Uyarı :

UYARI: "Konu / Subject" bölümlerinde filmlerin hikayeleri baştan sona anlatıldığı için bu bölümleri, filmleri izledikten sonra okumanız tavsiye edilir.

1962 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
1962 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Aralık 2013 Pazar

Lolita (1962)

Director / Yönetmen:
Stanley Kubrick

Screenplay / Senaryo:
Vladimir Nabokov

Novel / Kitap:
Vladimir Nabokov (from “Lolita”)

Cast / Kadro:
James Mason
Shelley Winters
Sue Lyon
Gary Cockrell
Jerry Stovin
Diana Decker
Lois Maxwell
                                                           Cec Linder
                                                           Bill Grene
                                                           Shirley Douglas
                                                           Marianne Stone
                                                           Marion Mathie
                                                           James Dyrenforth
                                                           Maxine Holden
                                                           John Harrison
                                                           Colin Maitland
                                                           Terence Kilburn
                                                           C. Denier Warren
                                                           Roland Brand
                                                           Peter Sellers

Subject / Konu:
Humbert oldukça dağınık görünen bir eve girer ve aradığı Quilty’yi sarhoş şekilde bulur. Önce Dolores’i yani Lolita’yı tanıyıp tanımadığını sorar, sonra da bir mektup çıkarıp okumasını ister. Silahını çıkarır ve kendisini öldüreceğini söyler. Defalarca kurşun sıktığı Quilty’yi öldürür.
4 yıl önce. Profesör Humbert, bir üniversitenin daveti üzerine yaz tatilini geçirmek için Amerika’ya gider. Kalacak bir ev ararken dul bir kadın olan Charlotte ve kızı Lolita’nın yaşadığı evde kiracı olarak kalmaya karar verir. Charlotte, Humbert’tan hoşlanmaya başlar. Humbert’ın gözü ise genç Lolita’dadır.
Charlotte, pek iyi anlaşamadığı Lolita’yı kampa gönderir. Lolita’ya aşık olan Humbert, onu bir daha görme ihtimalini kaybetmemek için Charlotte’la evlenir. Charlotte, Humbert’ın bütün hislerini yazdığı günlüğünü okur ve Humbert’ın kendisini değil Lolita’yı sevdiğini öğrenir. Humbert, bu durumdan kurtulma fırsatı ararken Charlotte’a araba çarptığı haberi gelir. Humbert evin yakınındaki kaza alanına gidince Charlotte’un öldüğünü öğrenir.
Lolita’yı kaldığı kamptan alan Humbert, ona annesinin öldüğü yerine annesinin hastanede yattığını söyler. Geceyi geçirmek üzere otele giderler. Aynı odada kalırlar.
Yola çıktıklarında Humbert, Lolita’ya annesinin öldüğünü bildirmek zorunda kalır. Humbert, Lolita’ya kendisini asla bırakmayacağına dair söz verir.
Aradan 6 ay geçer. Humbert ders verirken; Lolila’ta iyi bir okula gider. Humbet, Lolita’yı oldukça kıskanmaktadır. Lolita’yı daha önceden de görüp ilgi duyan popüler yazar Quilty, Lolita’yı okul piyesinde başrolde oynatmak ister. Ama Humbert buna izin vermez. Bunun üzerine Quilty kendisini okul psikoloğu Dr. Zemph olarak tanıttığı Humbert’a Lolita’nın okul piyesinde başrol oynaması için tehditlerde bulunur ve istediğini almayı başarır. Lolita’nın kendisine yalanlar söylediğini farkeden Humbert, sinirlenip Lolita’yla kavga eder. Kavganın ardından Lolita, Humbert’ın okulu bırakıp kendisiyle gezip eğlenme teklifini kabul eder.
Humbert, yolculukları sırasında kendilerini bir arabanın takip ettiğini fark eder. Lolita’yı hastalandığı için hastaneye yatırır. Geceyarısı tuhaf bir telefon alınca Lolita’yı almak için hastaneye gider. Ama hastanede Lolita’nın taburcu edildiğini ve amcası tarafından alındığını söylerler.
Humbert’a daktiloyla bir mektup yazılır. Mektupta Lolita evlendiğini, bebeği olacağını, çok borçları olduğu için kendilerine bir çek göndermesini istemektedir.
Humbert, kendisine verilen adrese gider. Lolita’nın 1 yıl önce garsonken tanıştığı Dick’le evlendiğini öğrenir. Humbert, Lolita’ya kendisini hastaneden kimin çıkardığını sorar. Lolita, haftasonları buluştuğu, kendilerini takip eden, hastaneden çıkaran ve Dr. Zemph olarak kendisini tanıtan kişinin Quilty’nin ta kendisi olduğunu açıklar. Ona tutulduğunu, peşinden önce New Mexico, sonra Santa Fe’ye gittiğini, ancak tuhaf arkadaşlarının isteklerini yapmayıp sanat filminde oynamayınca kendisini kovduğunu anlatır. Lolita, Humbert’ın birlikte gitme teklifini kabul etmez. Humbert, yanında getirdiği paraları Lolita’ya verir ve ağlayarak gider.
Humbert oldukça dağınık görünen bir eve girer ve aradığı Quilty’yi sarhoş şekilde bulur. Humbert, hapishanede Quilty cinayetinden yargılanmayı beklerken kalp damarlarının tıkanması sonucu ölür.

Comment / Yorum:
Vladimir Nabokov’un çok ses getiren ve tartışılan aynı adlı kitabından senaryolaştırdığı Lolita, Stanley Kubrick tarafından yönetilir. Film, yaklaşık 2.000.000 dolara mal olur. Humbert isimli orta yaşlı bir adamın Lolita isimli 14 yaşındaki bir kıza aşık oluşunu, bu uğurda yaşadıklarını ve cinayet işleyecek duruma gelişini anlatan Lolita, aslında bir pedofili hikayesi olması sebebiyle rahatsız edici hatta sapıkça bulunmuş bir yapım. Yönetmen koltuğunda Stanley Kubrick’in oturması da bu yargıları kuvvetlendirir nitelikte.
Lolita rolü için oyuncu seçmelerine 800 kız katılır. Stanley Kubrick’in Lolita’yı oynaması için ilk tercihi olan Joey Heatherton, babası rolü müstehcen bulup izin vermediği için rolü oynayamaz. Bir diğer tercih olan Hayley Mills’te filmde oynayamayınca; rol, temel olarak göğüs boyutları yüzünden seçilen Sue Lyon’a gider. Humbert rolü için yönetmenin ve yapımcının ilk tercihi James Mason olur. Ancak daha sonra Marlon Brando, Cary Grant, Laurence Olivier, Peter Ustinov, David Niven, Noel Coward ve Errol Flynn gibi oyuncuların adları geçer. Noel Coward, rolü reddeder. Errol Flynn ise film çekimlerinden önce ölür. Nihayetinde ilk tercih olan James Mason’da karar kılınır. Peter Sellers, Quilty karakterini canlandırırken filmin yönetmeni Stanley Kubrick’i model alır.
James Mason, kusursuza yakın bir performans sergileyerek ne kadar yerinde bir seçim olduğunu gösterir. Aynı şeyleri genç kızların sevgilisi, karizmatik yazar Quilty’yi canlandıran Peter Sellers için söylemekse mümkün değil. Sellers, karizmatik bir karakter yaratmayı başaramadığı gibi abartıya kaçan tarzıyla rolü karikatürize etmiş.
Filmin tartışmalı senaryosu, Vladimir Nabokov’a “En İyi Senaryo” dalında Oscar adaylığı getirir. Ama ödülü kazanmayı başaramaz.
Lolita, sansasyonel ve sürükleyici bir film. Tutarsız gelebilecek kısımları olsa da; Stanley Kubrick’in filmografisinin önemli filmlerinden biri. Uzun sayılabilecek süresine karşın dinamizmini korumayı başardığı için sıkılmadan seyredilebilir.


Imdb note: 7.7                               My note: 7

4 Ekim 2013 Cuma

Vivre Sa Vie / Hayatını Yaşamak (1962)

Director / Yönetmen:

Jean Luc Godard

Screenplay / Senaryo:

Jean Luc Godard

Story / Hikaye:

Jean Luc Godard

Novel / Kitap :

Marcel Sacotte (from "Ou En Est La Prostitution")

Cast / Kadro :

Anna Karina
Sady Rebbot
                                                               Andre S. Labarthe
                                                               Guylaine Schlumberger
                                                               Gerard Hoffman
                                                               Monique Messine
                                                               Paul Pavel
                                                               Dimitri Dineff
                                                               Peter Kassovitz
                                                               Eric Schlumberger
                                                               Brice Parain
                                                               Henri Attal
                                                               Gilles Quenat
                                                               Odile Geoffroy
                                                               Marcel Charton
                                                               Jack Florency

Subject / Konu:


Bir kafe – Nana, Paul’den ayrılmak ister – Tilt masası:
Nana, oyunculuk konusunda pes etmeyeceğini ve günün birinde birileri tarafından keşfedileceğini söylediği Paul’den ayrılmak ister. Paul'e kendisini eskisi gibi sevmediğini söyler. Paul ise Nana’ya zengin biri olmadığı için kendisini terk ettiğini söyler. Nana, Paul’den 2.000 Frank borç ister. Paul, borç veremeyeceğini söyler. Nana’da Paul’den bozuk para alır. Oyun makinesinde oyun oynayıp bir süre sohbet ederler.

Kaset dükkanı – 2.000 Frank – Nana hayatını yaşıyor:
Müşterinin istediği gitar kaydını arayan Nana, arkadaşına ortalarda görünmeyen Rita'nın kendisine 2.000 Frank borcu olduğunu söyler.


Kapıcı – Paul – Jeanne D'arc'ın tutkusu – Gazeteci:
Nana, binadan içeri girmekte tereddüt eder. Sonra koşarak anahtarları bulunduğu yerden almaya çalışır. Ama kapıcının eşi kendisini engeller. İkinci girişiminde anahtarı almayı başarır. Ama kapıcı kendisini yakalar. Kolunu kıvırıp anahtarı geri alır ve Nana'yı kovar.
Nana, Paul’le buluşur. Paul, Nana’nın istediği resimleri kendisine teslim eder. Nana, Paul’ün birlikte yemek yeme teklifini geri çevirir. Jeanne D'arc ı izlemek için bir adamla sinemaya gider. Jeanne D'arc'ın idam öncesi söyledikleri Nana’yı derinden etkiler. Gözyaşlarını tutamaz. Film çıkışı biletleri kendisinin aldığını söyleyen adam, Nana’ya asılır. Nana, adamı tersler. Bir lokantada başka bir adamla buluşur. Önceden fotoğraflarını çektirmek için anlaştığı adama bu işi çok istediğini ve hazır olduğunu ancak sadece pazar günü boş olduğunu söyler. Gerçekten bir film yıldızı olup olamayacağını sorduktan sonra adamdan 2.000 Frank borç ister. Adam yanında o kadar para olmadığını söyler. Birlikte adamın evine giderler.

Polis – Nana sorgulanıyor:
Nana, polis sorgusunda sokakta yürürken büfeden gazete alan kadının çantasından para çıkardığını, paranın bir kısmını yere düşürdüğünü ama fark etmediğini, kendisinin dergi alacakmış gibi yaklaşıp yere düşen 1.000 Frank’ın üzerine ayağını koyduğunu, kadın parayı düşürdüğünü farkedip kendisine dik dik bakınca parayı geri verdiğini söyler. Ama kadın, kendisini anlattığı şekilde değil daha ağır şekilde suçlar. Nana, ne yapacağını soran polise gidecek yeri olmadığını ve ne yapacağını bilmediğini söyler.


Bulvarlar – İlk adam – Oda:
Nana, sokakta bekleyen fahişeler gibi bekler ve ilk müşterisini bulup otele gider. Adamla pazarlık ederler. Nana, 4.000 Frank ister. Adam, Nana’ya 5.000 Frank verir ve paranın üstünü almaz. Nana ürkek davranır.

Yvette ile karşılaşma – Banliyö de bir kafe – Raoul – Sokakta patlayan silahlar:
Nana sokakta Yvette le karşılaşır. Birşeyler içmeye giderler. Yvette, Raymond’la ayrılışlarını ve fahişeliğe başladığını anlatır. Yvette'in kafede karşılaştığı Raoul, Nana ile tanışmak ister. Raoul, Nana’nın masasına oturup onunla tanışır. Masadan kısa bir süre için ayrıldığında dışardan silah sesleri gelir. Nana hemen üzerini giyip kafeden çıkar ve koşarak gider.

Mektup – Yine Raoul – Champs Elysees:
Nana, bir genelev sahibesine kendisi için çalışmak istediğini belirten bir mektup yazar. Mektuba özelliklerini yazar ve bir resmini de ekler. Tam bu sırada Raoul gelir. Sohbet etmeye başlarlar. Raoul, Nana’nın mektubunu alıp okur. Daha çok para kazanmak için bu işi istediğini söyleyen Nana’ya kendisine iş ayarlayabileceğini, filmlerde oyunculuk yapabileceğini söyler. Nana’nın mektubunu alıp cebine koyar. Dışarı çıkarlar ve Champs Elysees görünür.


Akşamüstleri – Para – Düşüş – Zevk – Oteller:
Nana, Raoul'a bir fahişe ile ilgili herşeyi sorup öğrenir ve uygulamaya başlar.

Bir genç adam – Luigi – Nana mutluluğu sorguluyor:
Raoul ve Nana, geç kaldıkları için sinemaya giremezler. Raoul, bir arkadaşıyla birşeyler görüşür. Nana’nın canı sıkılır, müzik kutusundan bir şarkı seçer ve dans eder.

Sokaklar – Bir adam – Mutluluk eğlence değil:
Nana, sokakta bulduğu Dimitri isimli müşteriyle otele gider. Dimitri başka bir fahişe daha isteyince Nana odaları dolaşır ve bulduğu fahişeyle odaya döner.


Place Du Chatelet – Bir yabancı – Kasıtsız filozof Nana:
Nana oturmakta olduğu kafede kendisine içki ısmarlayan yaşlı adamla hayat üzerine derin bir felsesfi konuşma yapar.

Aynı genç adam – Oval portre – Raoul, Nana’yı takas eder:
Nana, daha önce oyun salonunda görüp tanıştığı genç adamla aşk yaşar. Genç adam, Nana’ya kitap okur. Nana, aşık olduğu genç adamın birlikte yaşama teklifini kabul eder. Raoul’a aralarındaki herşeyin bittiğini söylemek için gider. Raoul, Nana’yı zorla bir arabaya bindirir ve satmaya götürür. Nana’yı sattığı kişi kendisine eksik para verince paranın geri kalanını ister. Adamlar, silahlarını çekip ateş ederler. Raoul arabasına binip kaçar. Nana ise kendisine isabet eden kurşunlarla vurulup ölür.

Comment / Yorum: 

Jean Luc Godard, Marcel Sacotte’un “Où en est la prostitution” isimli kitabından yola çıkarak bir hikaye yazar. Sonra da bu hikayeyi senaryolaştırıp yönetir. Yönetmenin en bilindik filmlerinden biri olan Vivre Sa Vie / Hayatını Yaşamak, yeni dalga akımının da en seçkin örneklerinden biri olarak kabul edilir. Film, yaklaşık 64.000 dolara mal olur.
Film, trajik bir olay üzerinden toplumun, yokluğun ve ihtiyaçların insanı, kendisi için biçilmiş rolü oynamaya zorlayışını anlatır. Yönetmen, filmi 12 parçaya bölüp Nana’nın düşüşünü adım adım açıklar. Filme ülkemizde bazı filmlerle ilgili sık sık sorulan “Sanat filmi mi, gişe filmi mi?” sorusuyla yaklaşırsak; filmin salt bir sanat filmi olduğuna kanaat getirebiliriz.
Senaryo, daha başından nereye gideceğini belli eden türden. Buna karşın senaryonun işleniş tarzı ve filmin süresinin kısa tutulmuş olması, olası bir sıkıcılığı engellemiş. Filmin görüntü kalitesi, oldukça iyi. Oyunculukların üst düzey olduğu söylenemez. Filmin başrolünü üstlenen Danimarkalı Anna Karina, mankenlikten oyunculuğa geçiş yapmış, güzelliğiyle göz kamaştıran bir isimdi. Anna Karina’nın oyunculuğunun ise göz kamaştırdığını söylemek mümkün değil. Oyuncunun film çekildiği sırada Jean Luc Godard’la evli olması da bir diğer detay.
Venedik Film Festivali’ne katılan film, festivalden “Pasinetti Ödülü” ve “Jüri Özel Ödülü” ile dönmeyi başarır. Vivre Sa Vie, yeni dalga akımının sembollerinden olması nedeniyle bir başyapıt olarak kabul edilse de; kusurlu tarafları da göz ardı edilmemesi gereken bir film.

Imdb note : 7.9                               My note : 6.5

6 Mayıs 2012 Pazar

Rıfat Diye Biri / A Person Named Rıfat (1962)

Director / Yönetmen:

Ertem Göreç

Screenplay / Senaryo:

Attila İlhan (Ali Kaptanoğlu takma adıyla)

Cast / Kadro :

Ayhan Işık
Özcan Tekgül
Semra Sar
Hulusi Kentmen
Süha Doğan
Mehmet Ali Akpınar
Ali Seyhan
Hakkı Haktan
                                                                Kaya Erçakar
                                                                Muammer Gözalan
                                                                Mahmure Handan
                                                                Fadıl Garan
                                                                Naci Saraç
                                                                Tunç Başaran

Subject / Konu:

Rıfat, hapishaneden kaçar. Rıfat'ın hapishaneden kaçtığını haber alan dansçı Zişan, telaşlanır ve dans ettiği bardaki adamlarına Rıfat'ı bulup öldürmelerini söyler. Rıfat'ın telefon etmek için girdiği eczane, kurşun yağmuruna tutulur. Eczacı adam ağır şekilde yaralanır. Kurşun kolunu sıyıran Rıfat ise polis sirenini duyar duymaz kaçar. Eczacı adam, eczaneye gelen polislere telefonla konuşan adamın ismini söylemeye çalışırken ölür. Adam ölmeden önce ağzından çıkan son sözler; "Rıfat diye biri" olur.
Yaralı Rıfat, peşindeki polislerden kurtulmaya çalışırken bir eve girer. Zengin bir adam olan Zeynel, çalışanlarından birinin kızı olan Lale'yle evlenmek niyetindedir. Lale'yi ve ailesini gezintiye çıkarır. Gezintinin ardından Lale ve ailesini evlerine bırakır. Ailesi Lale'nin Zeynel'le evlenmesini çok istese de; Lale, Zeynel'den hoşlanmamaktadır. Odasına giren Lale'nin ağzı, bir el tarafından kapatılır. Lale, yaralı olduğunu ve kendisinden korkmamasını söyleyen adama yardımcı olmak ister. Lale'nin gözü tam bu sırada gazetedeki bir habere takılır; "Hisar cinayeti faili Rıfat cezaevinden kaçtı!" Yarasını tedavi etmek istediği adamın Rıfat'ın ta kendisi olduğunu anlar ve korkuya kapılır. Rıfat, silah zoruyla yarasını sardırdığı Lale'ye katil olmadığını ve bir an önce Aleko'yu bulmak zorunda olduğunu söyler. Lale'nin kendisini polise ihbar edebileceğinden çekinen Rıfat, Lale'yi de yanına götürür.
Kundura tamirciliği yapan Aleko, dükkanına gelen adam tarafından silahla vurulur ve ölür. Rıfat ve Lale, Aleko'nun dükkanına geldiklerinde Aleko'nun cesediyle karşılaşırlar. Adamlarının Rıfat'ı öldüremediğini öğrenen Zişan, çok sinirlenir.
Rıfat, Lale'ye Aleko'nun suçsuzluğunu ispat edebilecek tek kişi olduğu için öldürüldüğünü söyler. Lale, Rıfat'a neden iftiraya maruz kaldığını sorunca; Rıfat, tüm hikayeyi en başından Lale'ye anlatır. Hukuk öğrencisiyken arkadaşlarıyla eğlenmek için gittiği barda tanıştığı dansçı Zişan'a tutulan Rıfat, Zişan'ın uyuşturucu ticaretiyle uğraştığını öğrendikten sonra Zişan'ı terkeder. Rıfat'ın kendisini bırakmasını kabullenemeyen Zişan, intikam almak için rakiplerini öldürtür ve suçu Rıfat'ın üstüne atar.
Rıfat ve Lale, bir süre barınabilmek için Rıfat'ın arkadaşı Binali'nin oteline giderler. Rıfat'ın uyumasından yararlanan Lale, bir not bırakıp kaçar. Evine dönen Lale, gazetelere Rıfat'la ilgili yansıyan haberi görür. Haberde Rıfat'ın eczacı ve Aleko'yu öldürerek cinayetlerine devam ettiği yazmaktadır.
Telefonla Zekai Baba namıyla tanınan komiseri arayan Rıfat, suçsuz olduğunu ve cinayetlerle ilgisi olmadığını söyler. Zekai, Rıfat'ın dışarıda buluşma teklifini kabul eder. Rıfat, Binali'ye yaptığı iyilikler için teşekkür ettikten sonra Zekai ile buluşmak üzere otelden ayrılır. Rıfat'ın suçsuzluğuna inanan Lale, otele gittiğinde Rıfat'ın otelden ayrıldığını öğrenir.
Rıfat'la Zekai buluşur. Rıfat, Zekai'den suçsuzluğunu ispat etmek için 3 gün mühlet ister. Zekai ise Rıfat'a teslim olması halinde suçsuzluğunu kanıtlamak için elinden gelen herşeyi yapacağına dair söz verir. Rıfat, bu teklife razı olmak üzereyken; Zekai'den habersizce buluşma noktasına gelen polisler, Rıfat'ın Zekai'ye olan güvenini yitirmesine ve kaçmasına neden olur.
Rıfat, yolda karşılaştığı Lale'yle birlikte otele geri döner. Rıfat'ın Lale'yle birlikte otele döndüğünü gören Sivri lakaplı otel görevlisi, Zişan'ı telefonla arar ve durumu bildirir. Binali, bir ipucu bulduğunu ve eskiden Zişan'ın çetesinde çalışan Çingene Hakkı adlı adamdan birşeyler öğrenebileceklerini söyler. Zişan, adamlarına otele gidip Rıfat'ı öldürmeleri için talimat verir. Lale, Rıfat'a kendisinden ayrılmak istemediğini söyler. Rıfat'ta Lale'ye suçsuzluğunu ispat edince; gelip kendisini bulacağına dair söz verir. Polisler otele baskın düzenler. Rıfat, Binali'nin yardımıyla arka kapıdan kaçar. Rıfat'ı kaçarken gören Zişan'ın adamlarından biri Rıfat'ın peşine takılır. Zişan'ın adamları Lale'yi kaçırıp Zişan'ın kaldığı köşke götürürler.
Rıfat, Çingene Hakkı'yı arayıp bulur. Zişan'ın Rıfat'ı takip eden adamı, tam Çingene Hakkı, Zişan'ın yerini Rıfat'a söylemek üzereyken; Çingene Hakkı'yı öldürür. Rıfat, adamın peşinden koşsa da; adamı yakalamayı başaramaz.
Gece olmasına karşın hala eve dönmeyen kızlarını merak eden Lale'nin ailesi, durumu polise bildirir.
Rıfat, boş gibi görünen Zişan'ın çalıştığı bara gider. Rıfat, barın telefonu çalınca; gizli bölmenin açıldığını ve içeride birilerinin olduğunu görür. Gizli bölmeden içeri giren Rıfat, Zişan'ın adamlarının burada uyuşturucu ürettiğini görür. Rıfat, adamlarla kavgaya tutuşur. Adamlardan birini yakalayıp konuşturmayı başarır ve Zişan'ın kaldığı köşkün yerini öğrenir.
Zişan, köşkte Lale'yi dövüp işkence yapar. Uyuşturucu işinin reisi olan Zeynel, köşke gelince; Lale, herşeyin arkasındaki adamın Zeynel olduğunu öğrenir. Zeynel, Lale'yi bir odaya çıkartır ve tecavüz etmeye kalkar. Rıfat, köşkü telefonla arar ve oraya geleceğini bildirir. Zeynel ve adamları, Rıfat'ı gelir gelmez öldürmek üzere beklemeye koyulur. Rıfat, birer birer tüm adamları hakladıktan sonra köşkün içine girer. Zeynel, Rıfat'ı vurmak üzereyken Zişan kendini Rıfat'ın önüne atar ve vurulup ölür. Polis köşke geldiğinde Rıfat, gerçek suçlunun Zeynel olduğunu söyler ve Zeynel'i komiser Zekai'ye teslim eder. Tutuklanmayı bekleyen Rıfat, Zekai'den aslında hapishaneden kaçmadığını, bilakis polisler tarafından uyuşturucu çetesini bulabilmek için salındığını ve birkaç formalite halledildikten sonra serbest kalacağını öğrenir. Bir sürü badireyi atlatan Rıfat ve Lale birbirlerine kavuşurlar.

Comment / Yorum:

Attila İlhan'ın Ali Kaptanoğlu takma adıyla senaryosunu yazdığı Rıfat Diye Biri, Türk sinemasının bilinen polisiye filmlerinden biri. Yönetmenliğini Ertem Göreç'in yaptığı filmde başrolü, oyunculukta olgunluk dönemini yaşayan Ayhan Işık üstlendi. Lale rolünde kariyerinin başlarındaki Semra Sar'ı, Zişan rolündeyse ünlü dansöz Özcan Tekgül'ü izliyoruz. Oyunculuk kariyeri boyunca dansçı veya seksi kadın rollerinde karşımıza çıkan Özcan Tekgül ve genelde saf kız rollerinde seyrettiğimiz Semra Sar, bu filmde de filmografilerinde benzerlerine rastlayabileceğimiz karakterler üstlenmişler.
Yardımcı oyuncu kadrosunda en dikkat çekici isim, Zekai Baba rolünde izlediğimiz Hulusi Kentmen. Filmde Türk sinemasında kötü adam rolleriyle tanınan Süha Doğan'ı görür görmez filmin kötü adamının kim olduğunu anlamak pekte zor olmuyor. Oyuncu kadrosunda bir diğer göze çarpan isim de Sivri karakterini oynayan ünlü yönetmen Tunç Başaran.
Senaryo her ne kadar sürükleyici olsa da çelişkili tarafları da var. Örneğin filmin sonunda polisin uyuşturucu çetesine ulaşabilmek için Rıfat'ı serbest bıraktığını öğreniyoruz. Ancak bu durumda polisin birkaç kez Rıfat'ı yakalayıp tutuklamaya kalkışması ve Zekai'nin Rıfat'ı teslim olmaya ikna çabaları senaryodaki bariz mantık hatalarını ortaya çıkartıyor. Ayrıca Rıfat'ın kaçarken sığındığı evin kızı Lale'nin, Rıfat'ın başını belaya sokan uyuşturucu çetesinin reisi Zeynel'in evlenmek istediği kişi olması da oldukça abartılmış bir tesadüf.
Filmin olumlu yönleriyse; baştan sona düşmeyen temposu, dinamik kurgusu ve mekan olarak kullanılan İstanbul sokakları. Filmin polisiye türünde olması bile Türk sinemasının bu konuda pek üretken olmadığı düşünülünce; Rıfat Diye Biri'ni seyretmek için yeterli bir neden.

Imdb note : 5.3                              My note : 6

20 Mart 2012 Salı

Lonely Are the Brave / Yalnız ve Cesur (1962)

Director / Yönetmen:

David Miller

Screenplay / Senaryo:

Dalton Trumbo

Novel / Kitap:

Edward Abbey (from "Brave Cowboy")

Cast / Kadro :

Kirk Douglas
Gena Rowlands
Walter Matthau
Michael Kane
Carroll O'Connor
William Schallert
                                                           George Kennedy
                                                           Karl Swenson
                                                           William Mims
                                                           Martin Garralaga
                                                           Lalo Rios
                                                           Bill Bixby
                                                           Bill Raisch

Subject / Konu:

Yalnız bir kovboy olan John W. Burns namı diğer Jack, yeni atıyla hapse düştüğünü öğrendiği dostu Paul'ün evine gelir. Paul'ün karısı Jerry, olanları Jack'e izah eder. Jack, dışarı çıkacağını söyler ve evden ayrılır. Gittiği barda tek kollu bir adamla kavgaya tutuşur. Olaylar büyüyünce soluğu karakolda alır. Oldukça anlayışlı davranan polis memurları ufak bir kavga yüznden Jack'i tutuklamamaya karar verirler. Ancak bu durum Jack'in işine gelmez. Çünkü amacı hapse düşüp Paul'le konuşabilmektir. Tutuklanmayacağını duyan Jack, son çare olarak polis memurlarının üzerine saldırır ve 1 yıldan uzun sürecek bir mahkumiyet kararıyla hapse gönderilir.
Hapiste Paul'ü bulan Jack, kaçmak için Paul'ü ikna etmeye çalışır. Ancak Paul bir ailesi olduğunu ve sürekli kaçamayacağını söyleyerek bu teklifi reddeder. Hapse tedarikli gelen Jack'in planı yanında getirdiği demir testeresiyle parmaklıklardan birini kesmek ve kaçmaktır. Koğuştaki Meksikalıların da yardımıyla parmaklığı keserler. Fakat Jack kaçmak üzereyken atıştığı bir görevli tarafından odasına götürülür ve dövülür. Gün doğumuna yakın koğuşa dönen Jack, Meksikalıların kaçtığını görür. Kendisiyle gelmek istemeyen dostu Paul'le vedalaşır ve hapisten kaçar.
Paul'ün evine geri dönen Jack, Jerry'ye bilgi verir. Eski bir gönül ilşkisi olduğu ve sonra Paul'ü seçmiş olan Jerry ile vedalaşan Jack, atına biner ve polisler peşine düşmeden önce eyaletten ayrılmak için yola koyulur.
Şerif Morey Johnson'a firar eden Jack'le ilgili bilgi gelir. Yardımcısı Gutierrez'le birlikte keşfe çıkan Şerif Morey, Jack'in kaçmakta olduğu bölgeyi tespit eder. Eğitim yapmakta olan hava araçlı askeri ekipler de bu aramaya dahil olunca; oldukça çetin bir kovalamaca başlar. Öyle ki; bir atla kaçmaya çalışan yalnız kovboy Jack'in peşine helikopter takılır. Atını geçilmesi güç yerlerden geçirmeyi başaran Jack, tüfeğiyle arka pervanesini vurduğu helikopteri düşürüp saf dışı bırakmayı başarır.
Şerif Morey, Jack'in dağı aşıp ormanda izini kaybettirmeye çalışacağını anlar. Ancak bu planı uygulayabilmesi için yola belli bir noktadan sonra atı olmadan devam etmesi gerektiğine kanaat getirir. Jack, tıpkı Şerif Morey'nin düşündüğü gibi atının aşmasının imkansız göründüğü kayalıkları görünce atını bırakıp yola yürüyerek devam etmeye karar verir. Ama gönlü atını bırakmaya razı olmayınca; yola atıyla devam eder. Kayalıkların sonuna ulaştığında çevrenin arama ekiplerince sarılmış olduğunu görür. Biraz cesur, biraz da çılgınca bir hamle yapan Jack, atını 4 nala ormana doğru sürer. Cesaretinin karşılığında peşindekilerden kurtulmayı başaran Jack, gece atıyla birlikte ana yola çıkar. Jack, yolun karşısına geçecekleri sırada araçlardan ürken atının kontrolünü yitirince; uzun süredir yolda olan bir tırın darbesiyle ağır şekilde yaralanır.
Kaza mahalinde önce insanlar toplanır, daha sonra da sağlık ve trafik ekipleri gelir. Gelenler arasında Şerif Morey'de vardır. Can çekişen at, daha fazla acı çekmemesi için vurularak öldürülür. Ağır yaralı Jack'te ambulansla hastahaneye götürülür.

Comment / Yorum:

Edward Abbey'nin "Cesur Kovboy" adlı kitapından senaryolaştırılan Lonely Are the Brave, Kirk Douglas'ın canlandırdığı Jack karakteri üzerine kurulu bir hikaye. Filmde Amerika'da değişmeye başlayan yaşam tarzının, özgür ve başına buyruk yaşamaya alışmış bir kovboy olan Jack'i nasıl etkilediği ustaca resmediliyor. Tür olarak western ve drama sentezi olarak nitelendirebileceğimiz film, aynı zamanda çok başarılı ve gerçekçi bir toplumsal projeksiyonda yapıyor. Bir kovboy özelinde ilerleyen hikaye, genelde ise bitmek üzere olan vahşi batı yaşantısının modern hayatla çatışması ve vahşi batı yaşantısının temsilcileri olan kovboyların modern hayata ayak uyduramamalarını anlatıyor.
Kirk Douglas'ın performansı övgüye değer. Gena Rowlands'ı filmin sadece ilk yarısında görüyoruz. Filmin polisiye ve tebessüm ettiren bölümlerinde de Walter Matthau'yu izliyoruz. Oyuncu kadrosuyla ilgili en enteresan not ise; bardaki kavga sahnesinde Jack karakteriyle kavgaya tutuşan ve kolunu 2. Dünya Savaşı sırasında Okinawa'da kaybettiğini söyleyen tek kollu oyuncu Bill Raisch'in kolunu gerçekten 2. Dünya Savaşı'nda Okinawa'da kaybetmiş olması.
Lonely Are the Brave, abartılı kahramanlık hikayelerinin yer aldığı western filmlerinden biri değil. Gerçekçi bir western olmasının yanı sıra son derece sıcakta bir film. Sadece türünün başarılı örneklerinden biri olması bile filmi seyretmek için yeterli. Hem bir western klasiği olduğu için hem de usta oyuncu Kirk Douglas'ın başarılı filmlerinden biri olması nedeniyle arşivlere de katılabilecek bir yapım.

Imdb note : 7.7                              My note : 8