Uyarı :

UYARI: "Konu / Subject" bölümlerinde filmlerin hikayeleri baştan sona anlatıldığı için bu bölümleri, filmleri izledikten sonra okumanız tavsiye edilir.

7 Şubat 2012 Salı

Harakiri (İntihar) / Yaşam Kavgası (1975)

Director / Yönetmen:

Ertem Göreç

Screenplay / Senaryo:

İlhan Engin

Story / Hikaye:

Ayhan Işık
Çetin Ener

Cast / Kadro :

Ayhan Işık
Çiğdem Günbay
Mehmet Ali Erbil
Serpil Şafak
Cem Erman
                                                        Nazan Adalı
                                                        İlhan Hemşeri
                                                        Muammer Gözalan
                                                        Hüseyin Salıcı
                                                        Ata Sagun
                                                        Niyzai Gökdere
                                                        Giray Alpan
                                                        Baydar Özcan
                                                        Güngör Ertürk
                                                        Gülten Kaya
                                                        Doğan Tamer
                                                        Ayşe Atakan
                                                        Nilay Sezen
                                                        Sönmez Yıkılmaz
                                                        Nilgün Ceylan
                                                        Baykal Kent
                                                        Gülsen Tuncer
                                                        Yadigar Ejder

Subject / Konu:

Sydney'de bir otomobil fabrikasında çalışan Tayfun, sürekli Avustralya'ya gelirken İstanbul'da bıraktığı kızı Çiğdem ve oğlu Bora'yı hatırlamakta ve çocuklarının hasretiyle yanıp tutuşmaktadır. Geçim sıkıntısı yüzünden Avustralya'ya giden Tayfun, tüm gelirini çocuklarına yollamakta ve onları da yanına aldırabilmek için uğraşmaktadır.
Bankada çalışan Çiğdem, kendisiyle yakından ilgilenmekte olan zengin müşteri İrfan'la vakit geçirmeye başlar. İrfan, Çiğdem'e evlenme teklif eder. Bora ise sahildeki bir gece partisinde tanıştığı ve kısa sürede yakınlaştığı kendisinden yaşça büyük bir kadınla ilişkiye girer. Kadın, Bora'nın cebinden parayı, altından arabayı eksik etmez.
Tayfun, göçmen alımının durdurulması yüzünden evlatlarını yanına getirtememenin verdiği sıkıntıyı gece hayatıyla dağıtmaya çalışır. Gittiği gece kulübünde sarhoş seyircilerden biri intihar dansı yapan Japon dansçı Suzuki Toyomado'nun suratına içki fırlatır ve mekanda kavga çıkarır. Tayfun, sarhoş seyircinin haddini bildirse de başına aldığı darbe sonucu bayılır. Geceyi Suzuki'nin evinde geçiren Tayfun, Suzuki'yle aşk yaşamaya başlar.
İrfan, gazozuna ilaç attığı Çiğdem'e zorla sahip olur. İrfan'dan hamile kalan Çiğdem, intihar eder ama ölmez. Bora, Çiğdem'in başına gelenleri öğrenince İrfan'la konuşmaya gider ve ablasıyla evlenmesini ister. İrfan ise Bora'yı aşağlar. Bora, vazoyla kafasına vurduğu İrfan'ı öldürür.
Çocuklarının başına gelenleri gazeteden öğrenen Tayfun, para taşıyan bir minibüsten ihtiyacı olan 1000 doları çalar ve İstanbul'a giden ilk uçaktan kendisine yer ayırtır. Aşkı Suzuki'yle vedalaşan Tayfun, peşindeki polislerden kurtulup hava limanına ulaşmaya çalışır. Aşkı Tayfun'u kaybeden Suzuki, harakiri yaparak canına kıyar. Hava limanına ulaşmak üzere olan Tayfun, bir kamyonla çarpışır ve ölür.

Comment / Yorum:

Ayhan Işık sadece filmin başrol oyunculuğunu üstlenmekle kalmayıp filmin konusuna ve yapımcılığına da imza atmış. 1975 yılında çevrilen film, Ayhan Işık'ın son 5 filminden biri. Film, Ayhan Işık'ın kariyerinin son dönemlerinde ağırlık verdiği sosyal içerikli filmler sınıfına sokulabilir. Ancak Türk sinemasında seks furyasının hakim olduğu bir dönemde çekilmiş olan film, dönemin izlerini taşımaktan da geri kalmamış. Bu yüzden filmde bir hayli cüretkar sahne mevcut.
Filmin adı bazı kaynaklarda Yaşam Kavgası olarak geçse de; jenerikte ki isim Harakiri (İntihar). Ayhan Işık'ın sahnelerinin büyük bölümü Sydney'de çekilmiş. Özellikle dış mekan kullanımı başarılı. Sydney'in manzarası iyi kullanılmış.
Harakiri, "Küheylan" isimli tiyatro oyunundaki performansıyla adından oldukça söz ettiren ve büyük övgü kazanan Mehmet Ali Erbil'in ilk sinema filmi. Film, kariyerinin büyük bölümünü 2. sınıf komedi filmlerinde harcayan Mehmet Ali Erbil'i ciddi bir rolde seyretme fırsatı veriyor. Yan rollerde Cem Erman ve Nazan Adalı gibi genelde kötü rollerde görmeye alıştığımız oyuncular var. Nazan Adalı, Mehmet Ali Erbil'in canlandırdığı Bora karakteriyle ilişkiye giren olgun bir kadını canlandırmış ve cüretkar sahneleriyle filme damga vurmuş. Cem Erman ise gazoza ilaç atma numarasıyla adeta Nuri Alço'ya nazire yapan bir rol üstlenmiş.
Erotizm dozunun fazla kaçtığı ve filmin sonunun biraz havada kaldığı aşikar. Bu yüzden Harakiri'yi hem beğenilebilecek hem de eleştirilebilecek tarafları olan orta karar bir film olarak değerlendirmek doğru olur.

Imdb note : 3.4                              My note : 5

6 Şubat 2012 Pazartesi

Johnny English Reborn / Johnny English'in Dönüşü (2011)

Director / Yönetmen:

Oliver Parker

Screenplay / Senaryo:

William Davies
Hamish Mccoll
Neal Purvis
Robert Wade

Cast / Kadro :

Rowan Atkinson
Gillian Anderson
Dominic West
Rosamund Pike
Daniel Kaluuya
Pik Sen Lim
                                                             Togo Igawa
                                                             Richard Schiff
                                                             Janet Whiteside
                                                             Mark Ivanir
                                                             Stephen Campbell Moore
                                                             Lobo Chan
                                                             Eric Carte
                                                             Roger Barclay
                                                             Tim Mcinnerny

Subject / Konu:

Mozambik'teki fiyaskodan sonra görevinden açığa alınan ajan Johnny English, Tibet'e gider ve sıkı bir eğitimden geçer. Çin başbakanına suikast düzenleneceğini öğrenen MI-7, en iyi ajanları olan Johnny English'i tekrar göreve çağırır. Johnny English, yardımcısı Tucker'la birlikte Hong Kong'a gider. Başbakanı öldürmek isteyenin Vortex adlı bir grup olduğunu ve Mozambik'te yaşananların aslında Johnny English'in suçu değil Vortex'in işi olduğu ortaya çıkar. Vortex grubundan Fisher, temizlikçi katil tarafından öldürülür. Johnny English, Vortex'in suikast için kullanacağı anahtarlardan Fisher'da olanı ele geçirse de; anahtarı uçakta çaldırır.
Johnny English, MI-7'nin davranış psikoloğu Kate'in kendisini hipnotize etmesi sayesinde Mozambik'te yaşananlara ve başkan Chambal'ın öldürülüş gününe geri döner. Detaylara girilince Vortex'in 3 üyesinin de suikast günü orada olduğu anlaşılır. Olayın bu şekilde aydınlatılmasından sonra Johnny English, Vortex grubunun üyelerinden Karlenko'nun peşine düşer. Temizlikçi katil, Karlenko'yu vurur. Karlenko ölmeden önce kendisindeki anahtarı Johnny English'e verir ve Vortex'in CIA, KGB ve MI-7'dan birer kişi tarafından oluşturulduğunu söyler. Böylece MI-7'da bir köstebek olduğu ortaya çıkar.
Tucker, Karlenko'nun bilgisayarında yaptığı araştırmalar sonucunda Vortex'in 3. üyesinin ve MI-7'deki köstebeğin Simon Ambrose olduğunu ortaya çıkarsa da; Johnny English, Tucker'a inanmaz. Elindeki anahtarı da yalanlarına inandığı Simon'a teslim eder. 3 anahtarı da ele geçirmiş olan Simon, Vortex'in MI-7'deki köstebeğinin Johnny English olduğu yalanıyla MI-7 teşkilatını Johnny English'in peşine takar. Peşindeki ajanlardan kaçmayı başaran ve fakat bacağından vurulan Johnny English, Kate'ten yardım ister.
Simon, elindeki 3 anahtarı birleştirir. Bu anahtarın açtığı çantadan beyin kontrol ilacı çıkar. Simon, bu ilaç sayesinde Çinli başbakana suikast yapmak için 500.000.000 dolarlık bir anlaşma yapar.
Kate, Vortex'in Mozambik'teki suikasti beyin kontrol ilacıyla gerçekleştirdiğini çözer. Simon, İngiliz başbakanla Çinli başbakanın görüşmelerinde bulunmak üzere birlikte İsviçre'ye gidecekleri Kate'i almak için Kate'in evine gelir. Kate, Simon'la giderken Johnny English, Mozambik'teki suikast gününü hatırlar. Suikast günü Fisher'la Karlenko'nun yanında duran 3. kişinin Simon olduğunu anımsayan Johnny English, Vortex'in 3. ajanının Simon olduğunu çözer. Peşindeki temizlikçi katilden kurtulmayı başardıktan sonra Tucker'ı da yanına alarak Simon ve Kate'in ardından İsviçre'ye gider.
Simon, MI-7'nin başkanı Pegasus'a yani Pamela'ya ilacı içirmeyi ve Çinli başbakanı öldürme emri vermeyi planlar. Johnny English, Pamela içkisine karıştırılmış ilacı içmeden gerçekleri Pamela'ya anlatır. Ancak içkiyi içen ve ilacın etkisi altına giren Johnny English, Simon tarafından Çinli başbakanı öldürme talimatı alır. Tibet'te aldığı öğreti, Johnny'nin komutlara direnmesine neden olur. Kendisiyle boğuşan Johnny English, Çinli başbakanı vurmamak için verdiği savaşı kazanır. İlacın etkisiyle nabzı düşen ve Kate'in öpücüğüyle hayata geri dönen Johnny English, vakit geçirmeden kaçmakta olan Simon'ın peşine düşer. Teleferikte yakaladığı Simon'ı ajan silahlarından biriyle öldürür.
Yaptığı bu büyük hizmetten dolayı tekrar şövalye ünvanı verilmek üzere saraya gelen Johnny, yine temizlikçi katilin saldırısına uğrar. Güvenlik görevlileri temizlikçi katili yakalarken; Johnny English, temizlikçi katil sandığı Kraliçe'yi etkisiz hale getirmeye uğraşmaktadır.

Comment / Yorum:

2003 yılında Peter Howitt'in çektiği "Johnny English" adlı filmin ardından 2011 yılında çevrilen serinin ikinci filmi Johnny English Reborn'un yönetmen koltuğunda bu kez Oliver Parker oturuyor. Yaklaşık 45.000.000 dolara mal olan film, 159.270.879 dolar hasılat elde ederek ciddi bir gişe başarısı elde etti.
Johnny English Reborn, serinin ilk filmiyle kıyaslandığında komedi düzeyinin daha aşağıda olduğu ve fakat aksiyon sahnelerinin ilk filme oranla daha başarılı kullanıldığı bir yapım olmuş. Senaryo, keyifli ve sürükleyici. Filmde ilk filmin oyuncu kadrosundan sadece Rowan Atkinson yer almış. Bu da filmin bir devam filmi değil de Johnny English'in yeni bir macerası olduğunu göstermeye yetiyor. Mr. Bean karakterinden aşina olunan Rowan Atkinson, Johnny English karakteriyle de kolay unutulmayacak, eğlenceli bir tipleme yaratmayı başarmış. Filmin en akılda kalan karakteri ise Pik Sen Lim'in canlandırdığı temizlikçi katil.
Kate rolünde izlediğimiz Rosamund Pike, bir Bond parodisi sayılabilecek bu filmde oynayarak, hem bir Bond filminde (2002 yapımı "Die Another Day / Başka Gün Öl" adlı filmde) hem de bir Bond parodisinde oynamış oldu. Rowan Atkinson'ın kızı Lily Atkinson, filmin ufak bir sahnesinde rol almış. (Johnny'nin kaskını kaptığı motorsikletli kız)
Genelde parodi sınıfına sokulabilecek bu tarz filmlerin devam filmleri başarısız olur. Ama Johnny English Reborn için bu kesinlikle geçerli değil. Film, ilk filmi izleyip beğenenlerin beklentilerini karşılayacak düzeyde. Belki ilk film kadar komik değil. Ancak ilk filmden daha iyi bir hikayesi olduğu söylenebilir. Özellikle eğlenceli aksiyon filmlerden hoşlananlar için biçilmiş kaftan.

Imdb note : 6.4                              My note : 7

5 Şubat 2012 Pazar

Kaldırım Çiçeği (1969)

Director / Yönetmen:

O. Nuri Ergün

Screenplay / Senaryo:

Safa Önal

Cast / Kadro :

Sadri Alışık
Mine Mutlu
Çolpan İlhan
Mine Soley
Sevgi Can
Necdet Tosun
Nevzat Okçugil
Renan Fosforoğlu

Subject / Konu:

Orhan, eşi Cavidan'la sık sık tartışmaktadır. Gece eve geç gelmesi yüzünden başlayan tartışma, Cavidan'ın Orhan işteyken bir mektup bırakıp, evi terkedip ailesinin yanına dönmesiyle noktalanır. Mühendislik yapan Orhan, patronu Nizamettin'in önemli bir projeyi kendisine vereceği müjdesini alınca sevinçle evine döner. Karısının ayrılık mektubunu gören Orhan, dışarı çıkıp meyhanelere, ardından da bara gider. Barda çalışan Melek'le tanışır. Orhan'ın kibar tavrı, Melek'i etkiler. Orhan'da Melek'ten hoşlanır. Sonraki gece de bara gider. Ertesi gün buluşup Orhan'ın evine giderler. Melek, Orhan'ın dağınık haldeki evini toparlar ve gece Orhan'da kalır.
Sabah zil sesiyle uyanan Orhan, Nizamettin'in baskınına uğrar. Nizamettin, iş vereceği kişinin özel hayatının düzenli olmasına çok önem verdiği için Orhan'ı kontrol etmek istemektedir. Orhan'ın kırışmış elbisesi ve masadaki içki bardakları Nizamettin'in dikkatini çeker. Ama Melek, Orhan'ın karısıymış gibi davranarak durumu kontrolü altına alır. Hastalıktan yeni kurtulan annesinin Orhan'ı görmek istediğini söyleyen Melek, Orhan'ın gece evde olamayacağını ve arkadaşlarının akşam yemeğe geleceğini söyledikten sonra Nizamettin'i de yemeğe davet eder. Nizamettin daveti kabul eder. Melek bardan 2 arkadaşı ve onlarla gelen 2 adamla, Nizamettin'e eğlenceli bir akşam yaşatır.
Orhan'ın Melek'le birlikte yaşadığı herkes tarafından duyulmaya başlar. Orhan'ın komşularından biri olup biteni Cavidan'a anlatır. Cavidan yaşananların kendi hatası olduğunu düşünür ve Orhan'a geri dönmeye karar verir.
Melek'in belalısı Bahriyeli Tahsin, Melek'in peşine düşer. Orhan'ın karşısına çıkar ve kavga ederler. Melek, Orhan'ın başına bela açmamak için Orhan'dan ayrılmaya karar verir. Eşyalarını toplar. Tam gitmek üzereyken; kocasına geri dönen Cavidan çıkagelir. 2 kadın birbirlerini anlayışla karşılar ve Melek gider. Eve geldiğinde Cavidan'ı karşısında bulan Orhan, Melek'le konuşmak için bara gelir. Kimseye görünmeden arkadaşlarıyla konuşmakta olan Melek'in söylediklerine kulak misafiri olur. Melek, iyi bir adamla alnı lekeli bir kızın bir araya gelemeyeceğini, beraber olmaya çalışsalar da bir süre sonra ayrılacaklarını, bu yüzden en doğru kararın ayrılmaları olduğunu söyler. Orhan, işittiklerinin ardından Melek'e ve arkadaşlarına görünmeden bardan çıkar. Bar çıkışında Tahsin'e rastlar. Tahsin, Orhan'a Melek'i batakhaneden çıkarıp evlenmek niyeti
nde olduğunu söyler ve aradan çekilmesi için yalvarır. Orhan'da aralarında artık hiçbir şey olmadığını söyler ve gider.
Cavidan, Orhan'a karşı daha anlayışlı davranmaya başlar. Cavidan'daki bu değişim Orhan'ı şaşırtır ve mutlu eder.

Comment / Yorum:

Kaldırım Çiçeği, Türk sinemasında onlarca benzerine, hatta birebir yeniden çevrimlerine de rastlayabileceğimiz (1975 yapımı Kadınım, 1988 yapımı Evcilik Oyunu, 1989 yapımı Şahane Evlilik gibi) bir film. Sarsılan bir evlilik ve bu süreçte erkeğin hayatına giren bir bar kadını paralelinde gelişen senaryo, Safa Önal imzası taşıyor. Zaman zaman ayakları yere basmayan senaryonun, Safa Önal standartlarının altında olduğu söylenebilir.
Bahriyeli Ahmet karakterinin, belalı bir kişiyken filmin sonunda ansızın melekleşmesi; düzenli yaşama özen gösteren bir karakter olan Nizamettin'in eğlenceyle kolayca dağılabilir olması; herkesin Orhan'la Melek'in arasında bir yasak aşk yaşandığını öğrenmesine karşın aslında Orhan'ın yaşantısıyla en ilgili kişilerden biri olan Nizamettin'in gerçekleri öğrenememesi ve ufak nedenlerden kocasını terkeden Cavidan'ın aldatıldığını öğrendikten sonra yumuşayıp, kendini hatalı görüp evine geri dönmesi, senaryodaki tutarsızlıklardan en belirgin olanları.
İyi sayılabilecek oyuncu kadrosunun oyunculuk performansları tatmin edici düzeyde. Sadri Alışık'ın canlandırdığı Orhan karakteri, filmin komedi dozajı için bir denge unsuru olmuş. Bu da filmde komedinin tadında ve ölçülü kullanılmasına neden olmuş. Bar kadını Melek'i canlandıran Mine Mutlu, güzelliğiyle göz kamaştırıp oynadığı rolle örtüşmeyi başarmış. Filmde diğer önemli karakterleri Çolpan İlhan ve Necdet Tosun gibi değerli oyuncular canlandırmış.
Kaldırım Çiçeği, senaryodaki aksaklıklara rağmen gülümsetmeyi başarabilen, sıkılmadan seyredilebilecek bir film.

Imdb note : 4.8                              My note : 5.5

4 Şubat 2012 Cumartesi

De Vrais Mensonges / Beautiful Lies / Güzel Yalanlar (2010)

Director / Yönetmen:

Pierre Salvadori

Screenplay / Senaryo:

Pierre Salvadori
Benoit Graffin

Cast / Kadro :

Audrey Tautou
Nathalie Baye
Sami Bouajila
Stephanie Lagarde
Judith Chemla
Daniel Duval
Patrice Bouret
Paul Morgan

Subject / Konu:

Emilie, ortağıyla birlikte bir kuaför dükkanı açar. Kuaför dükkanının ayak işlerini yaptırmak için Jean'ı işe alırlar. Jean, Unesco'da çalışmış, bir çok dil bilen, eğitimli bir adam olmasına karşın kendini olabildiğince sıradan biri olarak göstermeye çabalamaktadır. Emilie'e aşık olan Jean, kimliğini saklayarak, Emilie'e bir aşk mektubu gönderir. Jean'ın yanındayken mektubu alan Emilie, mektubu önemsemez ve buruşturup çöpe atar.
Babasının kendisinden bile genç bir kadınla beraber olabilmek için terkettiği annesi Maddy, kocasının hala kendisini sevdiği ve bir gün geri döneceği umudyla yaşamakta ve bu hastalıklı haliyle Emilie'yi çıldırtmaktadır. Babasının sevgilisinin hamile olduğunu ve annesinden boşanmak istediğini öğrenen Emilie, Maddy gerçekleri öğrenip büyük bir hayal kırıklığına uğramadan önce harekete geçer. Sanki Maddy'nin gizli bir hayranı varmış gibi mektup gönderip annesinin ilgisini babasından tamamen uzaklaştırmaya karar verir. Kendisine gelmiş aşk mektubunu çöpten çıkartır, temize çeker ve annesine gönderir.
Maddy, bir aşk mektubu aldığını, mektuptan etkilendiğini ve fakat gizemli hayranının kendisiyle iletişim kurmaya devam edip etmeyeceğinden korktuğunu Emilie'ye anlatır. Emilie çaresiz aşk mektuplarına devam etmeye karar verir. Mektubu postalaması için gönderdiği Jean, mektubu bizzat Maddy'nin posta kutusuna bırakınca; Maddy, Jean'ı gizli hayranı zanneder. Emilie, olayı açık etmemesi ve annesiyle birkaç kez görüşmesi için Jean'ı ikna eder. Jean, Maddy'nin gitgide artan yakınlaşma arzusundan bunalsa da; oyuna devam etmeye çalışır.
Emilie'nin kendisine aşk mektubu yollayan kişinin Jean olduğunu anlaması; Maddy'nin, kocasının kendisinden boşanmak ve hamile sevgilisiyle evlenmek istediğini öğrenmesi ve Emilie'le Jean'ın zaman zaman yakınlaşsalar da tuhaflıktan kurtulamayan ilişkileri, olayların iyice karışık bir hal almasına neden olur. Maddy, Jean'ın oyun oynadığını ve aslında Emilie'i sevdiğini farkına varır. Yaşananlardan yıpranan ve şehirden ayrılmaya karar veren Jean'ın sarhoşluğundan istifade eden Maddy, şehirden ayrılmadan önce Jean'la birlikte olur. O sırada Maddy'nin evine gelen Emilie'de annesiyle Jean'ın birlikte olduğunu şahit olur.
Eski kocası tarafından bir sergi daveti alan ve artık kendisiyle görüşmeyen Emilie'nin de bu daveti katılacağını öğrenen Maddy, başka bir şehirde çalışmakta olan Jean'ı sanki Emilie davet ediyormuş gibi sergiye davet eder. Birbirlerini sevmelerine rağmen bir türlü bir araya gelememiş olan Emilie ve Jean, sergide karşılaşırlar. Bu kez önlerinde herhangi bir engel olmayan 2 aşık, Maddy'nin bu ufak oyunuyla kavuşmuş olur.

Comment / Yorum:

Audrey Tautou'nün ilk sinema filmi olan 1999 yapımı "Venus Beaute - institut (Venüs Güzelleri)" adlı filmden sonra Nathalie Baye'le ve 2006 yapımı "Hors De Prix (Zengin Avcısı)" adlı filmden sonra yönetmen Pierre Salvadori'yle 2. kez çalışma fırsatını yakaladığı De Vrais Mensonges, ortalama bir romantik komedi filmi olarak nitelenebilir.
Genellikle romantik komedi türünde filmlerde seyrettiğimiz Audrey Tautou, Emille karakteriyle de kariyerinde benzerlerine rastlayabileceğimiz rollerden birini üstlenmiş. Deneyimli olduğu bir türde Audrey Tautou'nün performansının vasatın üzerinde olması şaşırtıcı değil. Nathalie Baye, filmin en akılda kalan karakteri Maddy'yi oldukça başarılı şekilde canlandırmış. Baye'in filmi çevirdiğinde 62 yaşında olduğunu söylersek; herhalde oyuncunun ne kadar formda ve dinamik olduğunu da anlatmış oluruz. Oyuncular arasındaki tek hayal kırıklığının Sami Bouajila olduğu rahatlıkla söylenebilir. Bu tip romantik komedilerde yer alan jön standartlarına uymayan Bouajila, oyunculuk olarakta pek tatmin edici sayılmaz.
De Vrais Mensonges, senaryosu klişelerle dolu olsa da; düşmeyen temposu, Fransız sinemasının 2 önemli aktristinin karşılıklı performansları ve gülümsetmeyi başarabilen bir film olması nedeniyle keyifle izlenebilecek bir romantik komedi.

Imdb note : 6.4                              My note : 5.5

3 Şubat 2012 Cuma

Kenarın Dilberi (1966)

Director / Yönetmen:

Osman F. Seden

Screenplay / Senaryo:

Osman F. Seden

Cast / Kadro :

Türkan Şoray
Göksel Arsoy
Gürel Ünlüsoy
Senih Orkan
Kenan Pars
Hulusi Kentmen
Nubar Terziyan
Hayri Caner
Mürüvvet Sim
                                                             Necdet Tosun
                                                             Mualla Sürer
                                                             Muammer Gözalan
                                                             Necabettin Yal
                                                             Emire Erhan
                                                             Gülten Ceylan
                                                             Nevzat Okçugil
                                                             Renan Fosforoğlu
                                                             Selahattin İçsel

Subject / Konu:

Ekrem, New York'ta memleket hasreti ve çok sevdiği nişanlısı Necla'nın özlemiyle yaşamaktadır. Tahsil için gittiği New York'ta işleri bozulan babasına yük olmamak için geceleri pavyonda çalgıcılık yaparak para kazanmaktadır. Hovarda bir yaşam süren ve esrar kullanan Necla ise Ekrem'e karşı soğuk davranmakta ve onu arayıp sormamaktadır.
Ayşe ananın evine sığınmış olan Türkan, ev ahalisiyle birlikte sokaklarda çalıp söylemekte ve kendi yaptıkları herkül kuvvet şurubunu satmaktadır. Ali, Türkan'a aşıktır ve Türkan'a açılmak için fırsat kollamaktadır. Türkan ise aynı evde yaşadığı Ali'yi bir ağabey gibi görmektedir.
Herkül kuvvet şurubunu satarken yakalanan Türkan, cezasını ödeyen Aziz İzmen sayesinde kurtulur. Aziz İzmen, kızı Necla'ya ikizi kadar benzeyen Türkan'a kendisine yardım etmesi karşılığında 50.000 lira teklif eder. Aziz'in teklifi esrakeş olan ve tedavi gören kızı Necla iyileşene kadar onun yerine geçmesidir. Türkan teklifi reddeder. Ama Ayşe ananın ansızın hastalanması ve tedavisi için çok paraya ihtiyaç duyulması, Türkan'ın bu teklifi kabul etmesine neden olur. Türkan, Aziz'le yaptığı anlaşma gereği kimseye durumu anlatmaz.
Ekrem memlekete geri döner. Babasına Necla'nın tavrından yakınır. Babası ise Ekrem'e şayet Necla'yı bırakırsa; Aziz İzmen'le arasındaki ticari ilişkilerin bozulacağını ve dolayısıyla ailelerinin geleceğinin tehlikeye gireceğini söyler.
Türkan, Necla rolünde Ekrem'le görüşmeye başlar. İlk başta aralarında anlaşmazlıklar yaşanır ve Ekrem nişanı bozmaya karar verir. Ama Türkan, Ayşe ananın tedavisi için paraya ihtiyaç olmasından dolayı Ekrem'i ayrılmamaya ikna etmeyi başarır. Ekrem'le Türkan yakınlaşmaya başlar.
Necla iyileşir. Doktor, Aziz'e Necla'nın tamamen iyileştiğini, ancak onu korkutan sırrın ne olduğunun kesinlikle öğrenilmesi gerektiğini söyler. Aziz, Necla'ya kendisini korkutan sırrın ne olduğunu sorsa da bir yanıt almayı başaramaz.
Önce Necla'nın evine esrarengiz telefonlar açan sonra da Necla zannettiği Türkan'ın karşısına çıkan Melih, Türkan'ı tehdit eder ve kendisiyle görüşmeye mecbur eder. Türkan görüşmeye gider. Melih, Necla zannettiği Türkan'ı geçmişte çekilmiş çıplak fotoğraflarla ve mektuplarla tehdit eder. 100.000 lira para isteyen Melih, Türkan'ı birlikte olmaya zorlar. Direnen Türkan, kurtulmayı başarıp kaçar. Türkan kaçarken içeri giren Necla, Melih'i öldürür. Necmi, Necla Melih'i öldürürken cinayetin fotoğraflarını çeker.
Türkan Aziz'e, Ekrem'e aşık olduğunu anlatır ve artık bu oyunu noktalamaya karar verdiğini söyler. Türkan tam evi terketmek üzereyken polis Türkan'ı Melih'in cinayet zanlısı olarak tutuklar. Karakolda gerçek kimliği ortaya çıkan Türkan, suçu üstüne alır. Necla'nın kimliğine hırsızlık yapmak için büründüğünü söyler. Mahkemede de cinayeti kabul eden Türkan'ın idamına karar verilir.
Necmi, Aziz'e elindeki cinayet fotoğrafı ve mektuplarla şantaj yapıp para sızdırmak için telefon açar. Telefonu açan Ekrem, Necmi'yle Aziz'miş gibi konuşmaya devam eder. Necmi cinayeti Necla'nın işlediğini, Türkan'ın mektuplarda Ekrem'i suçlayıcı ifadeler geçtiği için suçu üstlendiğini söyler ve gece paraları getirmesini ister.
Gece paralarla birlikte Necmi'yle buluşmaya giden Ekrem, tüm konuşmaları polisin dinlemesini sağlar. Necmi'yle aralarında geçen boğuşmanın ardından cinayet fotoğrafını alan Ekrem, Türkan asılmak üzereyken idamı durdurmayı başarır. Necla cezasını çekmek üzere hapsi boylarken Ekrem ve Türkan'da birbirlerine kavuşur ve evlenirler.

Comment / Yorum:

1966 yılında tam 5 film ("Çalıkuşu", "Düğün Gecesi", "Sana Layık Değilim", "Kenarın Dilberi" ve "Meleklerin İntikamı") çeken yönetmen Osman F. Seden, bu 5 filmin başrolünde de Türkan Şoray'ı oynatır. Türkan Şoray, aynı yıl başrolünde oynadığı 10 filmde ("Eli Maşalı", "Altın Küpeler", "Siyah Gül", "Meyhanenin Gülü", "Karanfilli Kadın", "El Kızı", "Günahkar Kadın", "Çamaşırcı Güzeli", "Anaların Günahı", "Akşam Güneşi") daha yer alır ve 1 yıl içersinde toplam 15 filmde başrol oynamış olur. Bu rakamlar, 1966 yılının Türkan Şoray'ın kariyerinin en verimli yılı olduğunu gösteriyor. Türk sinemasında 1 yıl içersinde 15 filmin dahi çevrilmediği yıllar olduğu göz önüne alınırsa; bir aktristin 1 yıl içersinde 15 filmde başrol oynamış olması, akıl almaz bir istatistik.
Kenarın Dilberi, abartılı ve gerçekçilikten uzak bir senaryoya sahip. Türk sinemasında sıkça kullanılan ve genellikle başarılı sonuç vermeyen 1 kişinin benzerinin yerine geçmesi klişesi bu filmde de kullanılmış. Bu da 1 oyuncunun 2 farklı rolde oynaması (genelde bu 2 rolden biri iyi diğeri kötü karakter olur) ve filmin inandırıcılığının azalması sonucunu doğurmuş.
Film, oyuncu kadrosunda Yeşilçam'ın tanıdık isimlerini barındırsa da; Kenan Pars, Nubar Terziyan, Necdet Tosun, Mualla Sürer ve Mürüvvet Sim gibi isimler ufak rollerde kullanılmışlar. Filmin yardımcı yönetmenlerden biri, daha sonra kendi filmlerini yönetecek olan Erden Kıral.
Kenarın Dilberi, Osman F. Seden'in de, Türkan Şoray'ın da kariyerlerinin zayıf filmlerinden biri. Film, tüm olumsuz yönlerine rağmen iyi sayılabilecek görüntü kalitesi ve elbette Türkan Şoray için izlenebilir.

Imdb note : 6                              My note : 4

2 Şubat 2012 Perşembe

The Descendants / Senden Bana Kalan (2011)

Director / Yönetmen:

Alexander Payne

Screenplay / Senaryo:

Alexander Payne
Nat Faxon
Jim Rash

Cast / Kadro :

George Clooney
Shailene Woodley
Amara Miller
Nick Krause
Patricia Hastie
Grace A. Cruz
Kim Gennaula
                                                             Karen Kuioka Hironaga
                                                             Carmen Kaichi
                                                             Kaui Hart Hemmings
                                                             Beau Bridges
                                                             Matt Corboy
                                                             Matt Esecson
                                                             Michael Ontkean
                                                             Stanton Johnston
                                                             Jonathan Mcmanus
                                                             Hugh Foster
                                                             Tiare R. Finney
                                                             Tom Mctigue
                                                             Milt Kogan
                                                             Mary Birdsong
                                                             Bob Huebel
                                                             Laird Hamilton
                                                             Aileen "Boo" Arnold
                                                             Esther Kang
                                                             Melissa Kim
                                                             Robert Forster
                                                             Barbara Lee Southern
                                                             Celia Kenney
                                                             Matt Reese
                                                             Zoel Turnbull
                                                             Matthew Lilard
                                                             Judy Greer
                                                             Linda Rose Herman
                                                             Scott Michael Morgan

Subject / Konu:

Avukatlık yapan Matt, atalarından kalan büyük arazi mirası sayesinde hatırı sayılır bir servete sahip olacaktır. Elindeki bakir arazinin satışı için görüşmelerini sürdürmektedir.
Meşgul olduğu için fazla ilgilenemediği ve arasının açık olduğu karısı Elizabeth, tekne yarışında geçirdiği kaza sonucu hastahaneye kaldırılır. Doktor durumu oldukça ağır olan Elizabeth'in hayati fonksiyonlarının çoğunu yitirdiğini ve Elizabath'in de daha önceden istediği gibi yaşam destek ünitesinin fişinin birkaç hafta içinde çekileceğini söyler.
Kızı Scottie'nin sorunlarıyla uğraşmaya başlayan Matt, hem Scottie'yi sevindirmek hem de diğer kızı Alexandra, namı diğer Alex''i alıp annesine getirmek için Scottie'yle birlikte Alex'in yatılı kaldığı okulun bulunduğu adaya giderler. Alex'in uyuşturucu kullandığını ve kendinden büyük çocuklarla birlikte olduğunu öğrenen Matt, kızlarıyla birlikte eve geri döner. Alex'e Elizabeth'in durumunu anlatan ve fişinin çekileceğini söyleyen Matt, Alex'in annesiyle arasının iyi olmadığını, bunun nedeninin de annesinin başka bir erkekle yaşadığı ilişki olduğunu öğrenir. Elizabeth'in kendisini Brian Speer adında bir adamla aldattığını ve şayet bu talihsiz kaza başına gelmese kendisinden boşanıp onunla evlenmeyi planladığını öğrenen Matt, hayal kırıklığına uğrar.
Matt, Alex ve Alex'in patavatsız erkek arkadaşı Sid'le kayınpederi ve kayınvalidesinin evine gider ve Elizabeth'in durumunu onlara anlatır. Bu ziyaretin ardından Alex'in annesiyle Brian Speer'ı birlikte gördüğü yere giden ve yolda tesadüfen gayrimenkul satışı yapan Brian'ın reklamını gören Matt, Brian'ı görmeye karar verir ve onu bir alıcıymış gibi arar.
Tanıdıklara da Elizabeth'in durumunu bildiren Matt, herkese Elizabeth'i son bir kez görmesi için fırsat verir. Matt, Alex'e başka bir adada olan Brian'la yüz yüze konuşup onun da Elizabeth'i görmesini sağlayacağını söyleyince; kızları ve Sid'le birlikte gitmek zorunda kalır. Gittikleri ada, bakir arazilerinin olduğu adadır. Önce kısa süre sonra satılacak arazilerini ziyaret ederler, sonra da Brian'ı aramaya koyulurlar.
Sahilde koşu yaparken Brian'ı gören ve kaldığı kulübeye kadar Brian'ı takip eden Matt, Brian'ın evli, 8 ve 10 yaşlarında 2 çocuk sahibi bir adam olduğunu öğrenir. Brian'ın kuzeni Hugh'un kulübesinde tatil yaptığını öğrenince; Hugh'tan Brian hakkında bilgi almak ister ve Brian'ın, arazilerini almak isteyen Don Holitzer'in kayınbiraderi olduğunu ve arazi satış muamelelerini yapacak kişi olduğunu öğrenir. Alex'le birlikte ufak bir oyun oynayarak Brian'la yüz yüze görüşmeyi başaran Matt, karısının kendisini nasıl aldattığını öğrenir. Brian'a Elizabeth'i son bir kez ziyaret etmesi için fırsat verir.
Arazinin Holitzer'e satılmasından vazgeçen Matt, 7 yıl sonra araziyi elinden kaybetme riski olsa da; atalarından kalan emaneti başkalarına para kazanmak için vermemeye karar verir.
Matt, Scottie ve Alex, fişi çekilen ve ölümü gerçekleşen Elizabeth'in küllerini denize savurur. Matt, Scottie ve Alex gitgide kenetlenen bir aile olmaya başlar.

Comment / Yorum:

Film, arasının açık olduğu karısının ciddi bir kaza sonucu komaya girdiğini öğrenen Matt'in önce karısının iyileşeceğini umması ve sonra umudunu yitirmesi; aldatıldığını öğrenmesi ve bu süreçte sorunlu kızlarıyla iletişim kurmaya çabalamasını naif bir dille anlatıyor.
Yönettiği 2002 yapımı "About Schmidt" ve 2004 yapımı "Sideways" adlı filmlerle tanınan Alexander Payne'in 7. uzun metrajlı filmi olan The Descendants, 2011 yılının sıcak bulunan ve beğenilen filmlerinden biri olmayı başardı.
Filmdeki doğal ve başarılı performansıyla başta Altın Küre'de "Drama dalında en iyi erkek oyuncu" ödülü olmak üzere 9 ödül kazanmayı başaran George Clooney, Oscar'ın da güçlü adaylardan biri. Diğer önemli rollerde George Clooney'ye genç oyuncular Shailane Woodley, Amara Miller ve Nick Krause eşlik etmişler. The Descendants, Scottie karakterini canlandıran Amara Miller'in ilk, Alexandra karakterini canlandıran Shailane Woodley'nin 2. uzun metrajlı film deneyimi.
Altın Küre'de "Drama dalında en iyi film" ödülünü kazanmayı başaran The Descendants, katıldığı festival ve ödül törenlerinde toplam 35 ödül ve 71 adaylık kazanmayı başardı. 5 dalda Oscar'a aday gösterilen film, özellikle "En iyi film" ve "En iyi erkek oyuncu" adaylıklarında favoriler arasında gösteriliyor.
Doğal ve abartıdan kaçınan anlatım tarzı; The Descendants'ı yer yer komik olmayı da başaran duygusal bir aile filmi yapmayı başarmış. Kaliteli bir aile filmi izlemek isteyenler için ideal bir seçim.

Imdb note : 7.8                            My note : 7.5

1 Şubat 2012 Çarşamba

Karanlık Dünya / Aşık Veysel'in Hayatı (1952)

Director / Yönetmen:

Metin Erksan

Screenplay / Senaryo:

Bedri Rahmi Eyüboğlu

Cast / Kadro :

Ayfer Feray
Kemal Öz
Aclan Sayılgan (Ahmet Say adıyla)
Hakkı Ruşen
Erkan Hayali
Ali İzzet Özkan
Aşık Veysel

 

Subject / Konu:

Küçük Veysel, fidan diktikten sonra köyü kasıp kavuran çiçek hastalığı salgınından dolayı yatağa düşer. Yakalandığı hastalık sonucu 2 gözü birden kör olan Veysel, babasının kendisine aldığı sazla adeta arkadaş olur. Ufak yaştan itibaren saz çalıp türkü söyleyen Veysel, zamanla herkesin tanıdığı bir aşık olarak ünlenir.
Evlenen Veysel'in çocukları olur. Bebekleri bir talihsizlik sonucu boğulup ölür. Bebeğinin ölümünden sonra perişan olan karısı da kısa bir süre sonra ölerek Veysel'i yalnız bırakır. Veysel'in gönlünü verdiği Dilim, karısının ölümünün ardından Veysel'le birlikte yaşamaya başlar.
Dilim'in peşinden ayrılmayan ve sürekli onu elde etmeye uğraşan Süleyman, en sonunda Dilim'le birlikte olmayı başarır. Dilim'in Süleyman'la kaçacağını duyan Veysel ise Dilim'in kıyafetlerinin içine gizlice para yerleştirir.Süleyman ve Dilim kaçarlar. Dilim, çok geçmeden Süleyman'la kaçmasının büyük bir hata olduğunu ve kıyafetlerinin arasından çıkan paraları, terkedilirken bile kendisini düşünen Veysel'in koyduğunu anlar. Ama yaptığı hata, çoktan işin işten geçmesine neden olmuştur.
Süleyman'ın, Veysel'in parasını çaldığını öğrenen Dilim, Süleyman'dan ayrılır. Gece alemlerinde erkeklere meze olmaya başlar. Süleyman ise pis işlerle uğraşmaya devam eder.
Veysel, memleketi dolaşmaya başlayıp türkülerini dört bir diyarda söyler. Şöhreti günden güne artar. Atatürk'ün ölümüne çok üzülür. Onun için şiirler yazar. Dikkatinden kaçmayan ülkedeki kalkınma hamleleri ise sevinmesine neden olur. Veysel, 1953 yılında köyü Sivrialan'a geri döner. Köyünde de herşeyin olumlu yönde geliştiğine şahit olur.

Comment / Yorum:

Filmin senaryosu ünlü ressam Bedri Rahmi Eyüboğlu'na ait. Eyüboğlu, kariyerinin bu ilk ve tek senaryosunu Aşık Veysel namıyla bilinen büyük ozan Veysel Şatıroğlu'nun hayatından yola çıkarak yazmış. Filmin yönetmen koltuğunda ise henüz 23 yaşında ilk filmini çekmeye hazırlanan Metin Erksan oturmuş.
Film uzun süre sansürden geçmeyi başaramaz. Ancak bazı sahneleri kesildikten ve sansür kurulunun istediği bazı eklemeler yapıldıktan sonra gösterime sokulur. Sansür kurulunun bu süreçte yaptıkları ise gerçekten trajikomik. Kurul önce filmin ismine takar. Dünya karanlık olamaz gerekçesiyle Karanlık Dünya filminin adı Aşık Veysel'in Hayatı olarak değiştirilir. Filmi kesip biçmeye ilk olarak Veysel'in doğum sahnesinden başlayan kurul, ardından filmde tarlalardaki başakların cılız olduğunu ve bir Türk tarlasının böyle olamayacağını söyler ve filmdeki tarla görüntülerini filmden çıkarttırır. Bu da yetmiyormuş gibi Amerikan Haberler Merkezi'nden alınan Amerika'daki Hudson Ovası'na dair tarla görüntülerini de filme eklettirir. Turna dansı yapan kızların çıplak ayaklarının görünmesini neden göstererek dans sahnelerini filmden çıkarttıran kurul, filmin sonuna hastahane, doktor ve hemşire görüntüleri eklettirir ve bir doktorun ağzından köylerde hasatahaneler açıldığı ve artık kimsenin hastalıktan ölmediği mesajını verdirtir. Ve 23 yaşındaki bir genç yönetmenin ilk yönetmenlik denemesi, kesilip biçilip, istenen mesajlar eklenerek dönemin iktidarı Demokrat Parti'nin propaganda aracına dönüştürülür.
Film gösterildiği dönemde eleştirmenlerden olumsuz tepkiler almış. Ancak işin arka planında yaşananlar göz önüne alınınca; eleştirilmesi gerekenin film değil, filmi kendi emelleri doğrultusunda kullanmak isteyen dönemin iktidarı Demokrat Parti ve onun maşalığını yaparak filmi katleden Sansür kurulu olduğu apaçık ortadadır. Filmin mevcut kopyası oldukça yıpranmış ve ne yazık ki baştan sona ses problemleri var. Ancak filmin bu kadar zulüm gördükten sonra günümüze ulaşması bile önemli. Aşık Veysel'in filmin bazı bölümlerinde bizzat kendisinin de yer aldığı Karanlık Dünya, sanatçının hayranlarına ve Metin Erksan sinemasının ilk örneğini izlemek isteyenlere hitap edebilecek bir yapım.

Imdb note : 6.8                            My note : 5