Uyarı :

UYARI: "Konu / Subject" bölümlerinde filmlerin hikayeleri baştan sona anlatıldığı için bu bölümleri, filmleri izledikten sonra okumanız tavsiye edilir.

David Thewlis etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
David Thewlis etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Mart 2026 Pazartesi

I’m Thinking of Ending Things / Her Şeyi Bitirmeyi Düşünüyorum (2020)

Director / Yönetmen:

Charlie Kaufman

Screenplay / Senaryo:

Charlie Kaufman

Iain Reid

Cast / Kadro:

Jesse Plemons

Jessie Buckley

Toni Collette

David Thewlis

Guy Boyd

Colby Minife

Jason Ralph

Hadley Robinson

Gus Birney

Subject / Konu:

Yeni erkek arkadaşı Jake’in ailesiyle tanışmak üzere karlı bir havada yola çıkan kadının aklı bir hayli karışıktır. Sürekli uzayan ve bitmek bilmeyen yolculukta şüpheleri su yüzüne çıkar. İç sesi, her şeyi bitirmesini söylemektedir. Ancak uzun yolculuğun sonu, Jake’in anne ve babasının yaşadığı çiftliğe uzanır.

Çiftlikteki tuhaf tanışma ve akşam yemeği sonrası, şüpheler yerini kendini sorgulamaya bırakır. Dönüş yolculuğundaysa Jake’in geçmişe ve geleceğe yönelik düşünceleri gün yüzüne çıkmaya başlar. Sisli olayların şifresi, Jake’in okuduğu lisenin hademesiyle bağlantılıdır. Yolculuğun belirleyicisi de aslında bu hademe olacaktır.

Comment / Yorum:

İlginç filmlerin senaristi ve yönetmeni Charlie Kaufman imzalı I’m Thinking of Ending Things, Iain Reid’in aynı adlı romanından 2020 yılında sinemaya uyarlandı. İstediği yaşamı gerçekleştirememiş, bir kasabaya, işe ve aileye sıkışıp kalmış bir hademenin ölmeden önceki hayal ve hezeyanlarını zorlu bir anlatım tekniğiyle anlatan 2 saat 14 dakika uzunluğundaki yapım, oyunculuk performanslarıyla dikkat çekiyor.

Filmin anlaşılmazlığının temel nedeni, zaman akışı kullanımından kaynaklanıyor. Hatta belli noktalarda zaman akışı yitiriliyor. Geçmişten geleceğe, gelecekten geçmişe ve hiç yaşanmamış zamanlara tuhaf geçişler mevcut. Filmi bir türe indirgemek mümkün değil. Belli bir noktaya kadar yol filmi hissi veren yapım, psikolojik gerilim akışında ilerliyor. Ancak final kısmında animasyon ve müzikal detaylar da devreye giriyor.

Seyirciyi tuzağa düşüren bir diğer detay da iki ana karakter algısı. Ana karakterlere iki yan karakter eklenerek genişleyen hikayenin, aslında sıradan bir karakter gibi görünen hademenin zihninde geliştiğini algılayabilmek çeşitli çözümlemelere imkan sağlıyor. Ve fakat bu geçişi yapabilmek için filme odaklanmak gerekiyor.

I’m Thinking of Ending Things, ben bu filmden hiçbir şey anlamadım, tam bir zaman kaybı ya da inanılmaz derin bir başyapıt gibi birbirleriyle 180 derece zıt yorumlar okuyabileceğiniz, ya sev ya da nefret et tarzı bir film. Hangi görüşte olursanız olun filmin, zor ve düzensiz bir kurguya sahip ve ziyadesiyle tuhaf bir yapım olduğu aşikar.

Imdb note: 6.5                                My note: 7



5 Kasım 2015 Perşembe

The Boy in The Striped Pajamas / Çizgili Pijamalı Çocuk (2008)

Director / Yönetmen:
Mark Herman

Screenplay / Senaryo:
Mark Herman

Novel / Kitap:
John Boyne (from “The Boy in The Striped Pajamas”)

Cast / Kadro:
Vera Farmiga
David Thewlis
Rupert Friend
David Hayman
Asa Butterfield
Jack Scanlon
                                                                   Amber Beattie
                                                                   Sheila Hancock
                                                                   Richard Johnson
                                                                   Jim Norton

Subject / Konu:
Küçük bir çocuk olan Bruno, Nazi komutanı olan babası Ralf’in görevi nedeniyle Berlin’den taşınacaklarını öğrenince üzülür. Yeni taşındıkları evde pencereden çevredeki çiftçileri ve çocuklarını görür. Onları garip karşılar. Çünkü hepsi pijama giymektedirler. Ama işin aslı Bruno’nun çiftçi ve çocukları sandığı kişiler aslında toplama kampındaki esirler ve çocuklarıdır.
Hiç arkadaşı olmadığı için sıkılan Bruno, arka bahçe zannettiği esir kampının olduğu bölüme gidip çiftçi çocuğu zannettiği çocuklarla oynamak istese de, annesi Elsa tarafından engellenir. Evlerinde hizmetkarlık yapan yaşlı mahkum Pavel’in yardımıyla salıncak kuran Bruno, yaralanınca Pavel yardımına koşar. Bruno, Pavel’in aslında bir doktor olduğunu öğrenir.
Eve gelip kendisine ve ablası Gretel’e ders vermeye başlayan öğretmen Liszt, Bruno’ya Alman tarihi ile ilgili bir kitap verir. Ancak keşfetme tutkusuyla yanıp tutuşan Bruno, kitabı bırakıp kendisine yasaklı arka bahçeden çıkar ve tel örgülerle çevrilmiş toplama kampına kadar gider. Tel örgülerin iç kısmında bulunan Shmuel isimli pijamalı çocukla tanışır.
Shmuel’le arkadaş olan Bruno gizlice onu görmeye ve yemek götürmeye başlar. Shmuel Yahudi’dir. Öğretmeni Liszt’in dediğine göre iyi bir Yahudi bulmak zordur. Elsa, toplama kampındaki fırınlarda Yahudilerin yakıldığını öğrenir ve üzüntü duyar. Gretel, Bruno’ya çiftlik sandığı yerin aslında Yahudilerin tutulduğu bir kamp olduğunu anlatır. Tüm Yahudilerin düşmanları olduğunu söyler.
Shmuel kadehleri temizlemesi için eve getirilince Bruno onun yanına gider ve yemek ikram eder. Bruno, Shmuel’i yemek yerken gören Nazi askerine Shmuel’i hiç tanımadığını ve yemek vermediğini söyler. Bu yalanın ardından Shmuel’i uzun süre göremez. Tekrar gördüğünde ise küçük çocuğu yaralı halde bulur. Ondan yalanı için özür diler.
Büyük babasının evine bomba atılır ve büyük annesi ölür. Ralf’la Elsa kavga etmeye başlarlar. Ralf, çocuklara anneleriyle birlikte teyzelerinin yanına taşınacaklarını açıklar. Shmuel’le vedalaşmaya giden Bruno, arkadaşının babasının kayıp olduğunu öğrenir. Tel örgülerin altındaki toprağın kazılabilir olduğunu fark eden Bruno, Shmuel’e babasını bulabilmesi için yardım etmeye karar verir. Planı, toprağı kazıp kampın içine girmek ve Shmuel’in kendisine getireceği pijamayı giyip arkadaşının babasını aramaktır.
Bruno, planladığı gibi kampa girer ve Shmuel’le birlikte babasını aramaya başlar. Bu sırada ailesi ise Bruno’yu aramaya koyulur. Bruno ve Shmuel, birden kendilerini diğer esirlerle birlikte bir yere doğru götürülürken bulur. Soyunmaları istenen mahkumlar duş adı altında dev bir fırına yakılmak üzere sokulurlar. Bu mahkumların arasında Bruno ve Shmuel’de vardır.

Comment / Yorum:
Senarist ve yönetmen Mark Herman’ın Johny Boyne’un aynı adlı romanından senaryosunu uyarlayıp yönettiği 2008 yapımı “The Boy in The Striped Pajamas / Çizgili Pijamalı Çocuk”, 2. Dünya Savaşı sırasında geçen ve çocuk karakter üzerinden anlatım yapan naif bir drama. Filmin çekimleri Budapeşte’de gerçekleştirildi. Yaklaşık 12.500.000 dolara mal olan film, Birleşik Krallık’ta 4.768.092 pound, Amerika’da 9.030.581 dolar hasılat elde etti.
The Boy in The Striped Pajamas, dünya genelinde hak ettiği değeri bulamamış olsa da, katıldığı festivallerden 7 ödül ve 7 adaylık kazanıp dönmeyi başardı. Filmin talihsizliği hemen hemen her yıl 2. Dünya Savaşı’na dair üretilen film ve dizilere karşı seyircide oluşan doyum ve bıkkınlık oldu. Buna karşın filmin türünün seçkin örneklerinden biri olduğunu ve modern bir klasik olarak kabul edilebileceğini söylemek yanlış olmaz. Öyle ki film sadece Asa Butterfield’ın performansı için dahi keyifle seyredilebilir.

Imdb note: 7.8                             My note: 8

21 Ocak 2015 Çarşamba

The Theory of Everything / Her Şeyin Teorisi (2014)

Director / Yönetmen:
James Marsh

Screenplay / Senaryo:
Anthony Mccarten

Novel / Kitap:
Jane Hawking (from “Travelling to Infinity My Life with Stephen”)

Cast / Kadro:
Eddie Redmayne
Felicity Jones
Charlie Cox
Emily Watson
Simon Mcburney
David Thewlis
                                                             Maxine Peake
                                                             Harry Lloyd
                                                             Tom Prior
                                                             Sophie Perry
                                                             Alice Orr – Ewing
                                                             Thomas Morrison
                                                             Michael Marcus
                                                             Frank Leboeuf

Subject / Konu:
Genç kozmoloji öğrencisi Stephen, gittiği partide Jane’le tanışır. Gecenin sonunda Jane, Stephen’a telefon numarasını verir.  Bir yandan Jane’le yakınlaşırken, diğer taraftan da teorisi üzerinde çalışır.
Yolda yürürken ayağı burkulup sertçe düşen Stephen, motor nöron hastalığı sonucu kas faaliyetlerini ve dolayısıyla da hareket kabiliyetini kaybetmeye başlar ve kendisine 2 sene ömür biçilir. Jane, Stephen’ın yanında olmaktan vazgeçmez. Evlenirler ve 2 çocukları olur.
Stephen durumu ağırlaşmaya başlasa da, kara delik teorisiyle ses getirir ve zamanın başlangıcı olduğunu kanıtlamaya çalışır.
Stephen’ın hastalığından sonra kendisini kocasına ve çocuklarına adayan Jane, kendisini rahatlatmak için kilise korosuna katılır. Koroyu yöneten ve çocuklarına piyano dersi vermeye başlayan Jonathan’la yakınlaşır. Bu yakınlaşma, 3. çocuğunu dünyaya getirdiğinde hakkında dedikoduların çıkmasına neden olur.
Akciğer iltihabından dolayı komaya giren Stephen, Jane’in kararıyla hayata geri döner. Kurtarılabilmesi için boğazı delinen Stephen, konuşma yetisini de yitirir.
Stephen, bakıcısı Elaine’le güçlü bir bağ kurar. Yazdıklarını sesli hale getiren bir tür ses robotu kullanmaya başlayarak dış dünyayla daha sağlıklı şekilde iletişim kurmaya başlar. Zamana dair bir kitap yazmaya başlar.
Amerika’ya gidecek olan Stephen, Elaine’le birlikte gitmek istediğini söyleyince Jane’le bağları gevşer. Jane, Stephen’ın da onayıyla Jonathan’a gider.
Zamanın Kısa Tarihi, dünyada 10.000.000’dan fazla satar. 72 yaşındaki Stephen, emekli olmayı düşünmüyor. Stephen, kraliçenin şövalyelik ünvanını reddetti. Jane, doktorasını ortaçağ İspanyol şiirleri üzerine yaptı. Stephen ve Jane, evli kalıp arkadaşça yaşamaya devam ettiler.

Comment / Yorum:
Senarist Anthony Mccarten, 3 senelik bir ikna sürecinin ardından Jane Hawking’ten, eşi Stephen Hawking ve kendisiyle ilgili yazdığı biyografik kitabı “Travelling to Infinity My Life with Stephen”ı senaryolaştırmak için izin almayı başarır. Kitabın filme uyarlanması, yaklaşık 10 yıllık bir süre aldı. 2008 yapımı “Man on Wire / Teldeki Adam” ile “En İyi Belgesel” dalında Oscar kazanan James Marsh’ın 4. uzun metrajlı yönetmenlik deneyimi olan “The Theory of Everything / Her Şeyin Teorisi”, yaklaşık 15.000.000 dolarlık bir bütçeyle İngiltere’de çekilir.
Eddie Redmayne, rolüne hazırlanırken Stephen Hawking’le tanıştı ve 40 Als hastasıyla görüştü. Eski Fransız futbolcu Frank Leboeuf, filmde küçük bir rolde oynadı.
Stephen Hawking’in teorilerine yüzeysel şekilde değinen ve ağırlıklı olarak bir özel hayat biyografisi olan The Theory of Everything, Eddie Redmayne’in müthiş oyunculuğu dışında etkileyicilikten uzak bir yapım. 2 dalda Altın Küre kazanan ve 5 dalda da Oscar’a aday gösterilen yapım, “En İyi Erkek Oyuncu” ve “En İyi Film Müziği” kategorilerinde favoriler arasında gösterilmekte.
The Theory of Everything, söz konusu Stephen Hawking gibi sıra dışı bir karakterin biyografisi olması nedeniyle beklentileri yükselten ve fakat karşılayamayan bir yapım. Eddie Redmayne’in başarılı performansı hatırına seyredilebilir.

Imdb note: 7.8                             My note: 6

1 Haziran 2012 Cuma

The Island of Dr. Moreau / Dr. Moreau'nun Adası (1996)

Director / Yönetmen:

John Frankenheimer

Screenplay / Senaryo:

Richard Stanley
Ron Hutchinson

Novel / Kitap:

H. G. Wells (from "The Island of Dr. Moreau")

Cast / Kadro :

Marlon Brando
Val Kilmer
David Thewlis
Fairuza Balk
                                                            Daniel Rigney
                                                            Temuera Morrison
                                                            Nelson De La Rosa
                                                            Peter Elliott
                                                            Mark Dacascos
                                                            Ron Perlman
                                                            Marco Hofschneider
                                                            Miguel Lopez
                                                            Neil Young
                                                            David Hudson
                                                            Clare Grant
                                                            Kitty Silver
                                                            Fiona Mahl
                                                            William Hootkins
                                                            Agoes Soedjarwo
                                                            Ron Vreeken
                                                            Lou Horvath

Subject / Konu:

Uçakları Jawa denizine düşen 3 adam, bir botta hayatta kalmaya çalışırlar. 2 adam arasında su matarası yüzünden kavga çıkar. Bu kavga ikisininde ölmesiyle sonuçlanır. Botta tek başına kalan Edward, bilincini yitirir. Gözlerini açıp kendisine geldiğinde başındaki veteriner Montgomery'den bir geminin kamarasında olduğunu öğrenir. Montgomery, öncelikle Doktor Moreau'nun adasına uğramak zorunda olduklarını, adaya uğradıktan sonra telsizle yardım isteyebileceklerini söyler.
Adaya varırlar. Kafesler içinde getirilen hayvanlar adaya taşınır. Edward, Dr. Moreau'nun kazandığı ödülleri görür. Ödüllerin arasında Nobel'de vardır. Dr. Moreau'nun kızı Aissa'yyla tanışan Edward, Montgomery'den Dr. Moreau'nun 17 yıl önce hayvan hakları savunucuları tarafından Amerika'dan sürülünce bu adaya geldiğini ve çalışmalarına burada devam ettiğini öğrenir.
Montgomery, Edward'ı odasına kilitler. Kilidi açıp odadan çıkmayı başaran Edward, adada dolaşmaya başlar. Girdiği laboratuvarda insanla hayvan karışımı yaratıklar görür ve dehşete kapılır. Edward kaçmaya başlar. Aissa, adada gördüklerini anlatmaması karşılığında Edward'ı adadan kaçırmaya çalışır. Yaratıklar peşlerine düşer.
Yardım için yasa söyleyene gittikleri sırada Dr. Moreau ve adamları gelir. Edward ilk başta yaratıklardan korksa da Dr. Moreau tarafından yatıştırılır ve birlikte tesislere geri dönerler. Dr. Moreau, güneşe alerjisi olduğu için cildine sürdükleriyle tuhaf görünmektedir. Dr. Moreau, Edward'a gördüğü yaratıkları insan genleriyle hayvan genlerini birleştirerek ortaya çıkarttığını anlatır. Edward, Dr. Moreau'yu yaptığı çalışmalar için eleştirir.
Lo - Mai isimli yaratık, isyankar tavırlarda bulunur ve adada diğer canlılardan birini öldürür. Dr. Moreau, Lo - Mai'yi affetmek üzereyken; yaratıklardan biri, Lo - Mai'yi işlediği suç yüzünden öldürerek cezalandırır. Sırtlan, Lo - Mai'nin yakılan cesedinde bir çip olduğunu görür ve kendi bedeninde de aynı çipten olduğunu farkeder. Çipi bulup çıkartır. Diğer çipini çıkarttığı yaratıklarla birlikte Dr. Moreau'nun yanına gider. Dr. Moreau, tehlikede olduğunu anlar ve şok cihazını kullanmayı dener. Ama çipleri sökülmüş yaratıklar etkilenmezler. Dr. Moreau'ya saldırırlar ve yaratıcılarını yerler.
Dönüşüm geçirmeye başlayan Aissa, durumunu geriletebilen aşıyı bulması için Edward'tan yardım ister. Edward aşıyı ararken; gemide bilinçsizken kendisi üzerinde de işlemler yapıldığını öğrenir.
Montgomery delirir. Yaratıklar silahlanır ve Montgomery'yi vurarak, Aissa'yı asarak öldürürler.Yaratıklar, adayı talan edip birbirini öldürmeye başlar. Ortalığı karıştıran sırtlan yaralandıktan sonra kendisini ateşler içine atar. Çatışma biter. Bir sala binen Edward, adadan korkunç anılarıyla ayrılır.

Comment / Yorum:

1977 yapımı aynı isimli film, her ne kadar çoğu kaynakta H. G. Wells'in The Island of Dr. Moreau, adlı romanının ilk uyarlaması olarak gösterilse de; aslında romanın ilk uyarlaması 1932 yapımı "Island of Lost Souls" isimli filmdir. 1996 yılında çekilen ve Hollywood'un kapris deyince akla ilk gelen oyuncularından olan Marlon Brando ve Val Kilmer'ı bir araya getiren romanın bu 3. sinema uyarlaması tahminen 40.000.000 dolara mal oldu. Film, seyircide yarattığı büyük hayal kırıklığına karşın 42.000.000 dolar hasılat elde etti ve en azından maliyetini karşılamış oldu. Film 1996'da yani romanın yazılışının 100. yılında vizyona girdi.
Film, o kadar kötü bulundu ki; gerek yönetmen John Frankenheimer gerekse başını Marlon Brando'nun çektiği oyuncular için bir dibe vuruş oldu. Film, 1997 yılında sinema dünyasının en kötülerinin seçildiği Razzie Awards'ta tam 6 dalda Altın Ahududu'ya aday gösterildi. Çoğu sinema otoritesinin gelmiş geçmiş en büyük aktör olarak gösterdiği Marlon Brando, "En kötü yardımcı erkek oyuncu" dalında Altın Ahududu'ya layık görüldü.
Filmin tuhaf taraflarından biri de Marlon Brando ve Val Kilmer gibi 2 dev ismi bir araya getirip başrolü David Thewlis'e vermek oldu. Filmde ayrıca Mark Dacascos ve Ron Perlman gibi tanınan isimler de yer aldı. Ron Perlman, filmde oynamyı idolü Marlon Brando'yla birlikte çalışabilmek için kabul etti.
Marlon Brando ve Val Kilmer, film çekimlerinden önce İrlanda'da birlikte tatil yaptılar. David Thewlis, film çekimleri sırasında attan düşüp bacağını kırdı. Thewlis, filmin çok kötü olduğunu düşündüğü için filmi asla seyretmedi.
Film, elinizdeki hikaye, oyuncu kadronuz ve bütçeniz ne kadar iyi olursa olsun, şayet yanlış kişilerce işlenirse sonucun koca bir hüsran olacağını bariz şekilde gözler önüne seriyor.

Imdb note : 4.2                              My note : 3.5

14 Mart 2011 Pazartesi

Besieged / Teslimiyet (1998)

Director / Yönetmen:

Bernardo Bertolucci

Screenplay / Senaryo:

Clare Peple
Bernardo Bertolucci

Story / Hikaye:

James Lasdun

Cast / Kadro :

Thandie Newton
David Thewlis
Claudio Santamaria

Subject / Konu:

Jason Kinsky,Roma'da iki katlı evinde tek başına yaşayan İngiliz bir piyanisttir.Evinin alt katındaki odayı,temizlik yapması karşılığında Kenya'lı öğrenci Shandurai'a kiralar.Shandurai,bir yandan üniversitede tıp eğitimini sürdürürken,diğer yandan Kenya'da siyasi suçtan dolayı tutuklu olan öğretmen kocasını kurtarmak için çareler aramaktadır.
Jason,Shandurai'ı gözlemler ve farklı stilinden etkilenir.Shandurai ise Jason'dan çekinir ve elinden geldiğince uzak durmaya çalışır.Ama Jason'ın bitmek bilmeyen çabaları Shandurai'ın da zamanla ona ısınmaya başlamasına neden olur.Jason,Shandurai'ı etkileyebilmek için kocasını kurtarmasında ona yardım etmeye başlar.Çeşitli bağlantılar ve yüklü ödemeler sayesinde girişimleri sonuç vermeye başlar.Shandurai,Jason'dan hoşlanmış olsa da yinede ona teslim olmamak için elinden geleni yapar.Jason,Shandurai için elinde avucunda ne varsa satmaya başlar.En sonunda sıra tek dostu olan pianosuna kadar gelir.Shandurai'ın kocasının kurtuluşu ve Roma'ya geliş tarihi belli olur.Ama Shandurai müteşekkirlikten çok daha fazlasını hissetiği Jason'a kendini teslim eder ve kocasının gelmesinden bir gün önce Jason'la birlikte olur.Ertesi gün kocası gelir...

Comment / Yorum:

Bernardo Bertolucci'nin popülarite olarak en az tanınan filmlerinden biri.Sinema yazarları tarafından da dikkate alınmayan ve beğenilmeyen film;görüntü yönetmeni Fabio Cianchetti sayesinde büyük takdir topladı.Çünkü Fabio Cianchetti başta "spiral merdiven tekniği" olmak üzere çok farklı tekniklerle çekim yaptı.Filmin adı önceden "The Siege" olarak belirlenmiş olsa da aynı yıl aynı isimle vizyona giren Hollywood yapımı filmden dolayı "Besieged" olarak değiştirildi.
Oyuncu seçimleri çok ama çok başarılı.David Thewlis,zaman zaman itici ve soğuk görünen İngiliz,Jason karakterini başarıyla oynamış.Thandie Newton için ise daha fazlasını söylemek gerekir.Newton,gözlerini kullanarak duyguyu verme konusundaki muazzam başarısının yanında oyunculuk için sadece mimiklerin yeterli olmadığını,fiziksel performansında büyük önem taşıdığını gösteren büyüleyici bir performans sergilemiş.Filmin gitgelli temposunun sorunlu olduğu söylenebilir.Nairobi'de başlayıp Roma'da devam eden filmin mekanlarının seçimi gayet başarılı.Müziklereyse ayrı  bir parantez açmak gerek.Sadece müzikleri için bile izlenebilecek bir film.Ruhu okşayan klasik bestelerle piano dinletisi ve kolay kolay dinleme fırsatı bulamayacağınız olan keyifli Afrika müzikleri,kulaklara ziyafet verir nitelikte.
Farklı kültürlerin kesişimi üzerine kurgulanmış ve aslında kimin kime teslim olduğu sorusunu işleyen,her ne kadar bir başyapıt olmasa da başarılı,farklı ve akılda kalıcı bir film.

Imdb note : 6.7                             My note : 7.5