Uyarı :

UYARI: "Konu / Subject" bölümlerinde filmlerin hikayeleri baştan sona anlatıldığı için bu bölümleri, filmleri izledikten sonra okumanız tavsiye edilir.

2011 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2011 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ekim 2025 Pazar

A torinói ló / The Turin Horse / Torino Atı (2011)

Director / Yönetmen:

Béla Tarr

Ágnes Hranitzky

Screenplay / Senaryo:

László Krasznahorkai

Béla Tarr

Cast / Kadro:

János Derzsi

Erika Bók

Mihály Kormos

Subject / Konu:

Yaşlı ve sağ kolu felç bir çiftçi olan Ohlsdorfer, tek at sürülmüş at arabasıyla yol alır. Hava oldukça çetindir. At ise bitkin ve yıpranmış görünmektedir. Eve vardığında kızının yardımıyla kıyafetlerini değiştirir. Akşam yemekleri sadece birer haşlanmış patatestir.

Ertesi gün kızının yardımıyla yola çıkmak üzere at arabasını hazırlar. Ancak at gitmeye direnince yola çıkamaz. Dinmek bilmeyen fırtına, susuzluk problemi ve kaynakların giderek tükenmesiyle karşı karşıya kalırlar.

Comment / Yorum:

Friedrich Nietzsche, 1899 yılında Torino’ya gittiğinde bir atın kırbaçlandığını görür. Atı koruma içgüdüsüyle boynuna sarılırken yere yığılır. Bu olayın yarattığı travmayla bir akıl hastalığına tutulur. Filozof, 11 yıl sonra gerçekleşen ölümüne değin yatağa bağlı kalır ve konuşma yetisini yitirir. Film, bu olaydan yola çıkarak ata ne olduğu sorusuna kurgusal bir cevap veriyor.

Yönetmen Béla Tarr’ın yardımcı yönetmeni Ágnes Hranitzky’nin yardımıyla tamamlayabildiği 2011 yapımı Torino Atı, yönetmenin son uzun metrajlı filmi olma özelliğini taşıyor. Siyah - beyaz çekilen, fırtınayı, soğuğu, yokluğu ve çaresizliği başarıyla yansıtan filmin muazzam bir görüntü yönetimi var.

Film, 2 saat 35 dakikalık uzun süresine karşın çok az diyalog içeriyor. Filmdeki ilk diyalog 22. dakikada gerçekleşiyor. Dolayısıyla filmin düşük tempolu yapımlara aşina seyircilere hitap ettiğini belirtmek gerekli. Uluslararası Berlin Film Festivali’nde yarışan yapım, Gümüş Ayı ve FIPRESCI ödüllerine layık görüldü.

Imdb note: 7.7                                My note: 5.5




25 Aralık 2016 Pazar

Wilde Salome (2011)

Director / Yönetmen:
Al Pacino

Screenplay / Senaryo:
Al Pacino

Play / Oyun:
Oscar Wilde (from “Salome”)

Cast / Kadro:
Jessica Chastain
Al Pacino
Kevin Anderson
Roxanne Hart
Etselle Parsons
Joe Roseto
Rocky Abou – Sakher
                                                              Caia Coley
                                                              Richard Cox
                                                              Jack Huston

Subject / Konu:
Al Pacino, bir saplantının hikayesi olan Oscar Wilde’ın Salome isimli oyununu sıra dışı bir şekilde sahnelemeye ve bu sahnelemeden teatral bir sinema uyarlaması yapmak için kolları sıvar. Kendisine 5 günlük bir zaman verilmesi sıkıntı yaşamasına neden olur.
Herodias’ın kızı Bakire prenses Salome, kendisinde gözü olan üvey babası Kral Herod’un çarpık davetine katılmak istemediğinden terasa çıkar. Burada Herod’un öldürmeye korktuğu için bir kuyuya attırdığı vaftizci John’un sesini duyar ve gönlünü ona kaptırır. O sırada genç Yüzbaşı Salome’yi görüp aşık olur. Salome, Yüzbaşıya John’un esir edildiği kuyunun kapağını açtırır ve onu görür. Salome, john u dudaklarından öpmek isterken Yüzbaşı intihar eder. John, Salome’ye lanetli olduğunu söyler ve onu reddeder.
Al Pacino, Oscar Wilde’ın memleketi İrlanda ya gider. Wilde ve vaftizci John’a dair bilgi alır. Sonra Londra’ya gider. Wilde’ın evini ziyaret eder. Torunu ile görüşür.
Sosyetede hızla yükselen, yazdıklarıyla insanları büyüleyen ve sosyalizm, komünizm ve anarşizm gibi akımlara dair de yazan Oscar Wilde, eş cinsel ilişkisi yüzünden mahkum edilmeye çalışılır. Türlü dalaverelerle ceza alması sağlanır ve 2 yıl kürek cezasına mahkum edilir.
İlk oyun Los Angeles’ta sahnelenir ve beğeni kazanır.
Oscar Wilde cezasını çekip serbest kaldıktan sonra kendisine ihanet eden ve bir kez olsun onu ziyaret etmeyen eş cinsel aşkı Bosie’yi görebilmek için İtalya’ya gider. Daha sonra ölene dek kalacağı Paris’teki otele yerleşir. Wilde, hapisteyken kaptığı ve tedavi edilmeyen enfeksiyon yüzünden 46 yaşındayken ölür.
Herod, Salome’ye kendisi için dans ederse, ne dilerse gerçekleştireceğine dair yemin eder. Salome annesinin itirazlarına rağmen Herod için çıplak şekilde dans eder. Dansın ardından bir gümüş tepsi ve tepsinin içinde de John’un başını ister.
5 gün içersinde oyunu çekmeye zorlanması Al Pacino yu oldukça zorlar ve gerer. Çekimler için 2 gün daha ek süre alır.
Kral Herod, Salome’ye isteğinden vazgeçmesi için cezp edici teklifler, hazineler sunar. Ancak Salome isteğinden bir türlü vazgeçmez. Sözünü tutan Herod, John’un başının kesilmesine razı olur. Salome, John’un gümüş tepside getirilen başını alır ve diriyken öpemediği dudakları öper. Herod gördüklerinin ardından Salome’nin öldürülmesini emreder.
Salome’nin ilk kaba kurgusu tamamlanır. Kurguyu seyreden Pacino ekibine işlerinin bitmediğini ve çöle dönmeleri gerektiğini söyler…

Comment / Yorum:
Yaklaşık 5.500.000 dolara mal olan ve belgesel özelliği de taşıyan Wilde Salome’nin ilk gösterimi 2011 yılında Venedik Film Festivali’nde yapıldı. Film festivalden  “Queer Lion” ödülüyle döndü. Filmin seyirciyle buluşması ise 2014 yılında gerçekleşti. Bunun nedeni belgeselin içeriğinde yer alan, çekimleri gerçekleştirilen ve 2013 yılında seyirciyle buluşan Salome isimli filmi önce yayınlamak olsa gerek.
Filmde Salome oyununun yanında Oscar Wilde’ın yaşamına da yolculuk yapılmakta. Daha önce tiyatroda 3 kez Kral Herod rolünü oynamış Al Pacino, senarist ve yönetmen olarak da yarı kurgu, yarı belgesel Wilde Salome’de yer alıyor. Pacino’nun ve Jessica Chastain’in oyunculuk performanslarının ön planda olduğu söylenebilir.
Wilde Salome, bir film ya da bir filmin yapım belgeseli olarak nitelendirilmemeli. Filmi Oscar Wilde’ın hayatına sansasyonel oyunu Salome ile yarı kurgu, yarı belgesel şekilde bir yolculuk olarak değerlendirmek daha yerinde olacaktır. 

Imdb note: 6.8                             My note: 7.5

21 Kasım 2015 Cumartesi

Tonight is not a Good Night For Dying (2011)

Director / Yönetmen:
Ali Asgari

Subject / Konu:
İnsanlar, yolda çıplak şekilde ve bilinçsizce yatmakta olan adamın etrafında toplanırlar. Adam, bir binadan atlamış ya da düşmüştür. Toplanan kalabalıktan biri ambulans çağırır. Ambulans gelene kadar inleyip can çekişen adamı izlerler. Ambulans geldiğinde adamın düştüğü binanın üst pencerelerinden birinden üstü başı yırtık bir adam, ambulansa taşınan adama bakar. Yataktaki kadının yüzünde ise pişmanlık vardır...

Comment / Yorum:
İranlı yönetmen Ali Asgari’nin ilk kısa metrajlı filmi olan 2011 yapımı “Tonight is not a Good Night for Dying”, yaklaşık 2.000 dolarlık bir bütçeyle çekildi. Filmin ilk gösterimi 30 Mayıs 2011’de yapıldı. Kısa film, bir kaza ya da intihar gibi görünen bir olaya insanların ilk tepkisini ve müdahalesini gösterdikten sonra bakış açısını değiştirerek olayın aslında bir cinayet olduğunu anlatmakta. Yerden yatan çıplak adamı gören kadına adama bakmaması yönündeki tepkiler, ağır yaralı adamın başucunda sigara içerek beklenmesi gibi önemli detaylarla Ortadoğu’ya dair başarılı bir toplumsal analiz yapılmış.

Imdb note: 6.8                             My note: 7

6 Ekim 2015 Salı

Warrior / Büyük Dövüş (2011)

Director / Yönetmen:
Gavin O’Connor

Screenplay / Senaryo:
Gavin O’Connor
Anthony Tambakis
Cliff Dorman

Story / Hikaye:
Gavin O’Connor
Cliff Dorman

Cast / Kadro:
Joel Edgerton
Tom Hardy
Jennifer Morrison
Frank Grillo
                                                           Nick Nolte
                                                           Denzel Whitaker
                                                           Bryan Callen
                                                           Kevin Dunn
                                                           Maximiliano Hernandez
                                                           Sam Sheridan
                                                           Fernando Funan Chien
                                                           Jake McLaughlin
                                                           Noah Emmerich
                                                           Gavin O’Connor
                                                           Kurt Angle

Subject / Konu:
Evine dönen Paddy, kapısında 14 yıl sonra ilk kez gördüğü oğlu Tommy’yi bulur. 14 yıl önce içki sorunu ve şiddet, Tommy’nin annesini de alarak evden gitmesine neden olmuştur. Tommy bir dövüş salonuna kayıt olur. Paddy, Tommy’yi çocukluğunda askeri usullerle karma dövüş sporlarında eğitmiştir.
Fizik öğretmenliği yapan Brendan, Philadelphia’da eşi Tess ve kızlarıyla yaşamaktadır. Borçlarından dolayı ek iş yapmalarına karşın hala maddi sorunlarla boğuşmaktadırlar. Brendan bu nedenle dövüşmeye başlar.
Tommy ringde antrenman yapmak isteyen dünya orta siklet 1 numarasını benzetir. Dünyanın en iyilerinin dövüşeceği ve kazananın tüm parayı alacağı Sparta isimli turnuvaya katılmak için Paddy’den kendisini çalıştırmasını ister. Paddy, şartlarını kabul eden Tommy’yi çalıştırmaya başlar.
Brendan’ın dövüştüğü okulda öğrenilince, bir süre öğretmenlikten uzaklaştırılır. Bunun üzerine dövüşerek para kazanmaya karar verir. Eski dostu Frank’in salonunda hazırlanmaya başlar.
Paddy, oğlu Brendan’ı ziyaret eder. Kendisini hoş karşılamayan Brendan’a Tommy’nin geri döndüğünü ve birlikte çalışmaya başladıklarını haber verir. Brendan, Paddy’ye kaybettiği için kendisini çalıştırmadığını hatırlatır. Yaptıkları için onu affeder. Ancak kendisine güvenmediğini de belirtir.
Efsanevi Rus dövüşçü Koba’nın Tommy’nin de katılacağı Sparta’da dövüşmek için Amerika’ya geleceği açıklanır. Sparta’ya katılacak olan Frank’in çalıştırdığı Marco sakatlanınca turnuvadan çekilir. Brendan, Marco’nun yerine turnuvaya katılabilmek için Frank’ten yardım ister. Frank, Brendan’ın turnuvaya katılmasını sağlar.
Tommy’nin Irak’ta Amerikan ordusunun kahraman bir askeri olduğu haberi yayılınca Tommy’ye olan ilgi artar.
Turnuvanın tanıtımından sonra Brendan, Tommy’yi bulup onunla konuşur. Tommy, annesiyle evden ayrılırlarken onlarla gelmek yerine bugün evli olduğu sevgilisi Tess için babasıyla kalmayı seçen Brendan’ı dışlar. Brendan, annesinin hastalığını bilmediğini ve onun cenazesine bile katılamadığını söylese de, Tommy’yi yumuşatmayı başaramaz.
Tommy ilk rakibini tek yumrukla yere serip nakavt eder. Brendan, ilk maçında net favori olarak gösterilen rakibini zorlu bir müsabakanın ardından yenmeyi başarır. Brendan daha zor bir müsabakanın ardından 2. rakibini de yenmeyi başarır. Tommy, 2. maçını da rahatlıkla kazanır.
Oğullarıyla iletişim kurabilmek için harcadığı çabalar sonuç vermeyen Paddy tekrar içkiye sarılır. Tommy, Paddy’yi sakinleştirdikten sonra yanında o olmadan ringe çıkar. Daha önce antrenmanda patakladığı rakibini çok sert ve hızlı şekilde nakavt eder. Diğer yarı finalde ise Brendan, Koba ile karşılaşır. 2 raunt boyunca dayak yiyen Brendan, 3. raunt rakibinin üzerine gidip onu nakavt edebilmek için her şeyi dener ve mucizevi bir zafer kazanır.
Tommy’nin gerçek kimliği anlaşılır ve ordudan firar ettiği için final müsabakasının ardından tutuklanmasına karar verilir. Maçtan kısa süre önce kardeş oldukları ortaya çıkan Tommy ve Brendan şampiyon olup 5.000.000 dolarlık ödülü alabilmek için ringe çıkarlar. İlk 2 raunt Tommy’nin hakimiyetinde geçer. 3. rauntta ise Brendan, Tommy’nin omzunu çıkarır. Tommy çıkık omzuna karşın 4. raunta çıkar. Bu sırada Paddy salona gelir. Brendan kardeşini kollayarak dövüşe devam eder. Tommy pes etmesi gerektiğini anlar ve maçı Brendan kazanır. Brendan kardeşine sarılarak ringden iner.

Comment / Yorum:
Gavin O’Connor’ın hikayesini Cliff Dorman’la, senaryosunu Dorman ve Anthony Tambakis’le yazdığı ve yönettiği 2011 yapımı “Warrior / Büyük Dövüş” sportif bir drama. Filmin çekimleri California, Pittsburgh, Philadelphia, Washington ve Atlantic City’de yapıldı. Yaklaşık 25.000.000 dolara mal olan film, 24.215.385 dolar hasılat elde etti.
Joel Edgerton’ın canlandırdığı Brendan karakteri, hem öğretmen hem de UFC dövüşçüsü olan Rich “Ace” Franklin ile hikayelerinin benzerliği dikkat çekti. Tommy karakteri ise NCAA Division 1 şampiyonu ve olimpik takım üyesi Cary Kolat’ın hikayesiyle benzerlikler taşımakta. Frank karakteri yaratılırken MMA antrenörü Greg Jackson’dan esinlenildi. Oyuncular Frank Grillo ve Joel Edgerton, film çekimlerine hazırlık esnasında New Mexico’ya gidip Jackson’la birlikte çalıştılar.
Filmde Koba karakterini canlandıran Kurt Angle aslında 1996 yılında Olimpiyat Altın Madalyası kazanmış bir dövüşçüdür. Angle’ın canlandırdığı karakterin lakabı King Kong olarak planlanmıştı. Ancak telif hakları nedeniyle bu isimden vazgeçildi. Koba karakteri, Dünya Sambo şampiyonu ve 1 numarası Fedor Emelianeko’dan esinlenilerek yaratılan bir karakter oldu. Filmde ayrıca UFC dövüşçüleri Anthony Johnson ve Nathan Marquardt, Sparta dövüşçüleri olarak rol aldılar.
Film katıldığı festivallerde 6 ödül ve 18 adaylık kazandı. Nick Nolte filmdeki performansıyla “En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu” kategorisinde Oscar’a aday gösterildi. Tom Hardy, film çekimleri sırasında parmağını ve kaburgasını kırdı. Joel Edgerton sakatlandı ve kafes sahnelerinde 6 hafta topallayarak rol aldı.
Warrior, karma dövüş sporları temalı sıkı bir film olmasının yanında aynı zamanda başarılı bir aile draması da. Şiddet sahnelerinden hoşlanmayan seyirciler dışında tüm sinema severlerin beğeniyle izleyebileceği bir yapım.

Imdb note: 8.2                             My note: 7.5

15 Eylül 2014 Pazartesi

The Intouchables / Can Dostum (2011)

Director / Yönetmen:
Eric Toledano
Olivier Nakache

Screenplay / Senaryo:
Eric Toledano
Olivier Nakache

Cast / Kadro:
François Cluzet
Omar Sy
Anne Le Ny
Audrey Fleurot
Clotilde Mollet
Alba Gaia Bellugi
Cyril Mendy
Salimata Kamate
                                                            Absa Diatou Toure
                                                            Gregoire Oestermann
                                                            Dominique Daguier
                                                            François Caron
                                                            Christian Ameri
                                                            Thomas Soliveres
                                                            Dorothee Briere Meritte
                                                            Marie Laure Descoureaux
                                                            Emilie Caen
                                                            Sylvain Lazard
                                                            Jean François Cayrey
                                                            Ian Fenelon
                                                            Renaurd Barse
                                                            François Bureloup
                                                            Nicky Marbot
                                                            Benjamin Baroche

Subject / Konu:
Sosyal yardımdan para alabilmek için iş görüşmesine gittiğini kanıtlamak zorunda olan Driss, çok zengin ama boynundan ayak parmaklarına kadar felçli bir adam olan Philippe’in bakıcılığı için görüşmeye gider. Niyetini doğrudan belli edince, Philippe ertesi gün gelip imzalanmış kağıtlarını almasını söyler.
6 ay sonra evine giden Driss, sorumsuzluğundan dolayı annesinin tepkisiyle karşılaşır ve evden kovulur. İmzalanan kağıtlarını almak için Philippe’in evine giden Driss, sürpriz şekilde Philippe tarafından 1 ay denenmek üzere işe alınır. Bir serseri olan Driss, Philippe’in çevresindeki herkesin dikkatini çeker.
Driss, Philippe’in 6 aydır Eleonore isimli bir kadınla mektuplaştığını öğrenir. Zamanla Driss ve Philippe arasında dostluk bağı oluşur. Philippe, Driss’e büyük aşk yaşadığı karısı Alice’i, onu kaybetmenin acısını, havanın uygun olmadığı bir günde yamaç paraşütü yaptığı için 2 boyun kemiğini kırıp felç kaldığını anlatır.
Philippe, Driss’in dayatmaları sonucu Eleonore’la telefonda görüşmeye ve yakınlaşmaya başlar. Ama buluşma günü görüşmekten vazgeçer. Driss’le birlikte özel uçağına atlayan Philippe, yamaç paraşütü yapmaya gider. Driss, döndüklerinde belaya bulaşmış kardeşini karşısında bulur.
Driss, ailesinin gerçek ailesi olmadığını, çocukları olmayan teyzesi ve eniştesi tarafından 8 yaşındayken Senegal’den alınıp Fransa’ya getirildiğini, sonrasında teyzesinin iki kez ortadan kaybolduğunu ve bu kayboluşlarda hamile kaldığını, eniştesi öldüğünde de teyzesinin başka adamlardan başka çocukları olduğunu ve aslında kardeşlerinin kardeşi olmadığını Philippe’e anlatır. Philippe anlayış gösterir ve işten ayrılmasına izin verir.
Driss gittikten sonra yeni bakıcılarıyla uyum sağlayamayan Philippe kötüleşmeye başlayınca bu durum Driss’e haber verilir. Driss, Philippe’e birkaç ufak macera yaşattıktan sonra Eleonore’la sürpriz bir görüşme yapmasını sağlar.

Comment / Yorum:
Birlikte 4 kısa film, 1 televizyon projesi ve 5 uzun metrajlı filme imza atan Fransız yönetmenler Eric Toledano ve Olivier Nakache’nin 4. uzun metrajlı filmi olan ve kendilerine uluslararası şöhreti getiren 2011 yapımı filmleri “The Intouchables / Can Dostum”, yaklaşık 9.500.000 euro bütçeyle çekilir. Film, dünya genelinde 426.480. 871 dolar hasılat elde ederek büyük bir başarıya imza atar.
Filmin hikayesi gerçek bir olaya dayanmakta. Hikayenin gerçek kahramanları Philippe Pozzo Di Borgo ve Faslı Sellou. Philippe Pozzo Di Borgo, şimdi Fas’ta yaşamakta. Yeniden evlendi ve 2 kızı oldu. Abdel Sellou’da Fas’ta bir şirket sahibi. Evlendi ve 3 çocuğu oldu. Phillipe ve Abdel yakın arkadaş olarak kaldılar. Filmin sonunda Phillipe ve Abdel’i de görmekteyiz. Filmde Faslı Abdel’in Senegalli Driss olarak değiştirilmesinin temel nedeni, yönetmenlerin filmde daha önce 2002 yılında “Ces Jours Heureux”, 2006 yılında “Nos Jours Heureux ve 2009 yılında “Tellement Proches” isimli projelerde birlikte çalıştıkları ve performansından memnun kaldıkları Omar Sy’ı oynatmak istemelerinden kaynaklandı. Omar Sy’da tıpkı Driss karakteri gibi zamanında Fransız banliyölerinde yoksul hayatı yaşamıştı.
Film Fransa’nın “Yabancı Dilde En İyi Film” dalında Oscar adayı olur. Ama Oscar adayı olmayı başaramaz. Film aynı kategoride Altın Küre ve Bafta’ya aday olmayı ise başarır. Birçok önemli festivale katılan yapım, katıldığı festivallerde 29 ödül ve 34 adaylık kazanır.
The Intouchables, çarpıcı ve gerçek bir hikaye olmasının dışında sinema sanatının iyi işçilikle çok ciddi konulara dair de başarılı komedi yapımları üretebildiğini kanıtlar nitelikte ve klasikleşmesi mutlak bir yapım. Oyunculuklar üst düzeyde. François Cluzet ve Omar Sy, deyim yerindeyse karşılıklı döktürmüşler. Filmin bir diğer başarılı tarafı ise keyifli şarkı seçimleri. Özetle filmin birkaç açıdan değil bütünsel olarak başarılı olduğunu söylemek gerek. Kesinlikle arşivlerde yer alması gereken bir yapım.

Imdb note: 8.6                           My note: 9

9 Ağustos 2014 Cumartesi

Aşk Tesadüfleri Sever / Love, Just a Coincidence (2011)

Director / Yönetmen:
Ömer Faruk Sorak

Screenplay / Senaryo:
Nuran Evren Şit

Story / Hikaye:
İpek Sorak

Cast / Kadro:
Mehmet Günsür
Belçim Bilgin
Ayda Aksel
Altan Erkekli
Şebnem Sönmez
Hüseyin Avni Danyal
Berna Konur
                                                               Ümit Bülent Dinçer
                                                               Hakan Çimenser
                                                               Zafer Demircan
                                                               Pınar Çağlayan
                                                               Batuhan Karacakaya
                                                               Reyhan Asena Keskinci
                                                               Berkant Keskin
                                                               Yiğit Özşener
                                                               Yımaz Gruda
                                                               Cezmi Baskın
                                                               Cansel Elçin
                                                               Arif Keskiner
                                                               Ayşe Arman
                                                               Caner Karamukluoğlu
                                                               Müge Boz
                                                               Eren Erdem
                                                               Mehmet Turgut

Subject / Konu:
1 Eylül 1977, Ankara, heyecanla karısı Neriman’ı doğuma götüren Yılmaz, hastaneye geldiğinde bir arabaya çarpar. Karısı ve çarptığı arabadaki kadın, doğuma alınırlar. Kadınlardan biri erkek bebek, diğeri de kız bebek dünyaya getirir. Bir fotoğrafçı olan Yılmaz iki bebeğin de resimlerini çeker.
Deniz oyunculuk seçmelerine giderken, başarılı bir fotoğraf stüdyosu olan Özgür ise bir gazeteciye röportaj vermekte ve babasının fotoğrafçılığından etkilendiğini söylemektedir.
Deniz, erkek arkadaşı Burak ve ailesiyle yediği tanışma yemeğinde Burak’ın ailesine oyunculuğu bırakacağını söylediğini öğrenir. Gece kavgayla ve tatsız sonlanır. Yolun ortasında Burak’ın arabasından inen Deniz, çocukluğuna benzeyen bir resmi sergi afişi şeklinde görür. Resmi, Özgür’ün 1 yıl önce ölen babası Yılmaz’ın adına açtığı yeni sergisinde sergilenmektedir. Deniz, merakla sergiye girse de, peşinden gelen Burak ile gitmek zorunda kalır. İş için Rusya’ya gidecek olan Burak, Deniz’le vedalaşır. Kalbinde ritim bozukluğu olan Özgür, gece rahatsızlık hiseder.
Ertesi gün tekrar sergiye giden Deniz, Özgür’e fotoğrafın kendine ait olup olamayacağını sorar. Özgür, Deniz’e kendisini tanıdığını söyler ama Deniz Özgür’ü hatırlayamaz. Doktoru Özgür’e 1 haftalığına hastaneye yatması gerektiğini bildirir.
Deniz, eski günlüğü sayesinde çocukluklarında Özgür’le bisiklet kazası geçirdiğini hatırlar. Fotoğrafın bir kopyasını almak için Özgür’ün stüdyosuna giden Deniz, Özgür’ün çocukluk aşkı olduğunu anımsar. Birlikte samimi bir yemek yerler. Özgür, Deniz’in erkek arkadaşı olduğunu öğrenir. Deniz sarhoş olduğu için Özgür, onu stüdyoya götürmek zorunda kalır. Deniz’i yatırıp zar zor ilacını içen Özgür fenalaşıp kanepeye yığılır. Sabah olunca uyanan Deniz, 3 haftalık bir turne için Ankara’ya gitmesi gerektiğinden Özgür’e bir not yazıp apar topar çıkar. Eski günlüğünü stüdyoda düşürdüğünü ve Özgür’den aldığı çocukluk fotoğrafını unuttuğunu ise farketmez.
Arkadaşı tarafından uyandırılan Özgür, Deniz’in notunu gördükten sonra Ankara’ya doğru yola koyulur. Deniz, ekibiyle Ankara’daki sahneye ulaştığında Özgür’ü karşısında bulur. Özgür, Deniz’e unuttuğu çocukluk fotoğrafını verir. Birlikte vakit geçirirler. Deniz, Özgür’ü ilk oyuna davet eder.
Deniz, babası tarafından aldatılıp terk edildikten sonra dengesizleşen annesinde, Özgür ise babasından kalma fotoğrafçı dükkanını kiralamak için geldiği bahanesiyle annesinde kalır. Dükkana giden Özgür, gitar tutkusunu ve müzik grubunu hatırlar.
Deniz’in ilk oyunu, 1 Eylül’e yani hem Deniz’in hem de Özgür’ün doğum günü tarihine denk gelir. Oyunun ardından Özgür’ün arkadaşının sahne aldığı mekanda eğlenmeye giderler. Güzel bir gecenin ardından Özgür, Deniz’i fotoğrafçı dükkanına götürür ve yıllar önce kaybetmiş olduğu kutusunu ona geri verir. Aşklarını birbirlerinden gizlemezler ve birlikte olurlar. Sabah sürpriz şekilde Ankara’ya gelen Burak’ın telefonuyla uyanırlar. Deniz, Burak’la buluşur ve başka birine aşık olduğunu söyleyip ilişkilerini sonlandırır.
Doktoruyla görüşmeye giden Özgür, durumunun kritik olduğunu ve acilen hastaneye yatması gerektiğini öğrenir. Deniz, oyuncu seçmelerine girdiği Fransız filmine seçildiği haberini alır. Deniz’e sağlık durumunu açıklamak üzere oyuna gelip fenalaşan Özgür, oyun salonundan çıktığı sırada yere yığılır. O sırada oyun salonuna gelen Burak, Özgür’ü acil şekilde hastaneye yetiştirir. Deniz, Özgür’ün telefonunu arar. Burak cevaplayıp olanları anlatır. Deniz, apar topar hastaneye doğru yola koyulurken, Burak hastaneden ayrılır. Özgür ameliyata alınırken, ağır şekilde yaralanan Deniz hastaneye getirilir. Doktoru Özgür’e acilen bir kalp bulunmazsa öleceğini söyler. Beyin ölümü gerçekleşen Deniz’in kalbi Özgür’e nakledilir.

Comment / Yorum:
Yönetmen Ömer Faruk Sorak, arkadaşı olan fotoğrafçı Mehmet Turgut’un hayatından bazı kesitler alarak oluşturulacak bir hikayeyi filme çekmek ister. İpek Sorak, gerçek olaylardan da yararlanarak bir hikaye yazar. Bu hikaye, Nuran Evren Şit tarafından senaryolaştırılınca ortaya Aşk Tesadüfleri Sever çıkar. Çekimleri 2010 yılı içersinde gerçekleştirilen filmin ilk gösterimi 4 Şubat 2010 tarihinde yapılır. 36 hafta vizyonda kalan film 2.418.090 seyirciye ulaşır.
Bir Böcek Yapım filmi olan Aşk Tesadüfleri Sever, 1977 – 2010 yılları arasında geçen bir aşk hikayesini konu alıyor. Elbette adından da anlaşılacağı gibi filmin temelini tesadüfler oluşturuyor. Ancak bu tesadüflerin dozajı biraz daha az tutulsa, ortaya daha gerçekçi bir film çıkacağı tespiti yanlış olmaz. Filmin en başarılı taraflarından biri geçmişe dönük anlatımlarda yıllara dair detayların dikkatlice düşünülmüş olması. Filmin bazı bölümlerinde gereğinden fazla şarkı kullanımı yapılmış gibi görünse de, şarkı seçimleri genel olarak başarılı. Filmin öne çıkan şarkıları Mehmet Günsür’ün filmde de rol alan Tnk grubuyla seslendirdiği Bülent Ortaçgil şarkısı Eylül Akşamı ve Tnk grubunun seslendirdiği Yine Yazı Bekleriz.
Film, İsviçre’de düzenlenen Lucerne Uluslararası Film Festivali’nde “En İyi Film”, 2011 Cenk Koray Ekran Ödül Töreni’nde “En İyi Film”, 1.YEFA Ödüllerinde “En İyi Film Müziği”, 18. Kral Tv Müzik Ödüllerinde “En İyi Film Müziği”, İlesam (Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birligi) Kültür ve Sanat Ödülleri katagorisinde “Sinema Ödülü”, organ ve doku nakliyle ilgili mesajlarından dolayı Sağlık Bakanlığı’nca verilen Altın Steteskop Medya Ödülleri’nde “En Duyarlı Film” ödüllerini kazandı. Ayda Aksel filmdeki performansından dolayı 16. Sadri Alışık Tiyatro ve Sinema Oyuncu Ödülleri’nde “En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu” ödülüne layık görüldü. Filmle ilgili en tuhaf haber ise Yeşilçam Film Akademisi’nin hiç efekt kullanılmayan filme önce “En İyi Dijital Efekt Ödülü” verip, sonra ödülü geri alması oldu.
Film, beğenilmesine karşın daha iyi olabilirmiş şeklinde yorumlar almasının temel nedeni, hikaye içersinde “tesadüf” olarak bırakılmış abartılı noktalar. Yine de Aşk Tesadüfleri Sever için romantik bir çizgide akan ve hüzün ağırlıklı bir final tercih eden eli yüzü düzgün bir film denebilir.

Imdb note: 7.3                           My note: 6.5

22 Haziran 2014 Pazar

Devrimden Sonra (2011)

Director / Yönetmen:
Mustafa Kenan Aybastı

Screenplay / Senaryo:
Mustafa Kenan Aybastı

Cast / Kadro:
Ali Çatalbaş
Ali Uyandıran
Altan Gördüm
Aysan Sümercan
Ayşegül Alpak
Aytaç Arman
Bedia Ener
Cezmi Baskın
Emin Gürsoy
Fırat Tanış
                                                               Levent Ülgen
                                                               Mert Fırat
                                                               Metin Coşkun
                                                               Orhan Aydın
                                                               Pınar Sağ
                                                               Renan Bilek
                                                               Selçuk Uluergüven
                                                               Serdar Orçin
                                                               Sevtap Özaltun
                                                               Suna Selen
                                                               Şerif Sezer
                                                               Timur Acar

Subject / Konu:
Ülkede yönetim el değiştirir ve komünist rejim gelir. Devrim nedeniyle toprak ağalarının arazilerine el konmaya ve çiftlikler kurulmaya başlar. Devrik siyasetçiler, ülkeden kaçmaya başlar.
Babası topraklarını böldürtmemek için kızı Elif’i teyzesinin oğluyla evlendirmeye karar verir.  Elif’in sevgilisi, bu işin önüne geçmek için komünizmin bir an önce köylerine gelmesini ve böylece Elif’in babasının kararından vazgeçmesi için harekete geçer. İlçe Tarım Komitesi’nden bir kişiyi köye getirir ve komünizmin neler değiştireceğini anlattırır.
Aynur ve Levent, kirada oturdukları evde geçim sıkıntıları yaşamaktadırlar. Komünizm ile birlikte herkes kendi evinin sahibi ilan edildiği için Levent, bundan sonra ev kirası ödemeyeceklerini Aynur’a anlatır. Kira almak için gelen ev sahibine de aynı açıklamayı yapar.
 Fabrikalar kamulaştırılır. İşçilere artık kendi çalıştıkları fabrikaların sahipleri oldukları anlatılır
Afganistan – Türk Komutanlığına yeni bir emir gelir. Komutan askerleri toplar ve emri okutur. Emirde ülkede sosyalist bir devrim olduğu, devletin Nato vb. birliklerden ayrıldığı, yurtdışında görev yapan tüm Türk askerlerinin vatana geri çağrıldığı bildirilir.
Muammer evini bastığı Profesör Dr. Yıldırım Karakaş’ı silahla vurup öldürür. Birkaç gün otelde saklandıktan sonra Reis’le haberleşir. Bir barda içki içtiği sırada karga tulumba yakalanır ve sorgulanmak üzere götürülür. Sorguda kız kardeşinin sosyalizm sayesinde 2. üniversite okuduğunu ve öldürdüğü Yıldırım Karakaş’ın öğrencilerinden biri olduğunu öğrenir.
Bodrum kattaki evinde yalnız başına yaşayan yaşlı kadın, televizyonda eğitim bakanının paralı eğitime son verileceğine ve herkesin eşit şartlarda okuyacağına dair konuşmasını dinler. Kendisine neden hiçbir fatura gelmediğini merak edip araştırır. Elektrik, su ve doğalgazın artık ücretsiz olduğunu öğrenir.
Sabah uyanan Neşet, hazırlanır ve kahvaltısını eder. Sokağa çıktığında yabancı bankaların kapatılıp halk evlerine dönüştürüldüğünü öğrenir. Diş muayenesi için hastaneye gider. Kendisine iyi davranmayan doktora başka bir doktorun kendisiyle ilgilenmesini söyler.

Comment / Yorum:
Mustafa Kenan Aybastı’nın senaryosunu yazıp yönettiği 2011 yapımı Devrimden Sonra, yönetmenin ilk uzun metrajlı sinema deneyimi. 6 Mayıs 2011 tarihinde vizyona giren film, 18 hafta gösterimde kaldı ve 53.503 seyirciye ulaştı.
Komünist bir devrim sonrası devlet mekanizmasında ve toplumda meydana gelen değişimleri anlatan film farklı oyuncuların oynadığı bölümlerden oluşmakta. Film önemli ve kalabalık bir oyuncu kadrosuna sahip.
Film ilk 2 bölüm dışında mesajını kör gözüne parmak sokar gibi verdiği için çoğu vurguda bir propaganda filmi izliyormuş hissi veriyor. Daha ölçülü ve ayakları yere basan bir senaryoyla çok daha iyi ve gerçekçi bir anlatım sağlanabilirdi. Filmin mesajı bu haliyle oldukça ütopik kalmış.
Devrimden Sonra, bir fikri olan ve fikrini kendine özgü nedenlerle savunan hatta çoğu zaman da propagandaya kaçan bir yapım.

Imdb note: 5.8                           My note: 4.5

6 Mart 2014 Perşembe

La Délicatesse / Aşkın Renkleri (2011)

Director / Yönetmen:
David Foenkinos
Stephane Foenkinos

Screenplay / Senaryo:
David Foenkinos

Novel / Kitap:
David Foenkinos (from “La Délicatesse)

Cast / Kadro:
Audrey Tautou
François Damiens
Pio Marmai
Bruno Todeschini
Josephine de Meaux
                                                                  Melanie Bernier
                                                                  Monique Chaumette
                                                                  Marc Citti
                                                                  Alexandre Pavloff
                                                                  Vittoria Scognamiglio
                                                                  Olivier Cruveiller
                                                                  Ariane Ascaride
                                                                  Christophe Malavoy
                                                                  Audrey Fleurot
                                                                  Benedicte – Lala Ernoult

Subject / Konu:
2 mutlu aşık Nathalie ve François evlenirler. Her şey mükemmel şekilde devam ederken François’nın trafik kazası geçirdiği haberi gelir. Çok geçmeden François ölür. Güçlü olmaya çalışan Nathalie, François’nın tüm eşyalarını toplayıp atar ve işine dönüp çalışmaya başlar.
Aradan geçen zaman içinde kendini işine adayan Nathalie, işyerinde bir dosya almak için odasına gelen İsveçli tuhaf bir adam olan Markus’un sebepsizce dudaklarına yapışıp öper. 
Markus, Nathalie’ye ilgi duymaya başlar. Nathalie de Markus’un bu ilgisine kayıtsız kalmayınca çıkmaya başlarlar. Ancak Markus, Nathalie’ye kendisine aşık olmaya başladığını ve bu durumdan korunmak için görüşmeyi kesmek istediğini açıklar. Yine de Nathalie’nin güzelliği ve kendisine ilgisine kayıtsız kalamaz ve ilişkisini devam ettirir.
Nathalie, Markus’un amiri durumunda olduğu için ilişkileri iş çevresinde tuhaf karşılanır. Ancak Nathalie ve Markus, başkalarının düşüncelerini önemsemezler. Nathalie, Markus’u anneannesiyle tanışmaya götürür. Markus zihninde Nathalie’nin yaşadıklarını canlandırır.

Comment / Yorum:
“La délicatesse / Aşkın Renkleri”, aslen bir yazar olan David Foenkinos’un kendi aynı adlı romanından uyarladığı ilk uzun metrajlı senaryo ve yönetmenlik deneyimi. David Foenkinos, filmi Stephane Foenkinos ile birlikte yönetti. Romantik – komedi türündeki filmin başrolü için sadece Fransa’nın değil uluslararası sinemanın da sempatik yüzü olan Audrey Tautou’nün seçilmiş olması film için yerinde bir tercih olmuş. Diğer oyuncu tercihlerinin de performanslar göz önüne alındığında başarılı seçimler olduğu söylenebilir.
Film, zaman zaman tebessüm ettirmeyi başarsa da sabun köpüğü gibi sönen bir hikayeye sahip. Bunda elbette yönetmenin ilk tecrübesini yaşamasının da etkileri olsa gerek. Filmin “En İyi Uyarlama Senaryo” ve “En İyi İlk Film” dallarında Cesar ödülüne adaylıkları var.
“La délicatesse”, büyük beklentilere girmemek kaydıyla sıkılmadan seyredilebilecek bir yapım.

Imdb note: 6.6                           My note: 4.5