Uyarı :

UYARI: "Konu / Subject" bölümlerinde filmlerin hikayeleri baştan sona anlatıldığı için bu bölümleri, filmleri izledikten sonra okumanız tavsiye edilir.

2006 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2006 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Temmuz 2015 Pazartesi

Belle Toujours (2006)


Director / Yönetmen:
Manoel de Oliveira

Screenplay / Senaryo:
Manoel de Oliveira

Cast / Kadro:
Michel Piccoli
Bulle Ogier
Ricardo Trepa
Leonor Baldaque
Julia Buisel




Subject / Konu:
Husson, konser salonunda görüp Severine’e benzettiği kadının peşinden gider ama bir bardan çıkıp arabasına binip giden kadını yakalamayı başaramaz. Bara girer ve seri şekilde viski içmeye başlar. Barmenden aradığı kadının Regina Otel’de kaldığını öğrenir. Ertesi gün soluğu otelde alan Husson, Severine’in otelde olduğunu öğrenip odasının bulunduğu kata gider. Bu sırada lobiye inip Husson’un kendisini aradığını öğrenen Severine, Husson’dan kaçar.
Tekrar bara giden Husson, barmene yaklaşık 50 yıl önce Paris’te başına gelen bir hikayeyi anlatmaya başlar. İlgisini çekmiş ve fakat cinsel sapkınlıkları olan mazoşist bir kadından bahseder. Kadın kocasını sevmektedir. Ancak onu başka kişilerle aldatmak istemektedir. Kocasının en yakın arkadaşı da bu kişilerden biridir.
Yeniden otele giden Husson, Severine’in otelden ayrıldığını öğrenir. Bir kere daha bara giden Husson, barmene hikayesini anlatmaya devam eder. Kadının, kocasının en yakın arkadaşının yol göstermesiyle bir genelevde gizlice çalışmaya başladığını anlatır.
Husson, yolda karşılaştığı Severine’i akşam yemeğine davet eder. Severine yemeğe gelir. Husson’un barmene anlattığı kadın Severine’in ta kendisidir. Severine yaşadıklarından pişman olduğunu saklamaz. Bir manastırda yaşamaya hazır olduğunu söyleyen Severine, ölen kocasının en yakın arkadaşı Husson’dan kendisi hakkındaki sırları öğrenip öğrenmediğini sorar. Husson’un konuşmalarından rahatsız olan Severine yemeği terk eder.

Comment / Yorum:
Bu sene Nisan ayında 106 yaşında hayatını yitiren Portekizli yönetmen Manoelde Oliveira’nın 2006 yılında 97 yaşındayken yazıp yönettiği “Belle Toujours”, Luis Bunuel’in 1967 yapımı büyük ses getiren filmi “Belle De Jour / Gündüz Güzeli”nden tam 39 yıl sonra çekilmiş bir devam filmi. Çekimleri ağırlıklı olarak Paris’te yapılan film, süresi itibariyle orta metrajlı bir yapım. Filmin Amerika genelindeki hasılatı 10.643 dolar.
İlk filmde Henri Husson karakterini canlandıran Michel Piccoli, bu devam filminde de aynı karakterle karşımızda. Catherine Deneuve’ün yerindeyse Bulle Ogier var. Film, Luis Bunuel ve Jean Claude Carriere’in anısına adanmış. Bazı devam filmleri gereksizdir. İlk filmin başarısını sömürmeye yöneliktirler. Belle Toujours için bu türde bir film denemez. Ancak 100 yaşına merdiven dayamış bir yönetmenin bir klasiğe saygı duruşundan fazlasını da vermiyor. Belle De Jour’la kıyaslanabilecek seviyede bir film değil. Yine de devam filmi olmasından ötürü merak uyandırabilir.

Imdb note: 6.6                             My note: 4.5

7 Ağustos 2014 Perşembe

Peaceful Warrior / Dingin Savaşçı (2006)

Director / Yönetmen:
Victor Salvo

Screenplay / Senaryo:
Kevin Bernhardt

Novel / Kitap:
Dan Millman (from “Way of The Peaceful Warrior”)

Cast / Kadro:
Nick Nolte
Scott Mechlowicz
Amy Smart
Tim Dekay
Paul Wesley
Ashton Holmes
                                                            Agnes Bruckner
                                                            B. J. Britt
                                                            Ray Wise
                                                            Bart Conner

Subject / Konu:
Rüyasında jimnastik müsabakası esnasında bacağının parçalandığını görüp uyanan Dan, hava almak için dışarı çıkar. Alışveriş yaptığı benzin istasyonunun marketinden çıktığında kapının önünde duran satıcının birden çatıya çıktığını görür ve şaşkınlık yaşar.
Dan, jimnastik antrenmanları sırasında hiç yapılmamış arka arkaya inmeden üçlü salto hareketini yapmaya çalışınca hocasından tepki görür.
Gece yine aynı benzin istasyonuna gidip satıcıdan sırrını öğrenmeye çalışır. Satıcının beklemediği yerden sorduğu sorulara cevap veremez ve gider. Çünkü Olimpiyatlara gidememe ihtimalini o ana kadar hiç düşünmemiştir.
Takım arkadaşı Tommy’nin ayrıldığını sandığı ama aslında ayrılmadığı kız arkadaşı Dory ile birlikte olması, Tommy’yle sorun yaşamasına neden olur.
İnanılmaz reflekslere sahip olan bilge satıcı, Tommy’ye istemesi durumunda kendisini eğitebileceğini söyler. İhtiyacı olmayan her şeyi zihninden atarak işe başlamasını söyler. Öğütleri dinlemeye başlayan Dan, antrenmanda oldukça başarılı bir sonuç alsa da nefsini yenememiş olması Socrates adını taktığı satıcının tepkisine neden olur.
Eğitimden dolayı aç, yorgun ve azgın hisseden Dan, eğitime son verir ve eski yaşam tarzına döner. Çok geçmeden trafik kazası geçirir ve bacağı kırılıp parçalanır. Kalçasından bacağına kemik konan ve metal çubuk eklenen Dan, sıkı bir rehabilitasyon sürecinden geçerse yürüyebileceğini ama spor hayatının bittiğini öğrenir.
Bir süre bocaladıktan sonra tekrar Socrates’le iletişim kurar. Dikkatini toparlamaya, yapamadığı şeyleri yapmaya başlar. Değneklerden kurtulup yürür. Bir savaşçının sevdiği şeyden vazgeçmemesi gerektiğini söyleyen Socrates, Dan’e jimnastiğe geri dönmesi için çalışmasını söyler.
Dan, sıkı şekilde antrenman yapmaya başlar. Olimpiyatlara katılabilme umudu taşımaktadır. Ancak onun toparlanabileceğine inanmayan hocasının Olimpiyat Komitesi’ne sporcusunun yarışamayacağını bildirmesi, bu hayali bitirir.
Socrates, Dan’e önemli olanın varış noktası değil yolculuk olduğunu gösterince Dan, spor salonuna gider hocasına ve arkadaşlarına azmedip başardığını gösterir. Hocası ve arkadaşlarıyla benzin istasyonuna gittiğinde orada başka birinin çalıştığını ve aslında Socrates diye birinin olmadığını görür.
Dan, Olimpiyat’a gidecek 6 jimnastikçinin belirleneceği Olimpiyat Elemeleri’ne katılır. Herkesi hayran bırakan bir performans sergiler. Dan, daha sonra Berkeley takımıyla ilk milli şampiyonluklarını kazanır.

Comment / Yorum:
Çocuk tacizinden dolayı 1 yıl hapis yatan yönetmen Victor Salvo, hapis yatarken okuduğu ve hayatımı değiştirdi dediği Dan Millman’ın sporculuk yıllarındaki iç mücadelesine ve değişimine değindiği “Way of The Peaceful Warrior” adlı kitabını 2006 yılında “Peaceful Warrior / Dingin Savaşçı” adıyla sinemaya uyarlar. Kitap, Kevin Bernhardt tarafından senaryolaştırılır. Yaklaşık 10.000.000 dolara mal olan film, Amerika genelinde 2.893.666 dolar, Amerika dışında ise 222.340 dolar hasılat elde edebilir.
Büyük sporcuların egolarıyla azimlerinin çarpışmasından doğan ruhsal savaş halleri, filmde Nick Nolte’nin canlandırdığı hayali bir karakter olan Socrates’le resmedilmiş. Filmin ana karakteri Dan Millman’ı ise Scott Mechlowicz canlandırmış.
Gerçek bir hikayeye dayanan filmde birçok noktada spor ve felsefe iç içe giriyor. Nefsin terbiye edilmesi ve azimli bir çalışmayla başarıya ulaşılabileceğini savunan filmin ana fikri, asıl mutluluğun varış noktası değil yolculuğun ta kendisi olduğu. Peaceful Warrior, azimli ve özel bir sporcunun iç dünyasındaki savaşı kazanarak geri dönmeyi başarışını anlatan ve fazlaca kişisel gelişim öğretisi kokan bir yapım.

Imdb note: 7.3                           My note: 6.5


9 Şubat 2012 Perşembe

Hokkabaz / The Magician (2006)

Director / Yönetmen:

Cem Yılmaz
Ali Taner Baltacı

Screenplay / Senaryo:

Cem Yılmaz

Cast / Kadro :

Cem Yılmaz
Mazhar Alanson
Özlem Tekin
Tuna Orhan
Tuncer Salman
Kemal İnci
Gürgen Öz
Ayçe Abana
                                                               Caner Alkaya
                                                               Bahtiyar Engin
                                                               Selim Erdoğan
                                                               Onuryay Evrentan
                                                               Suat Önen
                                                               Gamze Demirbilek
                                                               Sennur Kaya
                                                               Ali Sarıbaş
                                                               Ezgi Mola
                                                               Metin Keçeci
                                                               Şinasi Yurtsever
                                                               Tevfik Yapıcı
                                                               Ünal Silver

Subject / Konu:

Hayatlarını pavyonda sihirbazlık yaparak idame ettirmeye çalışan İskender ve Maradona, para kazanıp ileri derecede rahatsız olan gözlerine lazer operasyon yaptırabilmek umuduyla bir turneye çıkmaya karar verirler. Turneye çıkabilmek için bir karavana ihtiyaçları duyan 2 kafadar, İskender'in eniştesinin karavanını istemeye karar verirler. İskender, eniştesinin evine gidince babası Sait'in bahçede duran karavanda kaldığını öğrenir. Eniştesi karavanı, Sait'le birlikte almaları karşılığında vermeyi kabul eder.
Karavanı alabilmek için teklifi kabul eden İskender ve Maradona, Sait'in Çanakkale'ye gitme ısrarı yüzünden yol haritalarına Çanakkale'yi de eklemek zorunda kalırlar. Sait, huysuzluğunun yanı sıra karısının ölümünden sonra tuhaflaşmış emekli bir üsteğmendir. Arasının pekte sıcak olmadığı İskender'i hokkabaz diyerek küçümsemektedir. Sait'in yanında mezar taşını getirmesi, karavandan paraşütle atlaması ve Maradona'ya ölen karısıymış gibi muamele etmesi; yolculuğunda tuhaf bir hal almasına neden olur. Sait'in asıl amacı Çanakkale'ye gömülmektir.
Arabaları arızalanınca bir köye gelirler. Köyde Cemal Aga'nın oğlu Erkut'la Fatma'nın düğünü vardır. Erkut'un ısrarları sonucu İskender ve Maradona'nın da düğünde sahneye çıkması için anlaşırlar. Gösteri yapılırken sahneye gönüllü olarak çıkan Fatma, tuhaf bir şekilde kaybolur. Ardından da İskender'in hipnotize etmeye çalıştığı Cemal Aga'nın annesi ölür. Köylünün tepkisini, Fatma'nın abisinin tehditlerini ve jandarma soruşturmasını atlatsalar da; Fatma'nın kendileriyle birlikte kaçtığını anladıklarında işler ayrı bir boyut kazanır. Fatma, bu evliliğin aslında abisinin bir oyunu olduğunu, bu oyunu daha öncede oynayıp insanları dolandırdıklarını, artık bu oyunların içersinde olmak istemediği için kaçtığını anlatır ve yoluculuğa o da katılır.
İskender, yakınlaştığı Fatma'ya aşık olur. Onun başını beladan kurtarmaya karar verir. İskender düğünde takılan altınları iade etmek için köye geldiğinde altınların yanında olmadığını ve Fatma tarafından aldatıldığını farkına varır. Fatma'nın abisinden, Fatma'nın kendisine aşık ettiği ve evlenmek üzere olduğu erkekleri, düğün gecesi tüm takılan altınları alarak kaçan bir dolandırıcı olduğunu öğrenir.
Bu acı tecrübenin ardından İstanbul'a dönerler. İskender kilitli bir akvaryumun içerisinde nefesini tutma numarasını denerken; Maradona, kapıya büyük bir sürprizle (hokkabaz isimli yepyeni bir karavan) gelen Sait'le konuşmaya dalar ve kilitli İskender'i unutur. İskender'in kilitli olduğunu hatırlayınca Sait'le birlikte akvaryumu kırarlar ve İskender'i çıkarırlar. İskender'in öldüğünü düşünen Sait, yolculuk boyunca hiç olmadığı kadar yakınlaştığı oğlu için gözyaşları döker. Ama bu sefer numara yapan İskender'in ta kendisidir...

Comment / Yorum:

Cem Yılmaz'ın senaryosunu yazıp Ali Taner Baltacı'yla birlikte yönettiği Hokkabaz, 23 hafta vizyonda kaldı ve 1.710.212 seyirciye ulaştı. Bu rakam herhangi bir Türk filmi için iyi sayılsa da; söz konusu Cem Yılmaz olunca beklentilerin altında olarak değerlendirilebilir. Cem Yılmaz'ın yaptığı fantastik ve absürd içerikli komedi filmlerinin daha fazla ilgi çekmesi; oyunculuğunu çok daha iyi gösterebildiği, drama yönü de kuvvetli olan ve bir yol hikayesi olarakta nitelendirilebilecek Hokkabaz gibi filmlerin hep 2. planda kalmasına neden oldu.
Film, kimi zaman gülümseten, kimi zaman hüzünlendiren naif bir hikayeye sahip. Müthiş manzarasıyla dikkat çeken Çanakkale, yol hikayesi anlatan Hokkabaz filmi için biçilmiş kaftan bir mekan seçimi olmuş.
Genelde canlandırdığı uyanık karakterlerin aksine saf bir karakter olan İskender'i canlandıran Cem Yılmaz, başarılı oyunculuğunun yanında sihirbazlık gösterileriyle de rolünün hakkını vermiş. Buna karşın bu rolle kazanabildiği tek ödül; 12. Sadri Alışık Ödülleri'nde kazandığı "En İyi Erkek Oyuncu" ödülü. 1998 yapımı "Herşey Çok Güzel Olacak" adlı filmde Cem Yılmaz'ın canlandırdığı Altan karakterinin abisi Nuri'yi oynayıp karşılıklı döktürdüğü Mazhar Alanson'u bu kez Cem Yılmaz'ın canlandırdığı İskender karakterinin babası Sait rolünde seyrediyoruz. Mazhar Alanson'un bu rolde de gayet başarılı olduğu ortada. Filmin diğer öne çıkan karakterleri Fatma ve Maradona rollerinde izlediğimiz Özlem Tekin ve Tuna Orhan. Tuna Orhan, filmdeki performansından dolayı 18. Ankara Film Festivali'nde "Umut Veren Yeni Erkek Oyuncu" ödülünü kazandı.
Filmle ilgili en tuhaf not, yine 2006 yapımı olan "The Prestige" ve "The Illusionist" adlı çok ses getiren sihirbazlık temalı filmlerle yakın zamanda vizyona girmiş olması. Bu 3 filmin yolları, farklı konular işleseler de temellerinde sihirbazlığı işlemeleri ve birbirlerine yakın zamanda vizyona girmeleri nedeniyle tesadüfen de olsa kesişmiş oldu.
Hokkabaz, Cem Yılmaz'ın kariyerinde Herşey Çok Güzel Olacak'a daha yakın duran bir film. Cem Yılmaz'ın yer aldığı 2004 yapımı "Gora", 2008 yapımı "Arog" ve 2010 yapımı "Yahşi Batı", Hokkabaz'a nazaran daha komik bulunabilir. Ancak Hokkabaz'ın bahsi geçen filmlerden daha iyi bir hikayeye sahip olduğu ve drama yönünün daha kuvvetli olduğu da yadsınamaz. Hokkabaz, komedi gücü zaten tartışılmaz olan Cem Yılmaz'ın hüzünlendirmeyi de başarabildiğini gösterdiği filmlerden biri. Keyifli ve manzara ziyafeti yaşatan bir yol filmi olması da cabası.

Imdb note : 7.4                              My note : 8

8 Aralık 2011 Perşembe

Quinceanera / Bakire ve Hamile (2006)

Director / Yönetmen:

Richard Glatzer
Wash Westmoreland

Screenplay / Senaryo:

Richard Glatzer
Wash Westmoreland

Cast / Kadro :

Emily Rios
Jesse Garcia
Chalo Gonzalez
Veronica Sixtos
Araceli - Guzman Rico
J. R. Cruz
Jesus Castanos
                                                             Listetta Avila
                                                             Carmen Aguirre

Subject / Konu:

Henüz 14 yaşında olan Magdalena, nadir görünen bir olay sonucu bekaretini kaybetmeden hamile kalır. 15 yaş partisine hazırlanırken hızla kilo aldığı dikkat çekince annesi Magdalena'nın hamile olduğunu anlar. Koyu bir dindar olan babası, Magdalena'nın açıklamalarına inanmaz. Evini terkeden Magdalena, annesinin yaşlı amcası Thomas'ın yanına taşır. Sevimli bir ihtiyar olan Thomas, bir diğer yeğeninin oğlu Carlos'la birlikte yaşamaktadır. Carlos'ta gay sitelerinde dolaşırken babasına yakalandığı için babasıyla kavga etmiş ve evini terk etmek zorunda kalmış, daha sonra da Thomas'la yaşamaya başlamıştır.
Magdalena'yı hamile bırakan erkek arkadaşı Herman olanları ailesine anlatır. Herman'ın ailesi Herman'ın Magdalena ile görüşmesini engeller.
Carlos, yeni taşınan üst komşularının partisine katılır. Komşuları da kendisi gibi gaydir. Biriyle yaşadığı ilişki, diğerinin kıskançlık yaşamasına ve Carlos'u uzaklaştırmak için Thomas'a evi 1 ay içinde boşaltması için ihtarname çekmesine neden olur.
Thomas ölür. Magdalena'yı doktor kontrolüne götüren annesi, doktorun olayı açıklamasından sonra Magdalena'nın doğru söylediğini anlar. Kızına yaptıkları için pişmanlık duyan babası da Magdalena'dan af diler. Magdalena, kendisine iyi davranan ve bebeğine sahip çıkmak isteyen kuzeni Carlos'la evlenir.

Comment / Yorum:

Quinceanera, bakire ve hamile bir kız, gay kuzen Carlos ve sevimli ihtiyar Thomas kombinasyonuyla oldukça enteresan ve enteresan olduğu kadar da marjinal olmayı başarıyor. Marjinal filmleri pek boş geçmeyen Sundance Film Festivali de Quinceanera'yı "Büyük Jüri" ve "İzleyici" ödülleriyle taçlandırmış. Film ayrıca katıldığı diğer festivallerde 5 ödül ve 10 adaylık kazandı.
Oyunculuk performansları vasatın üzerinde ve doğallıklarıyla dikkat çekiyor. Senaryo, ana hikaye ve ana hikayeyi destekleyen yan hikayenin sıra dışılığından ötürü her sinema severe hitap edebilecek özellikte değil. Ama yine de filmin sıkılmadan izlenebileceği söylenebilir.

Imdb note : 7                              My note : 4.5

25 Eylül 2011 Pazar

The Painted Veil / Duvak (2006)

Director / Yönetmen:

John Curran

Screenplay / Senaryo:

Ron Nyswaner

Novel / Kitap :

William Somerset Maugham (from "The Painted Veil")

Cast / Kadro :

Naomi Watts
Edward Norton
Liev Schreiber
Toby Jones
Anthony Wong
                                                             Bin Li
                                                             Li Feng
                                                             Gesang Meiduo
                                                             Lorraine Laurance
                                                             Diana Rigg

Subject / Konu:

Mikrobiyoloji uzmanı olan Doktor Walter Fane, Londra'da katıldığı bir partide Kitty Garstin'le tanışır. Dans ettiği Kitty'den oldukça hoşlanan Walter, fazla vakit geçirmeden Kitty ile evlenmek ister. Kitty, Walter'ı tanımadığı için evliliğe pek sıcak bakmasa da; babasının Walter hakkındaki olumlu görüşleri ve evlenememiş ablasından dolayı mutsuz olan annesinin bir an da umuda kapılıp sevinmesinden etkilenir ve evlilik teklifini kabul eder.
Venedik'te balaylarını geçiren çift, Walter'ın bulaşıcı hastalık araştırması yapmak için devlet tarafından Şangay'a gönderilmesiyle soluğu Çin'de alır. Özellikle kolera virüsü giderek yayılmaktadır.
Walter'la bir türlü mutluluğu yakalayamayan Kitty, hükümet adına Şangay'da görev yapan Charlie Townsed ile yakınlaşır. Charlie'de evlidir ve aralarında yasak aşk başlar. Sık sık birlikte olmaya başlarlar.
Bu durumu öğrenen Walter, Kitty'den intikam almak için koleranın çok yaygın olduğu uzak bir köy olan Mei-tan-fu'da gönüllü olarak çalışmaya karar verir. Kitty, Walter'la gitmek istememektedir. Ancak Walter'ın aldatıldığını bildiğini ve kendisiyle gelmezse zinayı sebep göstererek boşanma davası açacağını söylemesiyle elleri kolları bağlanır. Kitty, Charlie ile birbirlerine aşık olduklarını söyler. Walter bu durum üzerine, Charlie'nin eşinden boşanması ve Kitty ile evlenmeyi kabul etmesi durumunda sorun çıkarmadan boşanacağına dair söz verir. Ancak Charlie, eşi Dorothy'den ayrılamayacağını söyleyerek Kitty'yi yüz üstü bırakır.
Walter ve Kitty, çetin ve uzun bir kara yolculuğunun ardından Mei-tan-fu'ya ulaşırlar. Ancak Kitty, buraya deniz yoluyla çok daha kısa sürede ve rahatça gelinebileceğini, kendilerini karşılayan Waddington'dan öğrenir.
Walter, sessiz ve uzak tavırlarıyla Kitty'ye psikolojik işkence etmeye devam eder. Kitty bir yandan sabrederken; bir yandan da Charlie'ye ulaşmaya çalışır. Ama Waddington'dan, Charlie'nin kadınları kullanıp bırakan bir çapkın olduğunu öğrenince bu fikrinden vazgeçer.
Walter, köyü salgının etkisinden kurtarmak için elinden geleni yapar. Çabaları yavaş yavaş meyvalarını vermeye başlar. Köye temiz su getirebilmek için verdiği mücadeleden de galip gelmeyi başarır. Kitty, Walter'ın bu mücadelesinden etkilenir ve manastırdaki rahibelerle birlikte küçük çocuklarla ilgilenmeye başlar.
Kitty ve Walter günden güne birbirlerine yakınlaşmaya, hiç yaşayamadıkları şeyleri yaşamaya başlarlar. Hamile olan Kitty, bebeğinin babasının Walter mı yoksa Charlie mi olduğunu bilemese de; ilişkileri hiç olmadığı kadar yolunda gitmektedir.
Tam herşey yoluna girmiş gibi gözükürken; başka bir köyden topluca gelmeye başlayan koleralı insanlar, Walter'ın tüm emeklerini bir an da tehlikeye sokar. Walter, bu insanları köyden uzak tutmaya çalışırken; kendisine de ölümcül kolera mikrobu bulaşır...
Birkaç yıl sonra Kitty, Londra'da oğluyla gezerken; Charlie'ye rastlar. Charlie görüşmek için heveslidir. Ama yaşadıkları Kitty'ye çok şey öğretmiş ve Kitty'yi çok değiştirmiştir.

Comment / Yorum:

Aşkı, ihaneti ve sadakati büyük bir ustalıkla harmanlayan Tha Painted Veil, aynı zamanda görsel ziyafet sunan bir dönem filmi. Başrol oyuncuları Naomi Watts ve Edward Norton'un mükemmel performansları da filmi seyre değer kılan başka bir etmen.
Duvak, William Somerset Maugham'ın "The Painted Veil" adlı romanının 3. kez sinemaya uyarlanışı. Daha önceki uyarlamalar; 1934 yapımı "The Painted Veil (Boyalı Peçe)" ve 1957 yapımı "The Seventh Sin (Yedinci Günah)"
Kitty rolü için ilk olarak Nicole Kidman düşünülse de; rol, Edward Norton tarafından seçilen Naomi Watts'a gitmiş. Edward Norton, film çekimleri sırasında sırtından sakatlanmış.
Film, yönetmen John Curran'ın 3. uzun metrajlı filmi. Yönetmen John Curran, başrol oyuncuları Naomi Watts ve Edward Norton, aynı zamanda filmin yapımcıları arasında. Filmin başarılı müzikleri Alexandre Desplat'a aralarında Altın Küre "En iyi film müziği" ödülünün de dahil olduğu toplam 3 ödül kazandırdı. Filmin ayrıca farklı festivallerde kazandığı 2 ödül ve 2 adaylık daha var.
Başarılı bir edebiyat uyarlaması, üst düzey oyunculuklar ve görsel bir şölen izlemek için kaçırılmayacak bir fırsat.

Imdb note : 7.5                             My note : 7.5

21 Temmuz 2011 Perşembe

A Guide To Recognizing Your Saints / Hayatındaki Azizleri Keşfetme Kılavuzu (2006)

Director / Yönetmen:

Dito Montel

Screenplay / Senaryo:

Dito Montel

Novel / Kitap :

Dito Montel

Cast / Kadro :

Robert Downey Jr.
Shia Labeouf
Chazz Palminteri
Dianne West
Channing Tatum
Rosario Dawson
                                                            Eric Roberts

Subject / Konu:

Los Angeles'ta yazarlık yapan Dito, 15 yıl sonra gençlik yıllarının geçtiği New York'a döner, eski hatıraları canlanmaya başlar...
Genç Dito Montel, New York'ta Astoria Queens'te yaşamaktadır. Yaşadığı yer, yoksul ve sürekli tehlikeyle karşı karşıya kalınabilecek bir yerdir. Dito'yu karşılaştığı tehlikelerden kendisinden daha büyük ve güçlü olan arkadaşı Antonio korumaktadır.
Dito, özünde kavgacı değildir ve farklı bir yaşam arayışındadır. Dito'nun bastırdığı istekleri, Mike'ın New York'a taşınmasıyla birlikte ortaya çıkar. Mike ile kısa sürede sıkı arkadaş olan Dito, serseri hayattan uzaklaşıp, Mike'ın ilgi duyduğu sanata ilgi duymaya başlar. Dito, artık seçim yapmak zorundadır. Mike'la birlikte sanatın peşinden mi gidecektir yoksa güzel ve akıllı sevgilisi Laurie ve kendisini korumak için hapse bile düşmeyi göze alan Antonio ile birlikte eski yaşamına devam mı edecektir?
Dito, yıllar sonra döndüğü New York'ta babası Monty, hapishanedeki eski dostu Antonio, kız arkadaşı Laurie ve hatıralarıyla yüzleşmeye başlar. Bu yüzleşmeler, Dito'nun beklediği gibi olmaz ve geçte olsa gerçeği farkına varmasına ve hayatındaki azizleri keşfetmesine neden olur.

Comment / Yorum:

Film, yönetmen Dito Montel'in gerçek hayat hikayesini anlattığı, aynı isimli kitabından sinemaya uyarlanmış. Senaryo ve yönetmen koltuğunda da Dito Montel'i görüyoruz. Dito Montel'in bu ilk yönetmenlik denemesi, takdire şayan başarılar kazandı. Venedik Film Festivali'nde 2 ödül kazanan Dito Montel, Sundance Film Festivali'nde de "En iyi yönetmen" ödülünü almayı başardı ve kariyerine mükemmel bir giriş yapmış oldu.
Filmin oldukça zengin bir kadrosu var. Robert Downey Jr.'ın yeniden çıkış yaşamasını sağlayan filmlerden biri. Bağımsız filmlerde sık sık rastladığımız Chazz Palminteri, Diane West ve Rosario Dawson oyunculuklarıyla göz dolduruyor. Filmin genç oyuncularının performansları içinse ayrı parantez açılması gerek. Shia Labeouf ve Channing Tatum, mükemmel performanslarıyla filmi bir kademe yukarı taşımayı başarmışlar. Uluslararası Gijon Film Festivali'nden filmdeki diğer genç oyuncularla birlikte "En iyi erkek oyuncu" ödülünü kazanan 2 genç oyuncu, Sundance Film Festivali'nde de Robert Downey Jr, Rosario Dawson, Chazz Palminteri ve Dianne West'le birlikte "Jüri özel ödülü"nü kazanmayı başardı.
Tarzı itibariyle Martin Scorsese'nin 1973 yapımı "Mean Streets" filmiyle kıyaslansa da; bahsi geçen filmden çok daha iyi bir film olduğu söylenebilir. Film, başarılı hikayesi ve üst düzey oyunculuk performansları sayesinde modern klasikler arasında kolaylıkla gösterilebilir. Filmle ilgili en unutlmaz şey ise; Dito'nun muhteşem repliği:
"Hayatımdaki herkesi ve herşeyi terkettim ama hiçbiri beni terketmedi."

Imdb note : 7                               My note : 8.5

19 Şubat 2011 Cumartesi

V for Vendetta (2006)

Director / Yönetmen:

James Mcteigue

Screenplay / Senaryo:

Andy Wachowski
Lana Wachowski

Novel / Kitap :

 Alan Moore

Cast / Kadro :

Hugo Weaving
Natalie Portman
John Hurt
Stephen Rea
Stephen Fry
Rupert Graves


Subject / Konu:

2020 yılının İngiltere'si Adam Sutler tarafından diktatörlükle yönetilmektedir.Hükümet politikaları sonucu yapılan ölümcül deneyler binlerce insanın yok olmasına neden olur.Bu deneylerden sağ olarak kurtulan tek kişi vardır;herşeyini yitirmiş,yüzü tamamen yanmış V.Sokağa çıkma yasağının olduğu bir gece,oyunculuk yapan Evey evine dönerken kendisine tecavüz girişiminde bulunulur fakat kendisini V adıyla tanıtan maskeli bir kişi sayesinde kurtulmayı başarır,kendine geldiğinde V'nin evindedir.V,eğitimli ve karizmatik taraflarının yanında intikam için yaşayan ve şiddetin yerine göre kullanılması gerektiğini savunan yapıda birisidir.Bozuk düzenin yıkılması gerektiğine inanmaktadır.Bunun sadece anarşiyle gerçekleşebileceğini düşüdüğü için halkı ayaklandırmaya ve anarşizmi doğuracak kaos ortamını yaratmaya başlar.Bu süreçte V'nin yanında olan Evey,önceleri her ne kadar V'nin düşüncelerine katılmasada zamanla onun yaşadıklarıı ve yaptıklarıı görünce o da mücadelenin bir parçası haline gelir."5 Kasım'ı hatırla" sloganı (5 Kasım 1605 Anarşizmin simge ismi Guy Fawkes'un İngiliz Parlemento Sarayı'nı havaya uçurma girişiminde bulunduğu gündür) ve V'nin hükümetin elindeki televizyon kanalına baskın düzenleyip,canlı yayında 5 Kasım'da herşeyin değişeceğini söylemesi;baskıdan bunalan halkın uyanmaya başlamasına yol açar.Bu arada dürüst bir Dedektif olan Fitch,V'nin peşine düşer.V,ilginç eylemlerine devam eder.V'nin yapacağı son eylem 5 Kasım'da Parlemeto binasını havaya uçurmaktır.V,tamamiyle ayaklandırmayı başardığı halka kendi maskelerinden gönderir.Hükümeti devirmeye kararlı halk,4 Kasım gecesi Parlemento binasına doğru yürüyüşe geçer.V,Parlemento binasını havaya uçurmadan önce çok büyük acılar yaşamasına neden olan Adam Sutler'den intikamını alır ve fakat ağır şekilde yaralanır.O halde Evey'inin yanına döner.Birbirlerine aşklarını ilan ederler...Evey,patlayıcılarla doldurulmuş vagonu,Parlemento binasına doğru göndermek üzereyken Dedektif Fitch,Evey'i engellemek için gelir.Evey,Fitch'e neden Parlemento binasının havaya uçurulması gerektiğini anlatır.Fitch'e karar vermek düşer.

 

Comment / Yorum:

Film fazla kayda değer olmayan festivallerde 3 ödül ve 16 adaylık kazandı.Kitap ve çizgi romanının,filme oranla daha sert bir anarşist duruşa sahip olduğunu belirtmek gerek.Film,otoritelerce tüm zamanları en iyi filmleri arasında kabul edildi.V for Vendetta için şimdiye kadar yapılmış en başarılı çizgi roman uyarlaması demek abartılı bir yorum olmaz.
Hugo Weaving ve Natalie Portman için söylenebilecek en önemli şey;karşılıklı döktürdükleri.Film boyunca yüzü hiç görünmeyen Hugo Weaving,güçlü performansıyla oyunculuğun sadece yüz mimiklerinden ibaret olmadığını gösteriyor.Natalie Portman ise her zamanki sevimliliği ve akıcı oyunculuğuyla "bir oyuncu bir role nasıl bu kadar cuk oturabilir?"sorusunun cevabını veriyor.Wachovski kardeşler,Alan Moore'un başyapıtını harika şekilde senaryolaştırmışlar.Filmin yönetmen koltuğunda ise Matrix serisinde Wachovski kardeşlerin yardımcı yönetmenliğini yapan James Mcteigue oturuyor.İlk yönetmenlik denemesinde harikalar yaratmış(Her ne kadar devamı gelmese de).Rivayet odur ki Wachovski'ler filmin yönetiminede müdahil olmuş.
Filmi konusu itibariyle ele aldığımızda sadece belli bir duruşa ait insanlara hitap ettiğinden popülerlik seviyesi olarak hakkettiği noktaya neden çıkamadığını kolaylıkla anlayabiliriz.
İnsanı uzun süre etkisi altında bırakan,kolay kolay akıldan çıkmayan ve bir başyapıt izlemekten kesinlikle daha fazlasını vadeden bir film mi arıyorsunuz? Buldunuz!

Imdb note : 8.1                          My note : 9.5