Uyarı :

UYARI: "Konu / Subject" bölümlerinde filmlerin hikayeleri baştan sona anlatıldığı için bu bölümleri, filmleri izledikten sonra okumanız tavsiye edilir.

Derya Alabora etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Derya Alabora etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Temmuz 2014 Perşembe

Bana Old and Wise'ı Çal (1998)

Director / Yönetmen:
Çağan Irmak

Screenplay / Senaryo:
Çağan Irmak

Cast / Kadro:
Erkan Can
Derya Alabora
Nedim Doğan
Naz Önel
Tomris İncer
Doğan Aybay

Subject / Konu:
Oğuz sabah 5’e kadar süren “Yalnızlar Saati” isimli bir radyo programı yapmaktadır. Geceyi uykusuz geçirenlerle telefon bağlantısı yapmakta ve slow ağırlıklı şarkılar çalmaktadır.
Gecenin ilk telefonu genç Sibel’den gelir. Sibel, Oğuz’un özel hayatına dair sorular sorar. Fakat Oğuz, özel hayatına dair bilgi vermez.
Gecenin ikinci telefonu Onur’dan gelir. Onur, Oğuz’dan kendisi için çok özel olan Eda’ya Alan Parsons Project’ten “Old and Wise” isimli şarkıyı çalmasını ister.
Oğuz rüyasında ölmüş annesini görür. Annesi ona dışarıda bir hayat olduğunu ve uyanması gerektiğini söyler.
Çalışma arkadaşı Zuhal, Eda’ya çok sevdikleri Oğuz’un radyo programında birisinin kendisi için Old and Wise isimli şarkıyı çaldırdığını söyler. Eda şoka uğrar. Gece Oğuz’un programını dinler. Onur, tekrar telefonla arar ve Oğuz’dan Old and Wise’ı çalmasını ister.
Eda apar topar radyoya gider. Oğuz onu yayın yaptığı sırada stüdyoya alır. Eda kendisini Oğuz’a tanıtır. Şarkının kendisine gönderildiğini, bunun Onur’la özel şarkıları olduğunu anlatır. Ama Onur 2 yıl önce ölmüştür.
Eda ve Oğuz sohbete koyulurlar. Birbirlerine hikayelerini anlatırlar. Program bitiminde stüdyodan birlikte çıkarlar ve bir kafeye doğru giderler. Oğuz’un annesi ve Onur, onları izler.

Comment / Yorum:
Bana Old and Wise’ı Çal, 2002 yılında “Asmalı Konak”’ ile televizyonda, 2005 yılında  “Babam ve Oğlum” ve 2008 yılında “Issız Adam” ile sinemalarda fırtınalar estirmeyi başaran Çağan Irmak’ın yönetmenlikte emekleme dönemimde çektiği, pek de bilinmeyen kısa filmi. Film, öğrencilik döneminde 2 kısa film çekmiş olan yönetmenin 3. kısa metrajlı filmi olmakla beraber profesyonel anlamda çektiği ilk kısa filmi olarak kabul edilebilir.
Film, fantastik ve duygusal öğeleri başarılı şekilde harmanlayan bir hikayeye sahip. Bu başarıda 80’lerde Türk sinemasının 90’larda ve sonrasında televizyon dünyasının önemli kurgucularından biri olan Sedat Karadeniz’in kurgusunun payı büyük. Filmde Alan Parsons Project, Bee Gees, Cher, Dire Straits, Kate Bush, Oleta Adams ve Teen Sharp’tan şarkılar kullanıldı. Erkan Can, Derya Alabora ve Tomris İncer gibi güçlü oyunculardan oluşan oyuncu kadrosu, bir kısa film için oldukça iddialı ve bunu başaran bir genç yönetmenin geleceğine de ışık tutar nitelikte. Bu ışık ve filmin başarısı, 1998 yılında İFSAK Kısa Film Festivali’nde “Birincilik Ödülü” ile taçlandırıldı. Bana Old and Wise’ı Çal, Çağan Irmak’ın başlangıç adımlarını görmek için iyi bir fırsat.

Imdb note: 6.7                           My note: 8

14 Nisan 2012 Cumartesi

Siyah Beyaz (2010)

Director / Yönetmen:

Ahmet Boyacıoğlu

Screenplay / Senaryo:

Ahmet Boyacıoğlu

Cast / Kadro :

Tuncel Kurtiz
Erkan Can
Şevval Sam
Nejat İşler
Taner Birsel
Derya Alabora
Rıza Sönmez
Muzaffer Özdemir
Serhat Tutumluer
                                                                       Almila Uluer
                                                                       Dilara Yalçın
                                                                       Ateş Barut
                                                                       Hüseyin Ülker
                                                                       Bakır Haydar Cırık
                                                                       Efe Çetinel
                                                                       Arzu Gündüz Balcı

Subject / Konu:

Faruk, köpeğini gezdirirken yolda çarpıştığı kadının eşyalarını toplamaya yardım ettiği sırada kadının sevgilisinin intiharına şahit olur.
İngiltere'den gelen karısı, Doktor'a başka birine aşık olduğunu söyler onu terkeder.
Faruk'un duvarı yüzlerce siyah beyaz resimle kaplı barı Siyah Beyaz'da 5 arkadaş; Faruk, Ayten, Ahmet Nihat, Doktor ve Muzaffer bir araya gelir. Muzaffer, sürekli ilgilenip beslediği salyangozu Müzeyyen'le gelmiştir. Komünistliğiyle meşhur Ahmet Nihat, ev sahininin zam talebi üzerine arkadaşının boş evine taşındığını anlatır. Doktor da karısı tarafından terkedildiğini anlatır. Faruk ise Siyah Beyaz'ı yani 24 yıllık barını ve galerisini kapatıp Bodrum'a yerleşmeye karar verdiğini açıklar. Herkes bu karara çok üzülür. Ayten'in teklifiyle ertesi gün balık tutmaya giderler.
Muzaffer'le Faruk dolaşmaya çıkarlar. Muzaffer, yolda karşılaştıkları üniversiteden arkadaşı Nilgün'e hafızasını kaybetmiş numarası yapar ve onu kendisini hatırlayamadığına inandırır. Nilgün gittikten sonra Faruk, Muzaffer'e neden numara yaptığını sorar. Muzaffer, Nilgün'ün üniversitede büyük aşk yaşadığı ve üniversite bittiğinde gittiği için ayrılmak zorunda kaldığı, hiç unutamadığı sevgilisi olduğunu anlatır. 26 yıl boyunca ortak arkadaşlar sayesinde Nilgün hakkında bilgi aldığını söyler.
Ahmet Nihat'ın evinde toplanan 5 arkadaş, içki içip kağıt oynarlar. Muzaffer, müsade ister ve erken ayrılır. Faruk, Muzaffer gittikten sonra olup biteni arkadaşlarına anlatır.
Ayten, erkek arkadaşıyla buluşmaya gider. Adamın halinden ayrılmak istediğini anlayan Ayten, kısa ve etkili bir konuşma ardından adamı hayatından çıkarır.
Siyah Beyaz'da buluşan arkadaşlar, Ahmet Nihat'ın barı kapatacağı için Faruk'a çıkışmasıyla tatsızlık yaşarlar.
Faruk, Nilgün'le konuşur ve Muzaffer hakkındaki gerçekleri anlatır.
Doktor, Faruk'u arar ve birkaç yıldır görmedikleri arkadaşları Hakan'ın akciğer kanseri olduğunu, ameliyat geçiren Hakan'ın hastahanede olduğunu bildirir. Doktor, yanında getirdiği kıyafetlerle doktor kılığına bürünen Muzaffer, Faruk ve Ayten'le Hakan'ı ziyarete gider. Doktor, ziyaret dönüşü Hakan'ın fazla ömrü kalmadığını söyler.
5 arkadaş yine barda bir araya gelir. Muzaffer, barda Moody Blues konseri düzenlenmesini teklif eder. Gecenin sonunda yalnız kalan Ayten ve Doktor, beraber olmak için Ayten'in evine giderler.
Moody Blues, barda son şarkısını çalmadan önce Siyah Beyaz'ın son gecesi olduğunu ve gecenin sonunda müşterilerin Faruk için çok önemli olan ve hep gözü gibi dikkat ettiği duvardaki resimlerden istediklerini alabileceklerini söyler. Gece biterken müşteriler resimleri almaya başlar. Faruk, kabustan uyanır ve barına gider. Resimleri yerli yerindedir.
Bara gelen Nilgün, Muzaffer'e neden kendisine numara yaptığını, Faruk ise Nilgün'e kendisini neden terkettiğini sorar. Geçmişe, eski dostlara dair konuşurlar. Tekrar görüşmek üzere sözleşirler.
Faruk, resimleri duvardan indirmeye başlar. Boyacıyla barın yeni rengi için telefonda konuşur. Çalışanlarına barı kapatmayacağını ilan eder.

Comment / Yorum:

Yönetmen Ahmet Boyacıoğlu'nun ilk yönetmenlik deneyimi olan Siyah Beyaz, müthiş bir kadroyu bir araya getiren, genelde diyaloglar üzerine kurulu sade senaryolu bir film. 18 hafta vizyonda kalan film, 45.860 seyirciye ulaştı.
Siyah Beyaz isimli bar, filmde yalnızca mekan olarak kullanılmamış. Filmin, Ankara'da yaklaşık 25 yıldır hizmet veren ve siyasetçilerle sanatçıların tercih ettiği bir mekan olan Siyah Beyaz'a saygı duruşunda bulunduğu, hatta başrol oyuncusu olarak bizzat Siyah Beyaz'ı kullandığı söylenebilir.
Temel bir konu anlatımı yapmayan film, bazı mekanların sadece mekan olarak kalmayıp insanların hayatlarının bir parçası oluşuna değiniyor. Filmin büyük bölümü 5 arkadaşın Siyah Beyaz'daki sohbetleri üzerine kurulu. Film, zengin bir oyuncu kadrosuna sahip. Sohbete dayalı bir filmde Tuncel Kurtiz ve Erkan Can gibi usta isimleri kullanmak yerinde seçimler olmuş.
Türkiye'de pek rağbet görmeyen film, katıldığı uluslararası festivallerdense ödüllerle dönmeyi başardı. Filmin kazandığı ödüller; 59. Manheim - Heidelberg Uluslararası Film Festivali'nde "Jüri özel ödülü", 27. Uluslararası Festroia - Troia Film Festivali'nde "Jüri özel ödülü", Love is Folly Uluslararası Film Festivali'nde "Jüri özel ödülü" ve "Fipresci ödülü".
Siyah Beyaz, tarz olarak Türk sinemasında pek benzeri olmayan bir yapım olduğu için herkese hitap etmeyebilir. Karakterlerinden ötürü daha çok orta yaş kuşağının ilgisini çekebilir. Siyah Beyaz, usta isimleri bir araya getiren sohbet içerikli bir film olduğundan dolayı farklı bir Türk filmi seyretmek isteyenler için de iyi bir alternatif olabilir.

Imdb note : 5.6                              My note : 7.5

11 Şubat 2012 Cumartesi

80. Adım (1996)

Director / Yönetmen:

Tomris Giritlioğlu

Screenplay / Senaryo:

Mehmet Eroğlu

Novel / Kitap:

Mehmet Eroğlu (from "Yarım                                                                                                           Kalan Yürüyüş")

                                                                                      Cast / Kadro :

                                                                                       Zuhal Olcay
                                                                                       Levent Ülgen
                                                                                       Haluk Bilginer
                                                                                       Derya Alabora
                                                                                       Emre Baykal
                                                                                       Hümeyra
                                                                                       Civan Canova
                                                                                       Meral Çetinkaya
                                                                                       Altan Erkekli
                                                                                       Tunca Yönder
                                                                                       Selçuk Yöntem
                                                                                       Aytaç Yörükaslan
                                                                                       Taner Barlas

Subject / Konu:

Savcı ve yardımcısı, 3 kurşunla vurulan ve komada olan Korkut Laçin'in nasıl ve kim tarafından vurulduğunu araştırmaya başlar. Bu araştırma süreci geçmişe doğru uzanır.
Korkut, 1978 yılında Bangkok'tayken ambarda geçen 10 dakikada neler yaşandığını hatırlamaya çalışmaktadır. 1983 yılında İstanbul'da olan Korkut, sürekli o zaman dilimiyle ilgili kabuslar görmekte olduğu için sahte pasaport çıkarıp, tekrar Bangkok'a dönüp gerçeği öğrenme arzusundadır. Kendisine bıçakla saldıran Portekizli denizcilerin söylediği gülmüşsün lafı, zihninden çıkmaz.
1975 yılında okulun kimya labarutavarı Korkut ve arkadaşları tarafından yakılır. Kanaryaların yanmaması için geride kalan ve yakalanan Korkut, olayın tüm sorumluluğunu üstüne alır.
Savcı, Korkut'u hastahaneye getiren Lerzan'ın ifadesini alır. Lerzan, kocası Sedat Bender'i bulmak için ilk kez evlerinde parti verdikleri gece gördüğü Korkut'la tanışmasını anlatır. Korkut'un Sedat'ta bulunan emanetini geri almak istediğini söyler. Lerzan, Korkut'a kendisini parti işlerine veren Sedat'tan 6 aydır ayrı olduğunu anlatır. Korkut, Bangkok'tan Türkiye'ye iade edildiğinde bir süre hapishanede yatar.
Çocukluğundan beri korku nedir bilmeyen Korkut, yetimhane günlerinden beri çevresindekilerin sorumlulukların yüklenerek onların kötü hissetmelerine neden olmuştur. Korkut, çocukluğunda yetimhanede kanaryalarla konuşan tek çocuktur. Bir ağaçtan daracık bir kuyuya atlayacak kadar da gözü karadır.
Savcının yardımcısı, Korkut'un eski bir arkadaşıyla görüşür. Arkadaşı, Korkut'un hayatında tanıdığı en cesur adam olduğunu, labaratuvar yangınından sonra hayatının mahvolduğunu, eğer bu problemle karşılaşmamış olsa Sedat'ın kızkardeşi Aslı'yla nişanlanacağını anlatır. Aslı'nın bu sürecin ardından Korkut'un da arkadaşı olan Hasan'la evlendiğini ekler.
Aslı ifadesinde Korkut'u yıllar sonra tekrar annesinin evinde gördüğünü anlatır. Korkut'un ölen annesiyle ilişkisi olduğunu söyler.
Savcıya ifade veren Hasan, 1978'teki gözaltı sürecinde Korkut'un tüm işkencelere göğüs gererek polislerin kendisine dokunmasını engellediğini ve işkencelere güldüğünü anlatır. Tekrar karşılaştığı Korkut'un da kendisine işkence gördüğü sırada gülüp gülmediğini sorduğunu söyler.
Korkut, emanetini alabilmek için Sedat'ın evine tekrar gider. Lerzan, Korkut'la yakınlaşmaya çalışır. Korkut, Sedat'taki emanetinin Portekizli denizci arkadaşından kalan eşyaların yer aldığı bir bavul olduğunu söyler. Bu bavulu Korkut'un arkadaşı Dehler, Korkut hapisteyken Yunanlı bir denizci aracılığıyla Sedat'a göndermiştir.
Korkut gemide çalıştığı sırada, Portekizli gemici Raoul'un kedisi yüzünden gemidekilere kuduz bulaşmaması için Raoul ambara kapatılır. Gemi okyanusun ortasında bulunduğu ve aşı ulaştırılamadığı için Raoul'un öldürülmesine karar verilir. Bu görev Korkut'a aittir. Raoul'u öldürmek için ambara giden Korkut, Raoul'u öldürdüğü sırada güler. Bu zaman dilimi Korkut'un hatırlayamadığı zaman diliminin ta kendisidir. Raoul, ölmeden önce odasındaki resimlerinin ve yazdığı mektubun ailesine gönderilmesini ister.
Lerzan ve Korkut, bavulu aramaya kavulurlar. Geldikleri evde Sedat'ı karşılarında bulurlar. Sedat, annesiyle ilişki yaşadığı, kız kardeşinin aşık olduğu ve herşeyi üstlenerek hiçbir zaman sorumluluk almalarına izin vermediği için nefret ettiği Korkut'a silah çeker. Sahte pasaport alamaması için aracıyı ihbar ettiğini söyler. Korkut, bir boğuşmanın ardından bavulu bulur. Gitmek üzereyken Aslı tarafından vurulur.
Savcı, olaylar açıklığa kavuşunca hastahaneye gider. Komadaki Korkut ölür.

Comment / Yorum:

Yapımcılığını Trt'nin üstlendiği 1996 yapımı film, Mehmet Eroğlu'nun "Yarım Kalan Yürüyüş" adlı romanından sinemaya uyarlanmış. Senaryo karmaşık olmakla beraber zaman zaman sıkıcı, zaman zamansa sürükleyici bir hal alabiliyor. Korkut karakterinin ekseninde ilerleyen film, Korkut'un hayatındaki karakterlerin hikayeye girmesiyle; mevcut soruları cevaplamak yerine yeni soru işaretlerini filme ekliyor. Sorular ancak filmin son bölümünde net cevaplara kavuşuyor. Aslında Korkut'un tek amacının Raoul'u öldürürken gülüp gülmediğini öğrenmeye çalışıyor olması, bu kadar yoğun ve karmaşık ilerleyen bir film için oldukça basit ve hafif kalan bir amaç. Bu açıdan senaryoda tutarsızlıklar olduğu söylenebilir.
Başrolü Levent Ülgen'in oynadığı film, müthiş isimlerden oluşan bir oyuncu kadrosuna sahip. Zuhal Olcay filmdeki performansıyla 19. Siyad Türk Sineması Ödülleri'nde "En iyi kadın oyuncu" ödülü, Hümeyra ise 8. Ankara Film Festivali'nde "En iyi yardımcı kadın oyuncu" ödülü kazandı.
Sinema salonlarında sadece 5200 kişinin izlediği film, 8. Ankara Film Festivali'nde "Seçiciler Kurulu Özel Ödülü", 15. İstanbul Film Festivali'nde "En iyi film" ve "En iyi yönetmen" ödülü ve 19. Siyad Türk Sineması Ödülleri'nde "En iyi 5. film" ödülünü kazanmayı başardı.
Filmin koordinasyonunu Gül Muyan'la birlikte sağlayan; ünlü yönetmen Zeki Demirkubuz.
80. Adım, izlerken seyirciyi yoran, konsantre olarak izlenirse daha net kavranabilecek ve içine girilebilecek bir film. Farklı konusu ve zengin oyuncu kadrosu için seyredilebilecek bir yapım.

Imdb note : 5.3                              My note : 6

19 Kasım 2011 Cumartesi

Masumiyet / Innocence (1997)

Director / Yönetmen:

Zeki Demirkubuz

Screenplay / Senaryo:

Zeki Demirkubuz

Cast / Kadro :

Derya Alabora
Güven Kıraç
Haluk Bilginer
Melis Tuna
Yalçın Çakmak
Ajlan Aktuğ
Nihal G. Koldaş
Doğan Turhan
Feridun Koç

Subject / Konu:

Yusuf, İzmir'e gitmek üzere otobüse biner. Ablasının yasak aşkı olan en iyi arkadaşını öldürmekten 10 yıl hapis yattıktan sonra tahliye olmuştur (her ne kadar tahliye olmak istemese de). Sakin bir yapısı olan Yusuf'un İzmir'e geliş sebebi ablasını ziyaret etmektir. Eniştesinin ve ablasının yaşananların etkisinden kurtulamadığını ve kendisininde dahil olduğu eski defterlerin açılması sebebiyle; eniştesinin evinden ayrılıp köhne bir pansiyona yerleşir.
Önce otobüste karşılaştığı, sonra da kaldığı pansiyonda ateşlenen Çilem'i hastahaneye götürmesi nedeniyle tanıştığı Çilem'in annesi Uğur ve Bekir'le kısa sürede samimi olur. Samimiyetleri arttıkça; birbirleri hakkında yeni şeyler öğrenirler.
Uğur, 2. sınıf gazinolarda şarkıcılık ve hayat kadınlığı yapmaktadır. Bekir, Uğur'a olan hastalıklı aşkından dolayı Uğur nereye giderse peşinden giden ve fakat aşkına hiçbir zaman karşılık bulamamış biridir. Aşkına karşılık bulamamasının nedeni; Uğur'un da hastalıklı bir şekilde hapishanede yatan Zagor'a aşık olmasıdır. Şehir şehir dolaşmasının nedeni de Zagor'dur.
Bekir, kıskançlık krizine girdiği bir gece intihar eder. Yusuf adeta Bekir'in yerini alır. Uğur'u gittiği yerlerde yalnız bırakmayan Yusuf, tıpkı Bekir gibi Uğur'a aşık olur ve yine tıpkı Bekir gibi reddedilir.
Zagor, hapisten kaçar. Uğur'da Çilem'i bırakıp ortadan kaybolur. Şimdi Yusuf'a düşen sular durulduğunda Uğur'un talimatıyla Çilem'i Ankara'ya götürmektir. Ankara'ya gittiklerinde Uğur buluşacakları yere gelmez. Niye gelmediği televizyonda yayınlanan haberde anlaşılır; Uğur ve Zagor öldürülmüştür. Haberi görmeyen ve Uğur'un öldüğünü bilmeyen Yusuf, son çare olarak müebbete mahkum arkadaşı Orhan'ın verdiği İstanbul'daki adrese iş bulmak için gelir. Orhan'ın babasını bulan Yusuf, içeri girdiğinde Orhan'ın kefene sarılmış bedeniyle karşılaşır. Orhan'ın resmi bir köşede durmaktadır. Orhan aslında Zagor'un ta kendisidir.

Comment / Yorum:

Filmin sonunda Samuel Beckett'in "Hep denedin, hep yenildin. Gene dene, gene yenil. Daha iyi yenil." sözleriyle karşılaşırız. Herhalde filmin sonundaki mutlak yenilgi halini başka bir söz daha iyi anlatamazdı. Masumiyet'te mutlak yenlginin, karşılıksız aşklarla ve kaybolan umutlarla sembolize edilmesi gayet yerinde bir anlatım dili oluşmasına neden olmuş.
Filmin en güçlü tarafı, harika oyunculukları. Haluk Bilginer, çılgınlığıyla ön planda olan Bekir karakterine; Derya Alabora, güçlü ve hükmeden Uğur karakterine ve Güven Kıraç, duru ve kaybeden Yusuf karakterine ustalıkla can vermiş. Bu müthiş performanslar Güven Kıraç'a 1997 yılında ÇASOD (Çağdaş Sinemacılar Oyuncuları Derneği) "Oyucu ödülü", Altın Objektif Ödülleri'nde "En iyi erkek oyuncu" ödülü, Adana Film Festivali'nde "En iyi erkek oyuncu" Altın Koza ödülü, 1998 yılında SİYAD (Sinema Yazarları Derneği) "En iyi erkek oyuncu" ödülü, Orhan Murat Arıburnu Ödülleri'nde "En iyi erkek oyuncu" ödülü, Ankara Film Festivali'nde "En iyi erkek oyuncu" ödülü ve 1999 yılında Cezayir'de düzenlenen Tebessa Film Festivali'nde "En iyi erkek oyuncu" ödülü; Derya Alabora'ya 1997 yılında ÇASOD "Oyuncu ödülü", Adana Film Festivali'nde "En iyi kadın oyuncu" Altın Koza ödülü, Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde "En iyi kadın oyuncu" Altın Portakal ödülü, 1998 yılında SİYAD "En iyi kadın oyuncu" ödülü, Orhan Murat Arıburnu Ödülleri'nde "En iyi kadın oyuncu" ödülü ve Ankara Film Festivali'nde "En iyi kadın oyuncu" ödülü; Haluk Bilginer'e 1997 yılında ÇASOD "Oyuncu ödülü", Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde "En iyi yardımcı erkek oyuncu" Altın Portakal ödülü, 1998 yılında Orhan Murat Arıburnu Ödülleri'nde "En iyi yardımcı erkek oyuncu" ödülü ve Fransa'da düzenlenen Premiers Plans Festivsl D'Angers Festivali'nde (Angers Avrupa İlk Film Festivali) "En iyi erkek oyuncu" ödülü kazandırdı.
Film, Zeki Demirkubuz'a da bir dolu ödül kazandırdı ve yurtdışında tanınmasında büyük rol oynadı. Filmin kazandığı ödüller; 1997 yılında Altın Objektif Ödülleri'nde "En iyi film" ve "En iyi yönetmen", Adana Film Festivali'nde "En iyi film" ve "En iyi yönetmen" Altın Koza ödülü, Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde "En iyi ikinci film" ve "En iyi kurgu" Altın Portakal ödülü, Köln Türk Filmleri Festivali'nde "3.lük ödülü", 1998 yılında SİYAD "En iyi film", "En iyi yönetmen" ve "En iyi senaryo" ödülü, Orhan Murat Arıburnu Ödülleri'nde "En iyi film" ve "En iyi yönetmen" ödülü, Ankara Film Festivali'nde "Jüri Özel Ödülü", İstanbul Uluslararası Film Festivali'nde "En iyi film" ödülü, Avusturya'da düzenlenen Innsbruck Film Festivali'nde "Halk ödülü", Belçika'da düzenlenen Brüksel Akdeniz Filmleri Festivali'nde "Jüri özel ödülü", Norveç'te düzenlenen Oslo Güney Filmleri Festivali'nde "Büyük ödül", Fransa'da düzenlenen George & Ruta Sodoul Ödülleri'nde "Büyük ödül", Fransa'da düzenlenen Premiers Plans Festival D'Angers'te "Büyük ödül" ve 1999 yılında Cezayir'de düzenlenen Tebessa Film Festivali'nde "Büyük ödül" kazandı.
Bazı sinema otoriteleri tarafından gelmiş geçmiş en iyi türk filmleri arasında gösterilen Masumiyet, oyunculuk performansları, hikayesi, yönetimi ve uluslararası başarısıyla elbette değerli bir film. Ancak değer kaybına yol açan detaylar da var; isminden çok lakabıyla tanınan Orhan'ın, iş bulması için babasına gönderecek kadar samimi olduğu hapishane arkadaşı Yusuf, nasıl olur da Orhan'ın lakabını bilmez? Bu mantık hatası doğrultusunda hikayenin daha en başından Yusuf'un, Zagor'dan haberdar olması gerekir. Bu da hikaye gelişiminin baştan sona değişmesine neden olur. Dikkatli seyredince yakalanan bu büyük hata, filmin bir başyapıt olmasını engellemiş. Yine de Masumiyet, 90'larda duraklama dönemine giren Türk sinemasının yeniden şahlanışında başrol oynayan filmlerden biri.
Zeki Demirkubuz, 2006 yılında Masumiyet'in öncesini anlatan Kader filmini çekti ve Bekir'in Uğur'la tanışma ve saplantılı şekilde aşık oluş hikayesini de sinemaya aktardı.
Masumiyet, Zeki Demirkubuz sinemasını sevenler ve 90'ların kayda değer Türk filmlerininden birini izlemek isteyenler için kaçırılmaması gereken bir yapım.

Imdb note : 8.3                            My note : 7

24 Ağustos 2011 Çarşamba

Adem'in Trenleri (2007)

Director / Yönetmen:

Barış Pirhasan

Screenplay / Senaryo:

İsmail Doruk
Ulaş Çobancı

Cast / Kadro :

Nurgül Yeşilçay
Cem Özer
Derya Alabora
Erkan Taşdöğen
Turan Özdemir
Asuman Dabak
Yıldız Kültür
Hakan Bilgin
                                                               Veysel Diker
                                                               Ümit Çırak
                                                               Ezel Akay
                                                               Atıf Emir Benderlioğlu
                                                               Fırat Can Aydın
                                                               Zeynep Deniz Özbay

Subject / Konu:

Hasan, sakin yapılı, yoksul ve Allah'a karşı sınavlarını yerine getirmeye uğraşan bir imamdır. Hasan, erkek arkadaşı Bekir tarafından hamile bırakılıp, terk edilen Hacer ile evlenir. Amacı; Hacer'e ve kızı Fatmacık'a sahip çıkmaktır. Hacer ile arasında karı, koca münasebeti olmayan Hasan, karısına ve Fatmacık'a karşı her zaman mesafeli durur. Onların tüm ihtiyaçlarını elinden geldiğince karşılar. Ama onlara sevgisini göstermez. Çünkü Hasan, bu yaşananları Allah'ın bir sınavı olarak kabul etmiştir. Hasan'a göre Hacer ve Fatmacık, kendisine verilmiş emanetlerdir.
Hasan, Hacer ve Fatmacık, Ramazan ayı için imamı bulunmayan, tren istasyonu görevlileriyle ailelerinin yaşadığı 20 haneli ufak bir köye gelir. Hasan, Ramazan ayı boyunca burada imamlık yapacaktır. İstasyon görevlileri, Hasan'a ve ailesine kalacak yer temin eder. İstasyon görevlileri ve aileleri kısa sürede Hasan ve Hacer'in arasındaki garipliği ve soğukluğu sezer.
Hasan'ı dinlemek için camiye giden Adem, Hasan'ın sevgisini kazanır. Adem aynı zamanda Fatmacık'ın en yakın arkadaşı olmuştur.
Hasan ve Hacer beklenmedik bir sürpriz yaşar. Bekir, o ufak köyde karşılarına çıkar. Peki ama şimdi ne olacaktır? Hacer, Bekir'i bağışlayıp kızıyla birlikte peşinden mi gidecektir, yoksa kendisine el sürmemiş, sahip çıkmış, kızına babalık etmiş Hasan ile mi kalacaktır? Hasan, emanet olarak taşıdığı karısı Hacer ve kızı gibi sevdiği Fatmacık'ı Bekir'e mi bırakacaktır yoksa gerçek bir koca olmayı mı seçecektir?

Comment / Yorum:

Barış Pirhasan'ın 2. filmi olan "Adem'in trenleri", düşük bütçeyle çekilen ve gişede de büyük hasılat elde edemeyen bir film. Başrollerinde Nurgül Yeşilçay ve Cem Özer'in yer aldığı filmin iyi sayılabilecek bir yan kadrosu var. Önemli rollerde oynayan çocuk oyuncular Fırat Can Aydın ve Zeynep Deniz Özbay, başarılı performanslar sergilemiş. Filmin en temel ve kilit karakteri olan Hasan'ı canlandıran Cem Özer, abartıdan uzak ve doğal bir oyunculuk sergilemiş.
Filmde göze çarpan birkaç sorun var; Bekir karakteri hakkında neredeyse hiçbir şey bilmememiz ve filmin zaman zaman ağırlaşan temposu gibi. Filmin güzel kısımları ise; belli bir noktadan itibaren filmi Adem'in bakış açısıyla izlememiz. Bir çocuk masumiyetiyle izlemek; objektif bakış açısıyla filmi izleme imkanı veriyor. Hasan'ın imamlığından ötürü gelen kendine hakim olma güdüsünden, karısını arzulayan bir kocaya geçişi filmde başarıyla işlenmiş.
Senaryo daha iyi işlenebilseydi; ortaya kuşkusuz daha iyi bir film çıkabilirdi. Ama tüm olumsuz yönlerine rağmen, samimiyetinden ötürü izlenebilecek bir film.

Imdb note : 6.8                             My note : 6.5