Uyarı :

UYARI: "Konu / Subject" bölümlerinde filmlerin hikayeleri baştan sona anlatıldığı için bu bölümleri, filmleri izledikten sonra okumanız tavsiye edilir.

Cahit Irgat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Cahit Irgat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Ocak 2012 Cumartesi

Kızıl Tuğ Cengiz Han / Red Plume Genghis Khan (1952)

Director / Yönetmen:

Aydın Arakon

Screenplay / Senaryo:

Aydın Arakon

Novel / Kitap:

Abdullah Ziya Kozanoğlu (from "Kızıl Tuğ")

Cast / Kadro :

Mesiha Yelda
Turan Seyfioğlu
Cahit Irgat
Nebile Teker
Rauf Ulukut
                                                                Atıf Kaptan
                                                                Müfit Kiper
                                                                Vedat Örfi Bengü
                                                                Mücap Ofluoğlu
                                                                Eşref Vural
                                                                Nubar Terziyan
                                                                Ferhan Tanseli
                                                                Abdurrahman Conkbayır
                                                                Ahmet Üstel
                                                                Necdet Başar
                                                                İhsan Özokur
                                                                Salahattin Tükenmez
                                                                Hasan Ceylan
                                                                Arif Eriş

Subject / Konu:

Önce Timuçin'in adamlarından Celme ile dalaşan, sonraysa Timuçin'i arkadan vurulmaktan kurtaran Otsukarcı, Timuçin'in övgüsünü kazanır. Timuçin, kendi adamları arasına katılmasını teklif etse de; Otsukarcı bu teklifi kabul etmez ve yola koyulacağını söyler. Timuçin bunun üzerine Otsukarcı'dan Horasan'dan geçerse Alamut Kalesi'ne gitmesini ve kendisine borcunu halen ödememiş Şeyh-ül Cebel Hassan Sabah'ın borcunu bir an önce ödemesini aksi takdirde oraya geleceğini söylemesini ister. Otsukarcı, Timuçin'in bu isteğini kabul eder ve kendisine armağan edilen atla yola koyulur.
Hassan Sabah, oğlu Halit'e evlenebilmek için vuruşmaya katılmak zorunda olduğunu açıklar. Ancak Halit eli kılıç tutmayan, ödlek biridir. Bütün zamanını Ömer Hayyam'ın yanında afyon çekerek geçirmektedir. Oğlunun bu halini gören Hassan Sabah sinirlenir ve oğlunu zindana kapatıp vuruşmaya hazırlanmasını emreder.
Otsukarcı kaleye varınca herkes hayrete düşer. Çünkü Otsukarcı tıpatıp Halit'e benzemektedir. Ama iş vuruşmaya gelince Otsukarcı'nın nasıl yiğit bir kişi olduğu anlaşılır. Hassan Sabah, oğlunun yerine geçip vuruşması karşılığı Otsukarcı'ya vaatlerde bulunur ama Otsukarcı bu teklifi kabul etmez. Hassan Sabah'ın adamlarının üzerine saldırması sonucu Halit'in olduğu zindana gider ve Halit'i esir alır. Ama Halit'in kız kardeşi Sabiha'nın ricası üzerine Halit'in yerine geçip vuruşmaya razı olur.
Otsukarcı'nın Halit'in yerine geçmiş bir Türk olduğunu anlayan Çakır, Otsukarcı'nın silah uşağı olur ve ona çok önemli bir sancak olan Börteçine'nin Kızıl Tuğ'unu ona verir. Otsukarcı, vuruşma gününde önce tomakta, sonra da kılıçta hünerlerini gösterir ve vuruşmaları kazanır. Ancak Halit'in hocaları, vuruşanın Halit değil de bir Türk olduğunu ispiyon edince ortalık karışır. Hassan Sabah, vuruşanın oğlu Halit olduğunu, sözüne inanılmıyorsa vuruşan kişinin kellesini kendisinin vurduracağını söyler. Durumu önceden sezen kişiler Otsukarcı'yı oradan kaçırırlar. Otsukarcı'yı öldürmek isteyen kalabalık, herşeyi yukarıdan izlemekte olan Halit'i, Otsukarcı zannedip öldürürler.
Alamut Kalesi'ne tekrar gelen Otsukarcı, Hassan Sabah'tan Timuçin'e olan borcunu derhal vermesini ister. Hassan Sabah, oğlunun ölümüne sebep olmakla suçladığı Otsukarcı'yı öldürtmek için adamlarını Otsukarcı'nın üzerine salar. Bir sürü kişyle çarpışmak zorunda kalan Otsukarcı, Hassan Sabah'ın arkadan vurduğu darbeyle bayılır. Sabiha ve Çakır, Otsukarcı'yı gizlice kalenin dışına taşırlar. Kendine gelen Otsukarcı, Sabiha'ya aşık olduğunu itiraf eder ve kendisiyle birlikte gelmesini ister. Ancak Sabiha, kardeşinin yeni öldüğünü ve bu yüzden yapması gereken işler olduğunu söyler. Bunun üzerine Otsukarcı, Sabiha'ya daha sonra tekrar geleceğini söyler.
Otsukarcı, Çakır'la birlikte Timuçin'in yanına gider. Hassan Sabah'ın, Timuçin'e 2 elçi yolladığını öğrenen Çakır, bu adamların her türlü kötülüğü yapabilecek kişiler olduğunu söyler. Bunun üzerine Timuçin Çakır'dan ne yapıp ne edip adamları konuşturmasını ister. Elçileri önceden tanıyan Çakır, Hassan Sabah için Timuçin'e sokulmaya çalışıyormuş gibi davranarak elçilerin zehirli bir kamayla Timuçin'i öldürmeye çalışacaklarını öğrenir. Elçilerin asıl amaçlarını öğrenincede onları Timuçin'in adamlarına tutuklatır.
Semerkand'a yanlarındaki 2 adamla sızmaya çalışan Otsukarcı ve Çakır, yanlarındaki adamlardan birinin Uygurca konuşması ve dolayısıyla Türk olduklarını ele vermesiyle muhafızlar tarafından tutuklanıp zindana atılırlar. Çakır'ın oyunuyla zindandan kurtulurlar. Askerlerle çarpıştıktan sonra hakan Mehmet Töküş'ün yanına ulaşan Otsukarcı, hakanın oyununa gelir ve alevlerin ortasında kalır.
Semerkand'ta yakalanan Sabiha, Timuçin'in huzuruna çıkarılır. Timuçin, Hassan Sabah'ın kızı olduğunu öğrenince Sabiha'nın başının vurdurulmasını emreder. Çakır, Sabiha'nın Otsukarcı'nın sevdiği kadın olduğunu söylese de; Timuçin, Çakır'dan duyduklarını önemsemez. Tam bu sırada öldüğü zannedilen Otsukarcı çıkagelir. Timuçin'den sevdiği kadını kendisine vermesini ister. Timuçin, Otsukarcı'nın bu isteğini kabul etmeyince; 2 eski dost birbirlerine düşman olur.
Meydanda büyük bir savaş yaşanır. Otsukarcı'nın ordusu, Cengiz Han Timuçin'in ordusunu yenilgiye uğratır. Timuçin, oğlunun öldürülmesiyle büyük bir acı yaşar. Otsukarcı ise kurtardığı sevgilisi Sabiha'ya kavuşur.

Comment / Yorum:

1951 yılında "İstanbul'un Fethi" adlı filmi çeken ve büyük övgü toplayan Aydın Arakon, bir sonraki tarih konulu filminde içinde Cengiz Han, Hassan Sabah, Ömer Hayyam gibi önemli karakterlerin yer aldığı Abdullah Ziya Kozanoğlu'nun ilk yazdığı roman olan "Kızıl Tuğ" romanını sinemaya uyarlar. 1952 yılında çevrilen filme, İstanbul'un Fethi filminde de yardımları olan Genelkurmay Başkanlığı destek verir.
40 yıllık kısa yaşantısına sığdırdığı 28 filmin 5'in de Aydın Arakon'la çalışan Turan Seyfioğlu, filmde Otsukarcı ve Halit rollerini canlandırmış. Filmin başrol kadın oyuncusu 1949-1954 arası 7 filmde oynamış ve sonra bir daha film çevirmemiş olan Mesiha Yelda. Cengiz Han ve Hassan Sabah rollerinde izlediğimiz Cahit Irgat ve Atıf Kaptan'sa dönemin popüler ve tercih edilen oyuncularından.
Romana sadık kalındığı için film, sürükleyici bir hikayeye sahip.Filmin mevcut kopyası, görüntü kalitesi bakımından izlenebilir kalitede de olsa; ne yazık ki ses kalitesi için aynı şeyleri söylemek mümkün değil. Ama bu aksaklık, filmi seyretmeyi engellemiyor. Kızıl Tuğ Cengiz Han, tarihi roman uyarlamalarına meraklı olanlara hitap edebilecek vasat bir film.

Imdb note : 5.7                            My note : 5

24 Kasım 2011 Perşembe

Barbaros Hayreddin Paşa (1951)

Director / Yönetmen:

Baha Gelenbevi

Screenplay / Senaryo:

Kenan Orkan

Cast / Kadro :

Cüneyt Gökçer
Mesiha Yelda
Ayla Karaca
Münir Özkul
Cahit Irgat
Refet Gülerman
Kadri Ögelman
Hulusi Kentman
Turhan Göker
Ercüment Behzat Lav
Feridun Çölgeçen
İbrahim Delideniz
Refik Kemal Arduman
Münir Ceyhan
Ali Korkut Şengöz
Kadir Savun
Muharrem Gürses
Ali Üstüntaş
Ruhi Su

 

Subject / Konu:

Barbaros ve adamları, çarpıştıkları gemiyi havaya uçururlar. Gemiden sağ kurtulanları ise esir alırlar. Bu esirlerin arasında Kont ve yeğeni Kontes Julia'da vardır.
Kontes Julia, Barbaros'tan kendisini nişanlısı Kont Vespasyo'ya teslim etmemesini ve sahip çıkmasını diler. Barbaros, Kont Vespasyo'dan kıymetli esirlerine karşılık fidye ister. Julia'nın nişanlısı fidye vermeye razı olur. Ama Julia, Barbaros'a gönlünü kaptırmıştır ve onunla birlikte olmak istemektedir.
Mimar Sinan'ın kalfası Mimar Selim, gönlünü Midilli'li Hatçe'ye kaptırmıştır. Hatçe'nin babası, Selim usta olana kadar kızını vermeme kararı almıştır Selim'de denizden çok korktuğu için Hatçe'yi görmek için Midilli'ye gidememektedir.
Kont ve Kontes Julia'yı fidyeyle kurtaran Kont Vespasyo intikam almak ister. Adamlarını Midilli'ye saldırmaları için gönderir. Midilli'ye saldırıp geri dönen askerler yanlarında esirlerde getirirler. Bu esirlerin arasında Hatçe'de vardır.
Selim, sevgilisi Hatçe'yi kurtarmak uğruna Barbaros'un leventleri arasına katılır. Denizden korkusunu Barbaros'un yardımıyla atlatır.
Barbaros'u sevmesine karşın Kont Vespasyo ile evlenen Julia, Hatçe'ye sahip çıkar. Hatçe'ye musallat olan Fernando'dan onu korur.
Barbaros ve leventleri, Kont Vespasyo'nun kalesine saldırırlar. Düşman yenilgiye uğratılır, Kont Vespasyo öldürülür. Kontes Julia, Barbaros'la birlikte gitmek istese de; Barbaros buna razı olmaz.
Fernando, Hatçe'yi de zorla yanına alarak kaçmayı başarır. Fernando geminin kamarasında Hatçe'ye sahip olmaya çalışırken; Arap korsanlar gemiye saldırır. Bu seferde Arapların elinde esir olan Hatçe, yüzünde yaralar oluşturur ve Kral Abdullah'ın ganimetleri arasından ayrılıp şifahaneye kapatılır.
Almanya İmparatoru ve İspanya Kralı Şarlken, Kral Abdullah'a Barbaros'a saldırması için bir teklifte bulunur. Kral Abdullah, Şarlken'in teklifini kabul eder. Şarlken'in asıl amacı Kanuni Sultan Süleyman'ın emriyle üzerlerine sefere çıkacak ve Andrea Doria ile çarpışacak Barbaros'u oyalamaktır.
Abdullah'ın kendilerine saldıracağını sezen Barbaros, ilk önce Abdullah'ın kalesine saldırmaya karar verir. Saldırıdan önce Selim'i Abdullah hakkında bilgi edinmesi için Arapların arasına casus olarak gönderir. Selim, planları öğrenir. Bir meydanda Arap askerleri tarafından esir edilmiş şekilde götürülen Fernando, yoldan geçmekte olan Selim'i görür ve Selim'in Türk olduğunu, hemen yakalanması gerektiğini söyler. Yakalanan Selim, Fernando ile birlikte Abdullah'ın huzuruna çıkartılır. Selim'in gerçek kimliği ortaya çıkar. Selim'i konuşturmak için türlü işkenceler yapsalar da; Selim konuşmaz. Abdullah, Selim'in konuşması için en son çare olarak cüzzamlı olduğunu düşündüğü Hatçe'nin yüzünü Selim'e sürdürüp, cüzzam bulaştırmakla tehdit eder. Selim, Barbaros'un yerini gizlice Hatçe'ye söyler. Abdullah'ı da şayet Hatçe yanından uzaklaştırılırsa; Barbaros'un yerini söyleyeceğine dair kandırır. Hatçe saraydan kaçar ve yüzerek Barbaros'un gemisinin olduğu yere doğru yüzer. Fernando, Selim'in oyun oynadığını anlar ve durumu Abdullah'a açıklar. Selim'in asılmasına karar verilir. Selim asılacağı sırada Barbaros ve leventleri gelir ve Selim'i kurtarır. Barbaros, 200 leventini kalede bırakıp İstanbul'a doğru yol alır.
Barbaros, ölen Julia'nın mezarını ziyaret eder. Julia'nın kendisine vermiş olduğu gözyaşı şişesini, Julia'nın mezarına bırakır.
İstanbul'a varan Barbaros, Kanuni Sultan Süleyman'ın huzuruna çıkar. Sultan, Barbaros'u övdükten sonra ona Kaptan-ı Derya'lık ünvanı verir ve bundan sonra Barbaros Hayreddin Paşa olarak anılmasını buyurur.
Karada kalmaktan sıkılan Barbaros, Tunus ve Trablusgarp'ı fethetmek için Sultan'ın onayını alır. Hatçe ile evlenen ve Mimar Sinan'ın kalfalığına geri dönen Selim, sefere çıkacak olan Barbaros'un leventleri arasına katılmaya karar verir.
Şarlken, 600 parçalık güçlü bir donanmayı Andrea Doria'nın emrine verir ve Barbaros'u yenmesini ister.
Tarih 27 Eylül 1538'i gösterir. Preveze'de 2 donanma karşı karşıya gelir. Barbaros komutasındaki 122 parçalık donanmayla Andrea Doria komutasındaki 600 parçalık donanma karşı karşıya gelir. Andrea Doria, rüzgar aleyhlerine estiği için oyalama taktiği yapmaya karar verir. Çetin bir savaş yaşanır. Yenilgiyi farkına varan Andrea Doria kaçar.

Comment / Yorum:

Tarih konulu filmlerimizi, hoplamalı zıplamalı filmlerden ibaret sananların belki varlığından bile haberdar olmadığı bir film; Barbaros Hayreddin Paşa. 1951 yılında çekilen film, ancak dönem şartları göz önüne alındığında; başarısı anlaşılabilecek bir film. Bu başarı; filmin hikaye açısından başarısının yanında görsel açıdan da oldukça tatmin edici olmasından kaynaklanıyor.
Türk tiyatro ve sinemasının dev ismi Cüneyt Gökçer'in ilk filmlerinden biri (1951'de başladığı sinema kariyerinde çevirdiği ilk 3 filmden 1'i). Film kadrosunda sonraki yıllarda Türk sinemasının önemli isimleri arasında yer alacak Münir Özkul, Hulusi Kentmen ve Kadir Savun gibi dev isimler var. Genellikle tiyatro kökenli isimlerden oluşturulmuş filmin kadrosu oldukça başarılı bir performans sergilemiş.
Film müzikleri Nedim Otyam'a ait. Levend türkülerini, aynı zamanda filmde de rol alan ünlü türkücü Ruhi Su seslendirmiş.
Hikayesi, görselliği, oyunculuğu ve müziğiyle bütünlük arz eden nadir sayıdaki tarih konulu Türk filminden biri. Üstelik 1951 yılında çekilmiş olması ve mevcut kopyasının izlenebilir olması da cabası. Arşivlik ve izlenmeye değer bir film.

Imdb note : 6.5                            My note : 8

27 Eylül 2011 Salı

Şehvet Kurbanı (1940)

Director / Yönetmen:

Muhsin Ertuğrul

Screenplay / Senaryo:

Nazım Hikmet Ran (Mümtaz Osman takma adıyla)

Cast / Kadro :

Cahide Sonku
Necla Sertel
Nevin Akkaya
Gülseren Sadak
Ferdi Tayfur
Said Köknar
Süavi Tedü
Nuri Işılay
Kadri Ögelman
                                                             Cahit Irgat
                                                             Hadi Hün
                                                             Muhib Arcıman
                                                             Mümtaz Ener
                                                             Haldun Taner

Subject / Konu:

Ahmet Barksever, Dış Tecim Bankası'nın baş veznedarlığını yapmaktadır. Dakikliği ve programlı oluşu nedeniyle kendisine hesap makinası diye lakap takılmış olan Ahmet, yalnızca iş hayatında değil özel hayatında da düzenli bir yaşantıya sahiptir. Eve geliş gidiş saatleri hiç şaşmayan, çocuklarının dersleriyle ilgilenen, oğlunun çaldığı kemanı keyifle dinleyen ve ailesini düzenli şekilde sinemaya götüren iyi bir aile babasıdır.
Banka müdürü, Ahmet'i Selimzade ve şürekasından tahsilat yapması için başka bir şehre gönderir. Ahmet, yolculuğunu trenle yapar. Bir sonraki istasyonda trene binen sarışın kadın, Ahmet'in oturduğu kompartmana oturur. Güzelliğiyle Ahmet'i büyüleyen sarışın kadın, Ahmet'in veznedar olduğunu öğrendikten sonra samimi davranmaya başlar.
Sarışın kadın, trenden indikten sonra Ahmet'in tahsilat yapmak için gelen bir veznedar olduğunu dolandırıcı arkadaşlarına anlatır. Ahmet'in tahsil edeceği paraları ele geçirmek için hemen bir plan kurarlar. Sarışın kadın, Ahmet'i bulur ve geceyi misafiri olarak geçirmesini ister. Birlikte eğlenmeye giderler. Sarışın kadın, Ahmet'i gece boyunca içirip iyice sarhoş eder. Gece klübünden sarışın kadının evine gitmek üzere çıkarlar. Tren raylarının üzerinde yürürlerken, plan icabı arkadan gelip Ahmet'in kafasına sopayla vururlar. Ahmet'in tahsil ettiği paraları alıp giderler. Aralarından biri Ahmet'in yanından ayrılmaz ve Ahmet'in ceketini alıp sırtına giyer. Ahmet bu sırada kendine gelir ve tren rayları üzerinde serseriyle boğuşmaya başlar. Ahmet üzerlerine gelen trenden, son anda çekilerek kurtulur. Ama tren raylarına ittiği serseri trenin altında kalarak ezilir.
Serserinin üzerinde Ahmet'in ceketi ve kimliği olduğu için herkes Ahmet'i öldü zanneder. Çaresizce kendisini oyuna getirdiğinden habersiz olduğu sarışın kadının yanına sığınır. Sarışın kadın ve arkadaşları mesele kapanıncaya kadar Ahmet'i çevrelerinde tutmaya karar verirler. Ahmet gece klübünde garsonluk yapmaya başlar.
Aradan 6 ay geçer. Aşık olduğu kadının gece klübüne getirdiği erkeklerle eğlenmesine ve onları kandırmasına daha fazla dayanamayan Ahmet aşkına veda eder ve gece klübünden ayrılır.
Ahmet, 13 yıl sonra İstanbul'a geri döner. Kendi mezarını ziyaret eder. Oğlu Süavi'nin usta bir keman virtüözü olduğunu öğrenir ve onun konserini gider...

Comment / Yorum:

Şehvet Kurbanı, 1927 yapımı "The Way of All Flesh" adlı filmin uyarlaması ve aynı zamanda 1930 yapımı "Dar Blauer Engel (Mavi Melek)" filmiye de benzerlikler taşımakta. Filmin senaryosu usta şair Nazım Hikmet Ran'a ait. Filmin senaristi olarak geçen Mümtaz Osman, Nazım Hikmet'in takma ismi. Filmin müzikleri Muhiddin Sadak'a ait. Filmde Süavi Tedü'nün oynadığı Süavi karakteri, Türk sinema tarihinin ilk "jön prömiye" tipi olmuştur.
Filmin mevcut kopyası oldukça yıpranmış olduğu için ses ve görüntüde problemler var. Ağırlıklı olarak Muhsin Ertuğrul ve Cahide Sonku'nun üzerine kurulu filmde oyunculuklar gayet başarılı. Cahide Sonku güzelliği ve çekiciliğiyle, baştan çıkarıcı sarışın kadın rolü için yerinde bir seçim olmuş.
Türk sinema tarihi dikkatlice incelenirse; filmden başarılı konusundan ötürü birçok kez esinlenildiği görülebilir. 1940 yapımı Şehvet Kurbanı, bulunabilen en eski Türk filmlerinden biri olduğu için çok büyük arşivsel değere sahip bir film.

Imdb note : 6.7                             My note : 8

3 Eylül 2011 Cumartesi

Drakula İstanbul'da / Darcula in İstanbul (1953)

Director / Yönetmen:

Mehmet Muhtar

Screenplay / Senaryo:

Ümit Deniz

Novel / Kitap :

Bram Stoker (from "Dracula")
Ali Rıza Seyfi (from "Kazıklı Voyvoda")

Cast / Kadro :

Annie Ball
Atıf Kaptan
Bülent Oran
Ayfer Feray
Cahit Irgat
                                                            Osman Alyanak
                                                            Münir Ceyhan
                                                            Kadri Ögelman
                                                            Danyal Topatan
                                                            Kemal Emir Bana

Subject / Konu:

İstanbul'da avukatlık yapmakta olan Azmi, Kont Drakula'nın avukatlığını üstlenmek üzere trenle Romanya'ya gider. Drakula'nın şatosuna gitmeden önce kendisi için yer ayırtılmış olan Bistriç oteline gelir. Drakula'nın kendisine gönderdiği mektubu okuyan Azmi, kendisini şatoya götürecek bir araba bulmaya çalışır. Ama bu pekte kolay olmaz. Çünkü yöre halkı, Drakula'dan korkmakta ve topraklarına yaklaşmak istememektedir. Azmi, fazla para vermek vaadiyle bir arabacıyı ikna eder. Arabacının şato yakınlarında indirdiği Azmi'yi başka bir araba alır ve şatoya götürür. Şatonun içi geniş ve gizemlidir. Drakula'yı esrarengiz bulan Azmi, şatoda gezinmeye ve gizli bölümlere girmeye başlar. Uyuya kaldığı bir odada Drakula'nın gelini tarafından kanı içilen Azmi uyanınca, başından geçenleri anlayamadan odasına geri döner. Odasına döndüğünde Drakula'nın gelinini dövdüğünü duyar. Drakula, gelinini kendisine ait olan bir insanın kanını içtiği için dövmektedir.
Azmi tekrar şatoda gezintiye çıkar. Bu kez bulduğu gizli bölümde yan yana duran tabutlar görür. Tek tek tabutların kapaklarını açan Azmi, son tabutta Kont Drakula'yı görür. Hemen oradan uzaklaşır. Ama Drakula peşinden kanını içmek için gelir. Azmi ile birkaç kez sohbet etmiş olan ve onu seven şatonun uşağı, Drakula Azmi'nin kanını içmek için hamle ettiği sırada sarımsak kullanmak suretiyle Drakula'yı engellemeyi başarır. Drakula, uşağına saldırıp öldürdükten sonra camdan dışarı çıkar ve duvarın üzerinden yürüyerek aşağı iner.
Azmi'nin karısı Güzin, İstanbul'da dansçılık yapmaktadır. Güzin çalıştığı kabarenin patronu tarafından sürekli rahatsız edilmektedir.
Güzin'in yakın arkadaşı Şadan, son zamanlarda tuhaflaşmış ve hastalıklı bir hal almıştır. Hiçbir doktor, Şadan'ı bu tuhaf halden kurtaramamaktadır. Çünkü Şadan, İstanbul'a gelmiş olan Kont Drakula'nın etkisi altındadır. Şadan'ı kurban olarak seçen Drakula, Şadan'ın kanını içer. Yakınları tarafından gömülen Şadan'ın, geceleri mezarından çıktığı görülür. İstanbul'a dönmüş olan Azmi, bu olay karşısında Drakula'dan şüphelenir. Azmi,Güzin ve Şadan'ın nişanlısı, doktor Resuhi beyin direktifleri doğrultusunda Şadan'ı bulup, ağzına sarımsak yerleştirip, kalbine kazık çakmak için Şadan'ı aramaya koyulur. Kont Drakula ise kendine yeni kurban olarak güzelliğinden büyülendiği Güzin'i seçmiştir. Şadan yakalanır ve doktor Resuhi beyin söylediği şekilde öldürülüp gömülür.
Evini sarımsakla koruyan Azmi, karısına da korunması için; sarımsaktan yapılmış bir kolye takmıştır. Sadece sahneye çıkacağı zamanlarda bu kolyeyi çıkaran Güzin, prova yaptığı esnada kolyesini çıkarmıştır. Prova esnasında gelen Drakula, Güzin'in kanını içeceği sırada oraya gelen Azmi tarafından engellenir. Sarımsak, Drakula'nın kaçmasına neden olur. Azmi, Drakula'yı takip eder. Drakula mezarlığa gider ve mezarlardan birinin içinde bulunan tabuta girer. Azmi, Drakula'nın kalbine kazık saplayıp öldürmek için tabutun kapağını açar...

Comment / Yorum:

Kısıtlı bir bütçeyle çekilmiş Drakula İstanbul'da; ilk Türk korku filmidir. Filme bu yüzden reklam alınmıştır; dans bitince inen perdede görülen dikiş makinası ve tabuttaki kereste reklamı gibi. Filmdeki sis, maddi imkansızlıklardan ötürü; set çalışanlarının toplu şekilde sigara dumanı üflemesi suretiyle elde edilmiştir. Sinema tarihinde uzun köpek dişleri görünen ilk Drakula, Mehmet Muhtar'ın Drakula'sıdır. Bu bile filmi, kült filmler arasına sokmaya yeter. Daha sonra çekilen tüm Drakula filmlerinde Drakula'nın köpek dişlerinin uzun olması, bu filmin bu konuda diğer filmlere ilham verdiğini gösterir ve filmin önemini bir kat daha arttırır. Ayrıca Drakula'nın boyundan ısırdığının net olarak göründüğü ilk filmde yine Drakula İstanbulda'dır.
Kaynaklarda Ümit Deniz'in senaryoyu, Ali Rıza Seyfi'nin "Kazıklı Voyvoda" adlı romanından uyarladığı söylense de; bu aslında tam olarak doğru değildir. Çünkü aslına bakılırsa Ali Rıza Seyfi'nin "Kazıklı Voyvoda" romanı, Bram Stoker'ın "Dracula" romanının bazı değişikliklerle türkçeye çevrilmiş halidir. Yani Ali Rıza Seyfi'nin eser sahibi mi, yoksa çevirmen mi olduğu tartışmaya açık bir konudur.
Orjinal romanla film arasındaki farklılıklar; olayın İstanbul'da geçmesi, karakter isimlerinin Türk isimleriyle yer değiştirmiş olması, hristiyan karakterin yerine müslüman karakter kullanılması, incilin yerine kuran kullanılması, haç kullanılmaması ve Kont Drakula'nın kendini Kazıklı Voyvoda'nın soyundan gelen biri olarak tanıtmasıdır. Halbuki Kont Drakula, Kazıklı Voyvoda'nın ta kendisidir. Drakula İstanbul'da, bu farklılıklar haricinde Drakula'nın en gerçekçi uyarlamalarından biridir. Film üzerine biraz araştırma yapınca; yönetmen Mehmet Muhtar'ın nasıl bir dahi olduğu ortaya çıkıyor. Örnek vermek gerekirse; Kont Drakula'nın şato duvarına tırmanması gereken sahne, Atıf Kaptan'ın yere hazırlanan ve şato duvarı gibi boyanan bir dekorda sürünmesi suretiyle çekilmiş.
Atıf Kaptan haricindeki oyuncuların vasatı aşmayan performansları ve zaman zaman sıkıcı ve uzun gelen sahnelerden ötürü bu türe vakıf olmayanların ve türden hoşlanmayanların sevebileceği bir film değil. Türle ilgilenen sinema severlerin ise romana sadık bir uyarlamayı, Atıf Kaptan'ın kusursuz Drakula performansını ve yönetmenin dehasını görebilmeleri için mutlaka izlemeleri ve arşivlerine eklemeleri gereken bir eser.

Imdb note : 7                               My note : 5.5