Wilde’ın evini ziyaret eder. Torunu ile görüşür.
Sosyetede hızla yükselen, yazdıklarıyla insanları büyüleyen ve sosyalizm, komünizm ve anarşizm gibi akımlara dair de yazan Oscar Wilde, eş cinsel ilişkisi yüzünden mahkum edilmeye çalışılır. Türlü dalaverelerle ceza alması sağlanır ve 2 yıl kürek cezasına mahkum edilir.
İlk oyun Los Angeles’ta sahnelenir ve beğeni kazanır.
Oscar Wilde cezasını çekip serbest kaldıktan sonra kendisine ihanet eden ve bir kez olsun onu ziyaret etmeyen eş cinsel aşkı Bosie’yi görebilmek için İtalya’ya gider. Daha sonra ölene dek kalacağı Paris’teki otele yerleşir. Wilde, hapisteyken kaptığı ve tedavi edilmeyen enfeksiyon yüzünden 46 yaşındayken ölür.
Herod, Salome’ye kendisi için dans ederse, ne dilerse gerçekleştireceğine dair yemin eder. Salome annesinin itirazlarına rağmen Herod için çıplak şekilde dans eder. Dansın ardından bir gümüş tepsi ve tepsinin içinde de John’un başını ister.
5 gün içersinde oyunu çekmeye zorlanması Al Pacino yu oldukça zorlar ve gerer. Çekimler için 2 gün daha ek süre alır.
Kral Herod, Salome’ye isteğinden vazgeçmesi için cezp edici teklifler, hazineler sunar. Ancak Salome isteğinden bir türlü vazgeçmez. Sözünü tutan Herod, John’un başının kesilmesine razı olur. Salome, John’un gümüş tepside getirilen başını alır ve diriyken öpemediği dudakları öper. Herod gördüklerinin ardından Salome’nin öldürülmesini emreder.
Salome’nin ilk kaba kurgusu tamamlanır. Kurguyu seyreden Pacino ekibine işlerinin bitmediğini ve çöle dönmeleri gerektiğini söyler…

Comment / Yorum:
Yaklaşık 5.500.000 dolara mal olan ve belgesel özelliği de taşıyan Wilde Salome’nin ilk gösterimi 2011 yılında Venedik Film Festivali’nde yapıldı. Film festivalden  “Queer Lion” ödülüyle döndü. Filmin seyirciyle buluşması ise 2014 yılında gerçekleşti. Bunun nedeni belgeselin içeriğinde yer alan, çekimleri gerçekleştirilen ve 2013 yılında seyirciyle buluşan Salome isimli filmi önce yayınlamak olsa gerek.
Filmde Salome oyununun yanında Oscar Wilde’ın yaşamına da yolculuk yapılmakta. Daha önce tiyatroda 3 kez Kral Herod rolünü oynamış Al Pacino, senarist ve yönetmen olarak da yarı kurgu, yarı belgesel Wilde Salome’de yer alıyor. Pacino’nun ve Jessica Chastain’in oyunculuk performanslarının ön planda olduğu söylenebilir.
Wilde Salome, bir film ya da bir filmin yapım belgeseli olarak nitelendirilmemeli. Filmi Oscar Wilde’ın hayatına sansasyonel oyunu Salome ile yarı kurgu, yarı belgesel şekilde bir yolculuk olarak değerlendirmek daha yerinde olacaktır. 

Imdb note: 6.8                             My note: 7.5

16 Ekim 2013 Çarşamba

Night Train to Lisbon / Nachtzug Nach Lissabon / Lizbon'a Gece Treni (2013)

Director / Yönetmen:

Bille August

Screenplay / Senaryo:

Greg Latter
Ulrich Herrmann

Novel / Kitap:

Pascal Mercier (from "Nachtzug Nach Lissabon")

Cast / Kadro:

Jeremy Irons
Mélanie Laurent
Jack Huston
Martina Gedeck
                                                             Tom Courtenay
                                                             August Diehl
                                                             Bruno Ganz
                                                             Lena Olin
                                                             Beatriz Batarda
                                                             Marco D'Almeida
                                                             Christopher Lee
                                                             Charlotte Rampling
                                                             Nicolau Breyner
                                                             Jane Thorne
                                                             Burghart Klaußner
                                                             Adriano Luz
                                                             Sarah Spale – Bühlmann
                                                             Filipe Vargas

Subject / Konu:

Bern'de fırtınalı bir gündür. Köprüden atlayıp intihar etmek üzere olan genç kadın, köprüden geçmekte olan Raimund tarafından kurtarılır. Bir öğretmen olan Raimund, kadını okula götürür. Kadın, ders sırasında aniden sınıftan çıkınca Raimund'da kadının sınıfta bıraktığı montunu alıp peşinden gitmek zorunda kalır. Ancak kadını bulamaz. Raimund, kadının montunun cebinden çıkan Portekizce yazılmış kitaba göz atar. Kitabevine kitabı araştırmak için gider ve kadının kitabı dün satın aldığını öğrenir. Kitabın arasından son durağı Lizbon olan bir tren bileti düşer. Raimund, tren 15 dakika sonra hareket edeceği için aceleyle tren istasyonuna gider. Ne yapacağını bilemez ve hareket eden trene biner. Trende kitabı okumaya başlar.
Tren Lizbon'a varır. Elinde sadece kadının montu ve kitabı olan Raimund, gidip bir otele yerleşir. Kitabın yazarı Doktor Amadeu De Almedia Prado'yu aramaya başlar. Adresini bulup kliniğine gider. Kendisini Amadeu'nun kız kardeşi Adriana karşılar. Raimund, elindeki kitabın sadece 100 adet basıldığını ve Amadeu'nun başka basılan kitabı olmadığını söyler. Raimund, Amadeu'nun kitabında da bahsi geçen babasının nasıl öldüğünü sorunca Adriana rahatsızlık duyar. Raimund, evden ayrılırken evin hizmetçisi Raimund'a Amadeu'yu Prazeres Mezarlığı'nda bulabileceğini söyler.

Mezarlığa giden Raimund, Amadeu'nun mezarını bulur. Amadeu'nun 1974 yılında öldüğünü öğrenir. Kitabı okumaya devam eder. Amadeu, kitaba yıllarca kafasını meşgul eden şeyleri yazmıştır.
Küçük bir kaza sonucu gözlüğü kırılan Raimund gözlükçüye gider. Gözlükçüde Lizbon'a geliş hikayesini anlatır. Gözlüğünü yapan Mariana, huzurevinde kalan amcası Joao'nun Amadeu'yu tanıdığını ve onun gibi baskıcı Salazar iktidarına karşı direniş sürecini yaşadığını söyleyince Joao'yla görüşmeye gider. Joao, hapishanedeyken kendisini ziyaret etmesine izin verilen tek kişinin Amadeu olduğunu söyler. Joao, çok iyi bir piyanist olduğunu, ancak kendisini sorgulamak için gelen istihbaratçılar tarafından ellerinin sakat bırakıldığını anlatır.
Raimund, Joao'dan öğrendiği Amadeu'nun öğretmeni ve onu defneden kişi olan Peder Bartolomeu'yu ziyaret eder. Peder, babası hakim olduğu için aristokrat bir aileden gelen Amadeu'nun zekasından bahseder. Devrim günü cenazesinin kırmızı karanfillerle kalkışını anlatır.

Raimund, tekrar Adriana ile görüşmeye gider. Amadeu hiç ölmemiş gibi yaşayan Adriana'yla Amadeu'nun anevrizma oluşu üzerine konuşur. Adriana, Amadeu'nun ileride Joao'nun ellerini sakat bırakacak acımasız istihbaratçı Rui Mendes'i kurtardığı ve bu yüzden kimileri tarafından hain ilan edildiği geceyi anlatır.
Joao, Raimund'u arar ve onunla tekrar görüşmek ister. Ona ellerinin sakat bırakılmasına neden olan, direniş sırasında herşeyi bildiği için istihbaratçıların ulaşmaya çalıştığı kadın Estafania'dan bahseder. Amadeu'nun en yakın arkadaşı Jorge'ye direnişe katılmak istediğini söylemek için yanına gittiği gece Estafania ve kendisiyle nasıl tanıştığını anlatır. Bütün düşmanların adreslerini ve bilgilerini, devrim sonrasında alınacak intikamlar için hafızasında stoklayan Estafania, daha ilk tanışmada Amadeu'nun cazibesine kapılır.

Raimund, Adriana ile görüşmeye gider. Adriana henüz eve dönmediği için beklemeye koyulur. Bu sırada evin hizmetçisi Clotilde'le Amadeu hakkında konuşur. Clotilde, Amadeu'nun bir yemek sırasında ölüm tehlikesi geçiren Adriana'yı kurtarışını anlatır. Tam bu sırada eve geri dönen Adriana, kliniğin direniş için kullanılışını anlatmaya başlar. Estafania'nın kliniğe geldiğini ve Amadeu'ya artık Jorge'la yapamayacağını söylediğini, Amadeu'yu gördüğü son gece olanları anlatır. Amadeu ve Estafania, kliniğe gelirler. Amadeu, Adriana'ya bütün hastaları göndermesini ve ışıkları kapatmasını söyler. Joao, kliniğe gelip kapıyı çalmaya başlayınca Adriana, Amadeu'ya haber vermek için Estafania'yla birlikte bulundukları odaya gider. Estafania ve Amadeu'yu öpüşürken görür. Amadeu, Joao'yla konuşmak için kapıya gider. Joao, Jorge'nin Estafania'yı herşeyi bildiği için bir tehdit olarak gördüğünü ve öldürülmesine karar verdiğini söyler. Estafania'nın klinikte olduğundan haberi olmayan Joao gidince; Amadeu, bir çanta hazırlayıp arabaya atlamaya ve Estafania'yla uzaklara gitmeye karar verir.

Raimund, Jorge'u gittiği satranç kulübüne kadar takip eder. Jorge, takip edildiğini fark eder ve Estafania'ya ne olduğunu soran Raimund'u yanından kovar.
Raimund, Mariana ile akşam yemeğine çıkar. 5,5 yıl önce karısının kendisini sıkıcı bulduğu için terk ettiğini anlatır.
Raimund'a okuldaki öğretmenlerden Kagi'den telefon gelir. Kagi, köprüde karşılaştığı kadının kendisiyle görüşmek için okula geldiğini haber verir.
Jorge, bu kez peşinden gelen Raimund'la konuşmaya razı olur. İlk olarak mezun oldukları gece, Amadeu'nun kendisine hazır bir eczane vererek yaptığı büyük jesti anlatır. Sonra Estafania'ya aşık oluşunu, birlikteliklerini, Estafania'yı Amadeu'dan kıskanmaya başlayışını ve son gece ikisini öpüşürken gördükten sonra Joao'dan silahını alıp kliniğe gidişini anlatır. Amadeu ve Estafania, arabayla kaçmak üzerelerken silahla önlerine çıkar. Ama Amadeu, silahı elinden alıp fırlatır. Arabayı çalıştırıp giderler.
Jorge, 2 sene önce bir seminer için gelen Estafania'yı tesadüfen gördüğünü, İspanya'daki Salamanca Üniversitesi'nde tarih öğretmenliği yaptığını öğrendiğini söyler.

Raimund, sabah kalkıp eşyalarını toparlar. İspanya'ya gitmek üzere hareket edeceğinden oteldeki hesabını kapatmak ister. Bu sırada Bern'de köprüde intihar etmek üzereyken kurtardığı genç kadını karşısında bulur. Raimund'a teşekkür eder. Raimund, montunu teslim ettiği genç kadının ismini öğrenmek ister. Kadın adının Catarina Mendes olduğunu söyler. Catarina, Lizbon Kasabı olarak anılan Rui Mendes'in torunudur. Catarina, çok sevdiği büyükbabasından insanların neden nefret ettiğini Amadeu'nun kitabı sayesinde anladığını söyler.

Raimund, Mariana'yla beraber kendisini bekleyen Estafania'nın evine gider. Estafania, babasının başına gelenleri, güçlü birine ihtiyaç duyduğundan Jorge'la birlikte oluşunu ve Amadeu'yla tanıştıktan sonra ona nasıl aşık olduğunu anlatır. Ardından kaçtıkları geceyi anlatmaya başlar. Amadeu, yol boyunca kendisini soru yağmuruna tutup bunaltır. Sınıra 5 kilometre kala kendisini bagaja saklar. Sınırda pasaport kontrolünden sonra araba aranmaya başlanır. Sıra bagajın kontrolüne gelince Amadeu, kendisinin bir suçlu gibi kontrol edilmesinden rahatsız olduğunu ve tanıdığı Rui Mendes'le konuşmak istediğini söyler. Rui Mendes'le yapılan bir telefon görüşmesinin ardından sınırdan kazasız belasız geçmeyi başarırlar. Geceyi arabada geçirirler. Sabah olunca Amadeu, birlikte uzaklara gitmek istediğini ve kitaplar yazmak istediğini söyler. Estafania ise buna hazır olmadığını ve yanında gelemeyeceğini söyleyip kendisini Salamanca'daki arkadaşlarına bırakmasını ister. Amadeu, iyi şanslar dileyip gider. Estafania daha sonra Amadeu'nun ölüm haberini alır. Cenazesine gider.
Raimund, Estafania'ya Amadeu'nun anevrizması olduğu ve beyin damarı patladığı için öldüğünü açıklar.
Mariana, istasyona Raimund'u uğurlamaya gelir. Raimund son birkaç gündür yaşadığını hissettiğini söyleyince; Mariana, neden sadece burada kalmıyorsun der.

Comment / Yorum: 

Pascal Mercier’in dünya genelinde çok satan felsefik romanı “Nachtzug Nach Lissabon / Lizbon’a Gece Treni”, Greg Latter ve Ulrich Hermann tarafından senaryolaştırılır. Filmi, 1993 yapımı “The House of The Spirits / Ruhlar Evi” ve 1998 yapımı “Les Misérables / Sefiller” gibi filmleriyle uluslararası bir üne kavuşup Hollywood’ta da kendisine yer edinmeyi başaran Danimarkalı yönetmen Bille August yönetir.

Yaklaşık 7.700.000 euro’ya mal olan Night Train to Lisbon, 13 Eylül 2013 itibariyle dünya genelinde 8.962.375 dolar hasılat elde eder. Daha önce The House of The Spirits’te birlikte çalışan Bille August ve Jeremy Irons, Night Train to Lisbon’la tam 20 yıl sonra tekrar bir araya gelirler. Son yıllarda ucuz ve başarısız Hollywood yapımlarında görmeye alışkın olduğumuz Jeremy Irons, Raimund rolüyle eski başarılı günlerini andıran bir performans sergiler. Oyuncu kadrosunda günümüzün popüler oyuncuları Mélanie Laurent ve Jack Huston’un yanı sıra Lena Olin, Charlotte Rampling ve Christopher Lee gibi usta  isimler de yer almakta. Filmin orijinal kadrosunda Adriana rolünü Vanessa Redgrave’in canlandırması düşünülmüştü. Ancak rol Charlotte Rampling’e gitti.
Amadeu’nun çözümlemelerle açığa çıkan ilgi çekici hikayesi, felsefi ve edebi bir dille süslenince ortaya sürükleyici ve zihne kazınan bir anlatım çıkmış. Film, günümüz İsviçre’sinden başlayıp Lizbon’un Salazar diktatörlüğündeki acılı günlerine kadar uzanan; seyirciyi devrim, aşk ve ölüm üçgeninde gizemli bir yolculuğa çıkaran başarılı bir yapım.

Imdb note: 6.5                               My note: 8