Uyarı :

UYARI: "Konu / Subject" bölümlerinde filmlerin hikayeleri baştan sona anlatıldığı için bu bölümleri, filmleri izledikten sonra okumanız tavsiye edilir.

6 Ekim 2014 Pazartesi

You Can’t Win ‘Em All / Paralı Askerler (1970)

Director / Yönetmen:
Peter Collinson

Screenplay / Senaryo:
Leo Gordon

Cast / Kadro:
Tony Curtis
Charles Bronson
Michele Mercier
Patrick Magee
Fikret Hakan
Gregorie Aslan
Leo Gordon
Horst Janson
John Alderson
John Agheson
                                                               Tony Bonner
                                                               Howard Goorney
                                                               Salih Güney
                                                               Henia Halil (as Gonia Halil)
                                                               Yüksel Gözen
                                                               Terry York
                                                               Erol Keskin
                                                               Mümtaz Alpaslan
                                                               Ken Buckle
                                                               Manny Michael
                                                               Reed De Rouen
                                                               Paul Stassino
                                                               Nosher Powell
                                                               Bülent Gültekin
                                                               Suna Keskin
                                                               Kayhan Yıldızoğlu

Subject / Konu:
İki paralı asker olan dolandırıcı Adam ve kaçakçı Josh, Yunan adasından tekneyle kaçmayı başarırlar. Josh ve adamları, padişaha karşı ayaklanan ve savaşı kaybedeceğini düşündüğü Mustafa Kemal'e silah satacaktır. Türk topraklarına vardıktan kısa süre sonra Albay Ahmet Elçi komutasındaki askerler tarafından kuşatılıp yakalanırlar. Ahmet, Josh'taki silahlara talip olur. Birlikte Balıkesir'e doğru yol alırlar.
Vali Osman Bey'in huzuruna çıkıp taramalı tüfeği gösterirler. Tüfeği oldukça beğenen Osman Bey, Mustafa Kemal'in Anadolu'da ilerlediğini ve ona karşı destek güce ihtiyaç duyduklarını söyler. Adam'ın gemisinin serbest bırakılması ve para karşılığında anlaşmaya varırlar. Ancak aslında Osman Bey'in farklı planları vardır.
Yola çıktıkları tren saldırıya uğrar. Saldırıyı taramalı tüfeklerin ve Ahmet'in vagonlara gizlediği atlı askerlerle savuşturmayı başarırlar.
Ahmet, Adam'a sandıklarda 1 ton altın taşıdıklarını ve birlikte hareket ederlerse altınları paylaşabileceklerini söyler. Adam çok geçmeden sandıklardaki altınların aslında altınla kaplanmış kurşun olduğunu farkına varır. Josh'ın da bu olaydan haberdar olduğunu öğrenir.
Yunan saldırısı başlar. Adam, padişah Yunanlarla müttefik olduğu için beyaz bayrak sallatır. Ahmet, Kanuni Sultan Süleyman döneminden kalma hazineyi alıp sevgilisiyle birlikte kaçmayı planlamaktadır. Ancak sevgilisi Adam'la birlikte hareket etme kararı aldığından kendisini bıçaklayarak öldürür. Adam, Yunan binbaşıyla pazarlık yaparken, bu kez de Josh'la birlikte hazineyi alıp kaçar.
Adam, askerleri kurşuna dizen Yunan binbaşıyı sahte altınları vererek ikna eder. Ancak bu sefer de hava bombardımanı başlar ve Yunan birlikleri yok edilir. Bir kamyonla kaçmayı başaran Adam, İzmir'e ulaşır. Amerikan binbaşısından İslam Yıldızı adı verilmiş gemisine gitmek için izin alır. Gemiye vardıklarında Josh'ı gemide bulurlar. Hareket etmek isterler. Ancak gemi saldırıya uğrar. Yeni Türkiye Cumhuriyeti donanması, İslam Yıldızı'nda bulunan herkesi tutuklar. Mustafa Kemal'in huzuruna çıkarılan Adam ve Josh, güzelliğine kapıldıkları kadını da karşılarında bulurlar. Kanuni Sultan Süleyman'ın hazinesi, bulunduğu sandıktan çalınmıştır ve Adam'la Josh hazinenin yerini bilmemektedir. Buna karşın hazinenin asıl önemli parçası olan halife Osman'ın kuranı sandıktaki gizli bölmesinden alınmamıştır. Mustafa Kemal'den eğer padişah bu kurana sahip olsaydı, tüm İslam alemini toplayıp kendilerine karşı kullanabileceğini öğrenirler. Serbest bırakılırlar ve bir geminin güvertesinde patates soyarken Türkiye'den ayrılırlar.

Comment / Yorum:
Filmi yönetmesi için düşünülen ilk kişi Howard Hawks’tı. Ancak Hawks teklifi kabul etmedi. Bunun üzerine yönetmen koltuğuna 1969 yılında çektiği "The Italian Job / İtalyan Usulü Soygun" filmiyle tanınan Peter Collinson oturdu. Filmin senaryosu, oyuncu kadrosunda da yer alan Leo Gordon'a ait. Başrollerinde Hollywood'un iki devi Tony Curtis ve Charles Bronson'ın yer aldığı filmde diğer önemli rolleri ise ünlü Fransız oyuncu Michele Mercier ve Fikret Hakan üstlenmiş. Ayrıca filmin oyuncu kadrosunda Salih Güney, Erol Keskin ve Suna Keskin gibi Türk oyuncularda yer almakta. Ancak Türk oyuncular arasında filmdeki tek kayda değer rol, Fikret Hakan'ın canlandırdığı Albay Ahmet karakteri.
Tamamı Türkiye'de çekilen film, Kapadokya'dan Efes Antik kentine kadar birçok önemli mekanda çekilmiş. İstanbul'un da yoğun şekilde kullanıldığı filmde saray sahnelerinin iç çekimleri Said Halim Paşa Konağı'nda yapılmış. Buna karşın filmin mekan örgüsü oldukça yanlış. Film, 1922 yılında Kurtuluş Savaşı sırasında geçmekte. Sadece final sahnesinde yer alacak Atatürk'ü bir jönün canlandırmaması büyük tepkilere neden olunca Atatürk adı filmde kullanılmamış. Filmin Türkçe dublajında da Mustafa Kemal yerine Muzaffer Kayhan ismi kullanılmış.
Amerika'da 24 Temmuz 1970'te gösterime giren "You Can’t Win ‘Em All / Paralı Askerler", bazı tarihsel saptırmalar olduğu gerekçesiyle Türkiye'de sansürden geçemez ve sinemalarda gösterilemez. Film ancak çekildikten 43 yıl sonra 26 Mayıs 2013 tarihinde Türk televizyonlarında Türk seyircisiyle buluşur. Bu saçma yasağın esas nedeni, Charles Bronson'ın bir Türk gazetesinin röportaj teklifini geri çevirmesi ve bunun üzerine gazetenin filmin Türk düşmanı olduğu yönünde bir kampanyaya imza atıp Sansür Kurulu'nu bu yönde etkilemiş olması. Halbuki filmde Türkiye aleyhinde hiçbir mesaj verilmediği gibi sonunda da Türk hükümeti ve halkına teşekkür edilmekte.
You Can’t Win ‘Em All, ciddi bir bütçeyle çekilmiş, elinden geldiğince Türkiye'nin önemli yerlerini göstermeye çalışmış ve fakat günümüzün gazetelerinden pek de farklı olmayan bir zihniyetin kurbanı olmuş bir yapım. İyi bir film mi? Hayır vasat bir film. Ama uğradığı zulüm nedeniyle seyredilmeyi hak ediyor.

Imdb note: 6.2                           My note: 5


4 Ekim 2014 Cumartesi

Good People / Ölümcül Oyun (2014)

Director / Yönetmen:
Henrik Ruben Genz

Screenplay / Senaryo:
Kelly Masterson

Novel / Kitap:
Marcus Sakey (from “Good People”)

Cast / Kadro:
James Franco
Kate Hudson
Tom Wilkinson
Omar Sy
Sam Spruel
Anna Friel
Oliver Dimsdale
                                                             Diana Hardcastle
                                                             Thomas Arnold
                                                             Michael Jibson
                                                             Diarmaid Murtagh

Subject / Konu:
Fransız uyuşturucu taciri Khan, elindeki sıvı eroinlerle bir kulübe gider. Peşindeki adamlar tarafından kulüp basılır ve malları elinden alınır. Baskın yapma fikrini veren Ben, baskını düzenlemek için yardım aldığı Bobby’yi öldürüp malları alır ve kaçar.
Evini kaybetmek üzere olan Tom, tüm paralarını harcadığını eşi Anna’ya henüz anlatmamıştır. Birlikte olmaya hazırlandıkları sırada kiracıları olan alt komşuları Ben’in dairesinden gelen yüksek sesten rahatsız olup önce kapısını çalarlar sonra da dairesine girerler. Ben’i aşırı dozdan ölmüş halde bulurlar. Polise haber verirler.
Ceset götürüldükten sonra Tom, Ben’in dairesinde gizli bir bölme olduğunu fark eder. Bölmedeki çantanın içinde 220.000 pound bulurlar. Dedektif John, soruşturma için evlerine gelince parayı saklarlar. Kızı Julie, Ben’in sattığı uyuşturucu yüzünden öldüğünden John, bu tehlikeli davanın üzerinde hassasiyetle durmaktadır.
Anna parayı polise teslim etmek istese de, Tom onu bir süre bekleyip para için kimse gelmezse gelecekleri için kullanmaya ikna eder. John, Tom ve Anna’yı takibe alır. Bu takibe mali hareketleri de dahildir.
Tom, evlerinin ellerinden gitmemesi için paranın bir bölümünü kullanır. Durumu Anna’ya açıklar ve arkadaşı Mike aracılığıyla fatura kestireceğini ve harcadığı paraları kazanmış olduğu para gibi göstereceğini söyler. Ancak John mali hareketlerindeki hızlanmadan haberdar olur.
Ben’le birlikte baskını düzenleyen Bobby’nin ağabeyi Jack, Ben’in peşine düşüp ev adresini bulurlar. Evde yaptıkları aramada Ben’in gizli bölmesini bulurlar ve sıvı eroinlere ulaşırlar. Eve girilmiş olduğunu gören Tom, John’u karşısında bulur. John, Tom’a mali hareketlerinden haberdar olduğunu söyleyip sakladığı bir şey olup olmadığını sorar.
Yeni bir iş teklifi alan Tom görüşmeye gider. Ama aslında bu görüşmenin bir iş teklifi değil, intikam peşindeki Khan’ın uyarısı olduğunu öğrenir. John’a mesaj gönderip eve döndüğünde paranın peşindeki Jack tarafından ciddi şekilde darp edilir. Eve dönen Anna’ya da musallat olunca Tom, paranın yerini söyler. Ancak Jack, John’un eve gelmesiyle kaçmak zorunda kalır. John, paraları saklandığı yerde bulur.
Tom ve Anna’nın paranın bir bölümünü kullanmış olduğunu anlayan John, kendisine yardım etmeleri karşılığında kendilerine yardımcı olabileceğini söyler. Jack’e tuzak kurmak için kendilerini kullanmak istemektedir. Jack, Tom’u arar ve parayı ister. Tom, peşlerini bırakması karşılığında halka açık bir yerde parayı teslim etmeyi kabul eder. John, çantaya takip cihazı yerleştirir ve yapmaları gerekenleri söyler. Ancak güvende hissetmeyen Tom ilk olarak Khan’a gidip haber verir.
Tom ve Anna buluşma yerine gittiklerinde Jack için çalışan polisler John’u vururlar. Artık Khan’da kaçmayı başaran Tom ve Anna’nın peşindedir. Jack, Tom’u arar ve yakınları Sarah ve bebeği Julian’ın ellerinde olduğunu söyler. Bunun üzerine Tom, saklandıkları evin adresini Jack’e, Anna’da Jack’le meselesi olan Khan’a gönderir. Takip cihazından Tom ve Anna’nın nerede olduğunu öğrenen John, hastaneden çıkar.
Jack, adrese gelir ve Tom’u bıçaklar. Anna parayı isteyen Jack’i hazırladıkları tuzağa düşürür. Çürük tahtalara basan Jack kazıkların üzerine düşer. Jack’in adamı Anna’yı silahla yaralar. Tom’da Jack’in adamını çivi tabancasıyla ayağından yaralar. Khan ve adamı da mekana gelir. Tom, Khan‘ın adamını öldürürken, Jack’in adamı da Khan’ı öldürür. Jack’in adamı Anna’yı öldürmek üzereyken John tarafından öldürülür.
Yanan evden çıkan Tom ve Anna, bir süre hastanede kalırlar. Evde bulunan paralar John tarafından kendilerine verilir. Sıkı bir macerayı atlatan çift, yola çıkmadan önce Anna’nın hamile olduğu haberiyle sevinç yaşarlar.

Comment / Yorum:
Kelly Masterson'ın Marcus Sakey'in aynı adlı kitabından senaryosunu uyarladığı Good People'ı ilk Hollywood projesine imza atan Danimarkalı yönetmen Henrik Ruben Genz yönetir. James Franco ve Kate Hudson'ın başrolleri paylaştığı filmde Tom Wilkinson ve Omar Sy gibi kalburüstü oyuncular da yer almakta. Çekimleri Londra'da yapılan film, tür olarak aksiyon ve suçu harmanlamakta.
Filmin kadrosu oluşturulurken Anna rolü ilk olarak Jessica Chastain'e önerildi. Ancak Chastain takvimi uymadığı için rolü kabul edemedi. Böylece rol Kate Hudson'a gitti. Filmdeki oyunculuk performansları, genel olarak başarılı.
Aşıklar, hırsızlar, katiller sloganını kullanan "Good People / Ölümcül Oyun", sürükleyici bir film. Kısa süresinin de katkısıyla aksiyon temposu hiç düşmüyor. Ancak filmin senaryosu için aynı şeyleri söylemek mümkün değil. İlgi çekici şekilde başlayan hikaye aktıkça sıradan bir aksiyona dönüşüyor. Bu nedenle de ortaya vasat ve fakat sıkılmadan seyredilebilecek bir aksiyon filmi çıkıyor.

Imdb note: 5.3                           My note: 5

30 Eylül 2014 Salı

White Bird in Blizzard / Karda Bir Beyaz Kuş (2014)

Director / Yönetmen:
Gregg Araki

Screenplay / Senaryo:
Gregg Araki

Novel / Kitap:
Laura Kasischke (from"White Bird in Blizzard")

Cast / Kadro:
Shailene Woodley
Eva Green
Christopher Meloni
Shiloh Fernandez
Gabourey Sidibe
Thomas Jane
                                                             Dale Dickey
                                                             Mark Indelicato
                                                             Sheryl Lee
                                                             Angela Bassett
                                                             Ava Acres
                                                             Michael Patrick Mcgill
                                                             Jill Johnson
                                                             Jacob Artist
                                                             Brenda Koo

Subject / Konu:
1988 sonbaharı ve kışı. 17 yaşında ve hormonları zirvede olan Katrina’nın çocukluk yıllarından beri tuhaf bir ilişkisi olan annesi ansızın kaybolur. Kat, olayı araştıran dedektif Theo’dan oldukça etkilenir. Erkek arkadaşı Phil’in son zamanlarda kendisiyle birlikte olmamasından rahatsızlık duymaktadır.
Babası tarafından gönderildiği psikiyatristi Thaler’a annesinin ortadan kayboluşuna pek de üzülmediğini söyler. Annesi hakkında konuşmak bahanesiyle Theo’yla evinde buluşan Kat, tahrik etmeyi başardığı dedektifle birlikte olur.
Kat, Thaler’a annesinin tuhaflıklarını ve monotonlaşmış hayatından bıkmış olduğunu anlatmaya başlar. Sanki annesi kendisini ve Phil’le olan ilişkisini kıskanıyor gibidir.
1991 baharı. Berkeley’de okuyan Kat, erkek arkadaşı Oliver’la problemler yaşayıp tatil için uzun bir süreden sonra evine geri döndüğünde başta Theo olmak üzere eski arkadaşlarıyla görüşür. Theo’yla annesi üzerine konuşur. Theo, annesinin babasını aldattığını ve bu nedenle babası tarafından öldürüldüğünü düşünmektedir. Arkadaşlarının da benzer şeyler söylemesi ve babasının tuhaf hareketleri, Kat’i şüpheye düşürür. Kat, Phil’e annesiyle ilişki yaşayıp yaşamadığını sorar. Phil, Kat’e tek söyleyebileceğinin babasının annesinin yerini bildiğini söyler. Ancak Kat, babasından aradığı cevapları bulamaz.
Tatili biten Kat okuluna geri döner. Bu tatil, Kat’in babasını son görüşü olur. Çünkü babası birkaç hafta sonra sarhoşken karısını öldürdüğünü itiraf edip hapse düşmüş ve hapiste de kendisini asarak intihar etmiştir. Aslında Phil’le ilişkisi olan karısı değil, kendisidir ve karısını eşcinsel ilişki esnasında yakalandığı için öldürmüştür.

Comment / Yorum:
1987’den beri yönetmenlik yapmasına karşın pek tanınan bir yönetmen olmayan Gregg Araki'nin Laura Kasischke'nin aynı adlı romanından senaryosunu uyarlayıp yönettiği White Bird in Blizzard, tür olarak gerilimle harmanlanmış bir ergenlik filmi olarak nitelendirilebilir. Filmin başrolünde son dönemin yükselen yıldızlarından Shailene Woodley'yi izliyoruz. Filmde ayrıca Eva Green, Thomas Jane ve Angela Bassett gibi Hollywood'un tanınan isimleri yer alıyor.
Daha önce benzer rollerde izlediğimiz Shailene Woodley'nin Kat karakteriyle iyi bir iş çıkardığını, gerçekte kendisinden 12 yaş büyük olmasına karşın filmde annesini canlandıran Eva Green'in ise karakterini karikatürize ettiğini söylemek yanlış olmaz.
Filmin daha en başından hangi yöne doğru gideceği belli olan bir hikayesi var. Bu nedenle film fena sayılmayacak bir ergenlik filmi olmakla beraber, gerilim yönünden zayıf kalan bir yapım. Ayrıca filmin finalindeki seyirciyi ters köşeye yatırma çabası da yersiz ve abartılı olmuş.

Imdb note: 6.8                           My note: 5

29 Eylül 2014 Pazartesi

Obvious Child (2014)

Director / Yönetmen:
Gillian Robespierre

Screenplay / Senaryo:
Gillian Robespierre

Story / Hikaye:
Karen Maine
Gillian Robespierre
Elisabeth Holm

Cast / Kadro:
Jenny Slate
Jake Lacy
Gaby Hoffmann
Gabe Liedman
Richard Kind
                                                             Polly Draper
                                                             David Cross
                                                             Paul Briganti
                                                             Stephen Singer
                                                             Cindy Cheung

Subject / Konu:
Stand up gösterisinde ilişkisinden de bahseden Donna, arasının açık olduğu erkek arkadaşı Ryan’ın kendisini Kate’le aldattığını öğrenir ve terk edilir. Üstüne üstlük çalıştığı kitapçının da kapanacağını öğrenir. Depresyona girip hayatının mahvolduğunu düşünen Donna, barda tanıştığı Max’le keyifli bir gece geçirir. Ancak sabah olduğunda hiçbir şey söylemeden çekip gider. Birkaç hafta sonraysa hamile olduğunu öğrenir. Kürtaj yaptırmaya karar verir ve kendisine 14 Şubat’a gün verilir.
Max, Donna’yla çıkmak ister. Ancak Donna, kitapçı kapanacağı için meşgul olduğunu söyler ve Max’in teklifini geri çevirir. Donna, bir profesör olan annesinin evinde Max’le karşılaşır. Dona bu sefer Max’in yemeğe çıkma teklifini kabul eder. Max, Donna’ya yakın davransa da, Donna’nın tavırları yüzünden başkasıyla çıktığını düşünür. Donna, kürtaj olacağı günün öncesinde sahneye çıkar. Hamile olduğunu ve kürtaj yaptıracağını anlatır. Orada olup her şeyi dinleyen Max, gider. Donna, sevgililer gününde kürtaj olmaya gitmek için taksi beklerken karşısında bir demet çiçekle Max’i bulur. Max, Donna’yı kürtaj esnasında yalnız bırakmaz.

Comment / Yorum:
Yönetmen Gillian Robespierre, ilk uzun metrajlı sinema deneyiminde 2009 yılında Anna Bean ve Karen Maine’le birlikte yazdığı ve yönettiği aynı adlı kısa filmden yola çıkarak senaryosunu yazdığı Obvious Child’ı yönetir. Filme adını Paul Simon’ın 1990 yılında yayınladığı “The Rythm of the Saints” adlı albümün ilk şarkısı “The Obvious Child” vermiş. Film, 19 Eylül 2014 tarihi itibariyle Amerika genelinde 3.112.457 dolar hasılat elde etti.
Obvious Child, eğlenceli bir başlangıç yapıp, romantik – komedi standartlarıyla hareket etmeye başlayınca sıradanlaşan bir yapım. Buna karşın film, kısa süresi ve başrolündeki Jenny Slate’in başarılı performansı için seyretmeye değer.

Imdb note: 6.9                           My note: 5

18 Eylül 2014 Perşembe

Easy Rider (1969)

Director / Yönetmen: 
Dennis Hopper

Screenplay / Senaryo: 
Peter Fonda
Dennis Hopper
Terry Southern

Cast / Kadro:
Peter Fonda
Dennis Hopper
Luana Anders
Luke Askew
Tony Basil
Karen Black
Warren Finnerty
Sabrina Scharf
                                                            Jack Nicholson

Subject / Konu:
Wyatt ve Billy Meksika’dan aldıkları uyuşturucuyu motorlarına atlayıp havaalanına götürürler ve zengin bir adama satarlar. Paraları bir hortum içine yerleştirip Wyatt’ın motorsikletinin benzin deposunda gizlerler. Boş oda bulamayınca geceyi dışarıda geçirirler. Mardi Grass’a gitmek üzere yola koyulurlar. Yolda yanlarına bir otostopçu alırlar. Otostopçu onları şehirden gelip kırsala yerleşen gençlerle birlikte yaşadığı yere götürür. Gençler burada kendi ürünlerini yetiştirmekte ve eğlenmektedirler.
Yollarına devam eden Wyatt ve Billy, geçiş izinleri olmadıkları için polis tarafından nezarete atılırlar. Nezarethanede tanıştıkları çevresi oldukça geniş avukat George Hanson sayesinde dışarı çıkmayı başarırlar. George’ta Wyatt ve Billy’nin Mardi Grass yolculuğuna dahil olur.  Gittikleri yerlerde insanlar tarafından tuhaf karşılanıp dışlanırlar. Gece dışarıda yatarlarken sopalı adamların saldırısına uğrarlar. George saldırı sonucu ölür.
Mardi Grass’a varıp eğlenceye dalarlar. 2 fahişeyle mezarlıkta alem yaparlar. Eğlence için paralarını harcayan 2 kafadar, yolda bir kamyonetten yapılan silahlı saldırı sonucu öldürülürler.

Comment  / Yorum:
1969 yapımı filmin başrollerini de üstlenen Peter Fonda ve Dennis Hopper, filmin senaryosunu Terry Southern’la birlikte yazdı. Dennis Hopper aynı zamanda filmin yönetmenliğini de yaparak ilk yönetmenlik deneyimini yaşamış oldu. Yaklaşık 400.000 dolara mal olan film için düşünülen ilk isim “The Loners” olsa da daha sonra Easy Rider isminde karar kılındı.
Protest yapıda bir film olan Easy Rider, tür olarak 1953 yapımı “The Wild One” filminin yarattığı biker / motorcu türünün izinden gidiyor. Film temel olarak amacına ulaşmakla beraber The Wild One ile kıyaslandığında zayıf kaldığı bazı noktalar bulunmakta. Bu noktalardan en göze batanı başroldeki Peter Fonda’nın vasatı aşamayan performansı. Yardımcı rolde izlediğimiz Jack Nicholson’ın ise oldukça başarılı olduğunu söylemek gerek. Nicholson, canlandırdığı George Hanson karakteriyle “En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu” dalında Oscar, Altın Küre ve Bafta’ya aday gösterildi. Filmin bir diğer Oscar adaylığı da “En İyi Senaryo” dalındaydı. Filmin kazandığı tek kayda değer ödül, Cannes Film Festivali’nde kazanılan “En İyi İlk Film” ödülü.
Film çekimlerine dair en ilginç detay, Peter Fonda, Dennis Hopper ve Jack Nicholson’ın marihuana içtikleri sahnede gerçekten marihuana içip kafayı bulmuş olmaları.
Filmin başarılı tarafları gibi zayıf tarafları da mevcut. Başroldeki Peter Fonda'nın zayıf performansı, özellikle Jack Nicholson'la olan ortak sahnelerinde deyim yerindeyse ezilmesine neden olmuş.
Easy Rider’ın en başarılı tarafı, film çekileli 45 yıl olmasına karşın güncelliğini koruyan devletlerin ve toplumların kendileri gibi olmayanları ya da istediği kalıplara sokamadığı kişi veya grupları ötekileştirmeye çalışıp baskı kurmasını ve amacında başarılı olamadığı yerde de onları yok etmeye kalkışmasını gerçekçi bir şekilde işlemiş olması. Yönetmenin ilk filminde toplumsal kaygıları bu denli başarılı şekilde yansıtabilmesi övgüye değer. Amerikan Film Enstitüsü’ndeki genel kanı da böyle olacak ki, 2007 yılında yayınladığı “Tüm Zamanların En Büyük Filmleri” listesinde Easy Rider’a 84. sırada yer verdi. Filmi izlediğinizde günümüz dünyasının bağnazlıklarıyla bir dolu paralellik kuracaksınız.

Imdb note: 7.4                           My note: 5.5

15 Eylül 2014 Pazartesi

The Intouchables / Can Dostum (2011)

Director / Yönetmen:
Eric Toledano
Olivier Nakache

Screenplay / Senaryo:
Eric Toledano
Olivier Nakache

Cast / Kadro:
François Cluzet
Omar Sy
Anne Le Ny
Audrey Fleurot
Clotilde Mollet
Alba Gaia Bellugi
Cyril Mendy
Salimata Kamate
                                                            Absa Diatou Toure
                                                            Gregoire Oestermann
                                                            Dominique Daguier
                                                            François Caron
                                                            Christian Ameri
                                                            Thomas Soliveres
                                                            Dorothee Briere Meritte
                                                            Marie Laure Descoureaux
                                                            Emilie Caen
                                                            Sylvain Lazard
                                                            Jean François Cayrey
                                                            Ian Fenelon
                                                            Renaurd Barse
                                                            François Bureloup
                                                            Nicky Marbot
                                                            Benjamin Baroche

Subject / Konu:
Sosyal yardımdan para alabilmek için iş görüşmesine gittiğini kanıtlamak zorunda olan Driss, çok zengin ama boynundan ayak parmaklarına kadar felçli bir adam olan Philippe’in bakıcılığı için görüşmeye gider. Niyetini doğrudan belli edince, Philippe ertesi gün gelip imzalanmış kağıtlarını almasını söyler.
6 ay sonra evine giden Driss, sorumsuzluğundan dolayı annesinin tepkisiyle karşılaşır ve evden kovulur. İmzalanan kağıtlarını almak için Philippe’in evine giden Driss, sürpriz şekilde Philippe tarafından 1 ay denenmek üzere işe alınır. Bir serseri olan Driss, Philippe’in çevresindeki herkesin dikkatini çeker.
Driss, Philippe’in 6 aydır Eleonore isimli bir kadınla mektuplaştığını öğrenir. Zamanla Driss ve Philippe arasında dostluk bağı oluşur. Philippe, Driss’e büyük aşk yaşadığı karısı Alice’i, onu kaybetmenin acısını, havanın uygun olmadığı bir günde yamaç paraşütü yaptığı için 2 boyun kemiğini kırıp felç kaldığını anlatır.
Philippe, Driss’in dayatmaları sonucu Eleonore’la telefonda görüşmeye ve yakınlaşmaya başlar. Ama buluşma günü görüşmekten vazgeçer. Driss’le birlikte özel uçağına atlayan Philippe, yamaç paraşütü yapmaya gider. Driss, döndüklerinde belaya bulaşmış kardeşini karşısında bulur.
Driss, ailesinin gerçek ailesi olmadığını, çocukları olmayan teyzesi ve eniştesi tarafından 8 yaşındayken Senegal’den alınıp Fransa’ya getirildiğini, sonrasında teyzesinin iki kez ortadan kaybolduğunu ve bu kayboluşlarda hamile kaldığını, eniştesi öldüğünde de teyzesinin başka adamlardan başka çocukları olduğunu ve aslında kardeşlerinin kardeşi olmadığını Philippe’e anlatır. Philippe anlayış gösterir ve işten ayrılmasına izin verir.
Driss gittikten sonra yeni bakıcılarıyla uyum sağlayamayan Philippe kötüleşmeye başlayınca bu durum Driss’e haber verilir. Driss, Philippe’e birkaç ufak macera yaşattıktan sonra Eleonore’la sürpriz bir görüşme yapmasını sağlar.

Comment / Yorum:
Birlikte 4 kısa film, 1 televizyon projesi ve 5 uzun metrajlı filme imza atan Fransız yönetmenler Eric Toledano ve Olivier Nakache’nin 4. uzun metrajlı filmi olan ve kendilerine uluslararası şöhreti getiren 2011 yapımı filmleri “The Intouchables / Can Dostum”, yaklaşık 9.500.000 euro bütçeyle çekilir. Film, dünya genelinde 426.480. 871 dolar hasılat elde ederek büyük bir başarıya imza atar.
Filmin hikayesi gerçek bir olaya dayanmakta. Hikayenin gerçek kahramanları Philippe Pozzo Di Borgo ve Faslı Sellou. Philippe Pozzo Di Borgo, şimdi Fas’ta yaşamakta. Yeniden evlendi ve 2 kızı oldu. Abdel Sellou’da Fas’ta bir şirket sahibi. Evlendi ve 3 çocuğu oldu. Phillipe ve Abdel yakın arkadaş olarak kaldılar. Filmin sonunda Phillipe ve Abdel’i de görmekteyiz. Filmde Faslı Abdel’in Senegalli Driss olarak değiştirilmesinin temel nedeni, yönetmenlerin filmde daha önce 2002 yılında “Ces Jours Heureux”, 2006 yılında “Nos Jours Heureux ve 2009 yılında “Tellement Proches” isimli projelerde birlikte çalıştıkları ve performansından memnun kaldıkları Omar Sy’ı oynatmak istemelerinden kaynaklandı. Omar Sy’da tıpkı Driss karakteri gibi zamanında Fransız banliyölerinde yoksul hayatı yaşamıştı.
Film Fransa’nın “Yabancı Dilde En İyi Film” dalında Oscar adayı olur. Ama Oscar adayı olmayı başaramaz. Film aynı kategoride Altın Küre ve Bafta’ya aday olmayı ise başarır. Birçok önemli festivale katılan yapım, katıldığı festivallerde 29 ödül ve 34 adaylık kazanır.
The Intouchables, çarpıcı ve gerçek bir hikaye olmasının dışında sinema sanatının iyi işçilikle çok ciddi konulara dair de başarılı komedi yapımları üretebildiğini kanıtlar nitelikte ve klasikleşmesi mutlak bir yapım. Oyunculuklar üst düzeyde. François Cluzet ve Omar Sy, deyim yerindeyse karşılıklı döktürmüşler. Filmin bir diğer başarılı tarafı ise keyifli şarkı seçimleri. Özetle filmin birkaç açıdan değil bütünsel olarak başarılı olduğunu söylemek gerek. Kesinlikle arşivlerde yer alması gereken bir yapım.

Imdb note: 8.6                           My note: 9

14 Eylül 2014 Pazar

Bi Küçük Eylül Meselesi (2014)

Director / Yönetmen:
Kerem Deren

Screnplay / Senaryo:
Kerem Deren

Cast / Kadro:
Farah Zeynep Abdullah
Engin Akyürek
Ceren Moray
Onur Tura
Serra Keskin
Merve Bulut
Ege Aydan
Ebru Aykaç
Hüseyin Pehlivan

Subject / Konu:
Eylül kendisine gelen televizyon programı yapma teklifini kabul eder. Programın adını da “Bi Küçük Eylül Meselesi” olarak belirler. Eylül adına herşey mükemmel gitmektedir. Ta ki sevgilisi Atıl’la buluşup orman yolunda kaza yapana kadar.
Kazadan 1 hafta sonra kendine gelen Eylül, kazayı hatırlamamaktadır. Sorulan sorular, Eylül’ün en son hatırladığı şeyin 1 ay önceki Bozcaada seyahati olduğunu ortaya çıkarır. 1 hafta sonra taburcu olan Eylül, hayatına kaldığı yerden devam eder.
Zaman zaman kontrolünü yitiren Eylül, kazadan önceki hatırlamadığı 1 aylık döneme ait tüm telefon kayıtlarının silindiğini fark eder. Yakın arkadaşı Berrak’a baskı yaparak o süre zarfında Bozcaada’da olduğunu öğrenir. Kendisinden bir şeyler saklandığını düşündüğü için Berrak’la birlikte Bozcaada’ya gider.
Tekin, Eylül’ü görünce heyecanla yanına gelir. Ama Eylül hatırlayamadığı Tekin’i tersler. Pansiyona giden Eylül, Berrak’ın telefon konuşmasına şahit olur ve kendisinden bir şeyler saklandığını öğrenir.
Gidip Tekin’i bulan Eylül, kaza geçirdiğini ve bu nedenle kendisini hatırlayamadığını söyler. Tekin’den korkan ve kendisine bir kötülük yaptığından şüphelenen Eylül, Bozcaada’dan dönüş gününü Berrak yardımıyla hatırlamaya başlar. O gün Eylül dönmemiş ve adada kalmıştır. İşte o günü hatırlamaya çalışan Eylül, Tekin’e gider ve her şeyi anlatmasını ister. Başarılı bir karikatürist olan Tekin, en başından anlatmak kaydıyla her şeyi kendi diliyle anlatmaya başlar.
O gün, Eylül ve Tekin kahvaltıya gitmişler, ancak Eylül gördüğü arıdan korkup kaçıp gitmiştir. Ertesi gün adadan ayrılmaya hazırlanırken Tekin’e güle güle demeye gelmiştir. Tekin kendisini bağ bozumuna gitmeye ikna edince bir gün daha adada kalmaya karar vermiştir. Tekin bir sonraki gün gitmeye hazırlanan Eylül’ü rüzgar güllerini görmek için kalmaya ikna eder.
Eylül’e telefonla ulaşamayan Berrak, Atıl’ı hemen gelmesi için arar.
Tekin, Eylül’ü ilk öpüştükleri yere götürür. Eylül, Tekin’in söylediklerini gerçekten hatırlamaya başlar. Eylül, Tekin’in evine gittiğinde onun hayran olduğu karikatürist Deli Dumrul’un ta kendisi olduğunu öğrenmiştir. Birbirlerine aşık olmuşlar ve nihayetinde beraber olmuşlardır.
Atıl ve Berrak, Eylül’ün yanına gelirler. Eylül her şeyi hatırladığını söylese de, Berrak onu son günü hatırlaması için zorlar. Eylül, Tekin’le birlikte geçirdikleri gecenin ardından neşeyle kahvaltı hazırlamış, ancak aynada bakımsız halini görünce korkuya kapılmış ve o korkuyla Berrak’ı arayıp gelip kendisini almasını söylemiştir. Ardından da adaya gelmiş olan Berrak ve Atıl’a kendisine asılan birisi olduğunu anlatmıştır. Gece eğlenirlerken yanlarına gelen Tekin’e kötü muamele etmiş ve onu terk etmiştir.
Son günü de hatırlayan Eylül, Atıl ve Berrak’ın hala hasta olduğu ve hastaneye yatmasına dair uyarılara aldırış etmez ve vakit kaybetmeden Tekin’i bulmaya gider. Tekin’in aslında hayalinde canlandırdığı bir korkuluk olduğunu anlayınca, zihninde Tekin’in ölümü de gerçekleşmeye başlar.

Comment / Yorum:
Özellikle “Ezel” ile televizyonda adından söz ettirmeyi başaran ve övgüler alan senarist Kerem Deren, ilk sinema deneyiminde senaristliğinin yanına yönetmenliği de ekler. Filmin yapımcılığını, Deren’in televizyonda yaptığı işlerin de yapımcılığını üstlenen Ay Yapım, filmin müziklerini de yine Ay Yapım’ın projelerinde sürekli birlikte çalıştığı Toygar Işıklı yapar. Filmdeki karikatürler ise Erdil Yaşaroğlu imzası taşımakta.
Yaklaşık 8 haftada çekilen filmin çekimleri, 6 hafta süreyle Bozcaada’da, 2 hafta süreyle de İstanbul’da yapılır. 14 Şubat 2014 itibariyle gösterime giren film, 30 hafta vizyonda kalıp 924.019 seyirciye ulaşır.
Filmin özgün müziklerine imza atan Toygar Işıklı, 25. Ankara Uluslararası Film Festivali’nde “En İyi Özgün Müzik” dalında ödül kazandı.
Bi Küçük Eylül Meselesi, seyirciyi ikiye bölen bir yapım oldu. Objektif gözle bakmak gerekirse, bir sinema projesinin başarı elde etmiş dizi projeleri mantığında yapılması irdelenebilir. Oyunculuklar, dizi oyunculuğu paralelinde performanslar. Senaryonun da Ezel gibi bir işe imza atmış Kerem Deren’in başarı çıtasının altında kaldığı söylenebilir. Bozcaada manzarasını bol bol görme imkanı veren mekan seçimleri ise oldukça başarılı. Bi Küçük Eylül Meselesi, genel hatlarıyla vasat olarak değerlendirilebilecek bir film. Yine de türün meraklılarının ilgisini çekebilir.

Imdb note: 7.5                           My note: 4.5

13 Eylül 2014 Cumartesi

Winter's Tale / Kış Masalı (2014)

Director / Yönetmen:
Akiva Goldsman

Screenplay / Senaryo:
Akiva Goldsman

Novel / Kitap:
Mark Helprin

Cast / Kadro:
Colin Farrell
Jessica Brown Findlay
Jennifer Connelly
William Hurt
Eva Marie Saint
Graham Greene
Russell Crowe
                                                             Kevin Corrigan
                                                             Kevin Durand
                                                             Matt Bomer
                                                             Lucy Griffiths
                                                             Ripley Sobo
                                                             Maurice Jones
                                                             Alan Doyle
                                                             Mckayla Twiggs
                                                             Rob Campbell
                                                             Finn Wittrock
                                                             Tom Morrissey
                                                             Will Smith

Subject / Konu:
New York 1895. Akciğer hastalığı nedeniyle ülkelerine geri gönderilen çift, bebeklerini maket bir gemiye yerleştirip denize bırakırlar.
New York 1916. Köşeye sıkışan Peter, peşindeki Pearly ve adamlarından karşısına çıkan beyaz at sayesinde mucizevi şekilde kurtulmayı başarır.
Hummalı bir hastalığa yakalanan Beverly, ışığın mucizesine inanmaktadır.
Peter zamanında Pearly için de çalışmış bir hırsızdır. Peter’ın peşine düşen Pearly, hem Peter’ın hem de atın yakalanabilmesi için ortaya ödül koyar. Pearly de ışığın gücüne inanmaktadır.
Peter, hırsızlık yapmak için Beverly’nin yaşadığı eve girer. Beverly’nin piyano çalışından etkilenen Peter, hırsızlık yapmaktan vazgeçer. Beverly, korkmadığı Peter’a çay ikram eder. Peter nerede doğduğunu bilmediğini ama bir maket gemide yeni doğmuş olarak bulunduğunu söyler. Beverly ise Peter’a hastalığından bahseder. Vücut ısısını düşük tutmak zorunda olduğu için dışarı çıkamadığını, dans edemediğini, henüz bir erkek tarafından öpülmediğini ve evin çatısında bir çadırın içinde uyuduğunu anlatır. Peter, Beverly’ye birkaç ay şehir dışına çıkmak zorunda olduğunu ama döndüğünde kendisini tekrar görmek istediğini söyler. Beverly ise taşraya gideceğini ve birkaç ay ömrü kaldığı için döndüğünde muhtemelen ölmüş olacağını söyler.
Pearly, adamlarına Peter’ın kaderinde kızıl saçlı bir kız olduğunu ve kızı bulurlarsa Peter’a da ulaşabileceklerini söyler. Pearly, Beverly’yi taşraya gitmek üzereyken bulur. Peter, bağlandığı Beverly’yi atıyla Pearly’nin elinden kurtarmayı başarır. Birlikte taşraya giderler. Peter, kendisini Beverly’nin babasına dürüstlükle anlatır ve Beverly’ye aşık olduğunu söyler.
Peter’ı bulabilmek için şehrin kuzeyine gitmesi gereken ama bunun için izni olmayan Pearly, izin alabilmek için Yargıç’a gider. İsteği kişisel bulan Yargıç, Pearly’ye izin vermez ve başka bir yol bulmasını söyler. Pearly, insan olmuş bir melekten yardım ister. Melek, Pearly’nin talimatıyla yılbaşı gecesi Peter’la birlikte dansa giden Beverly’nin içkisine kalbi hızlandırıcı bir ilaç damlatır. Beverly ve Peter, kendilerini dizginleyemeyip gece birlikte olurlar. Ancak Beverly, gecenin devamında ölür.
Şehre geri dönen Peter, Pearly ve adamları tarafından köprüde kıstırılır. Gitmesi için talimat verdiği atı kanatlanıp gider. Pearly, tartakladığı Peter’ı köprüden aşağıya atar. Peter sudan çıktığında hiçbir şey hatırlamamaktadır.
New York 2014. Kim olduğunu hatırlayamayan Peter,  sürekli kim olduğunu hatırlayamadığı Beverly’nin resimlerini yapmaktadır. Pearly, Peter’ın hala yaşamakta olduğunu öğrenir ve peşine düşer.
Peter, Virginia sayesinde arşivdeki mikrofilmlerden araştırma yapar. Beverly ile çekilmiş fotoğrafını bulunca her şeyi hatırlar. Beverly’nin gazetede çalışan artık yaşlı bir kadın olmuş kardeşi Willa, Peter’ı tanır.
Peter’ın Beverly’nin mucizesi sayesinde hayatta kaldığını öğrenen Pearly, Peter’ı öldürebilmek için onunla bir ölümlü olarak kavga etmeyi kabul eder.
Peter, Virginia’nın kanser hastası olan ve kurtulması mucizeye bağlı kızı Abby’nin kurtulabilmesi için hayatta kaldığına inanır. Evin çatısına çıkarlar ve karşılarında Peter’ın atını bulurlar. Ata binerler. Kanatlanan at, onları artık unutulmuş bir yer olan taşraya götürür. Pearly ve 20 adamı da peşlerinden gelir. At, buzları parçalayarak Pearly’nin bütün adamlarının ölmesi sağlar. Peter ve Pearly kavgaya tutuşurlar. Peter, Pearly’yi öldürür.
Beklenen mucize gerçekleşir ve öldüğü sanılan Abby, hayata geri döner.

Comment / Yorum:
Oscar’lı senarist Akiva Goldsman, ilk yönetmenlik deneyiminde Mark Helprin’in aynı adlı romanından senaryosunu uyarlayıp, yapımcılığını üstlendiği “Winter’s Tale / Kış Masalı” adlı filmi yönetir. Fantastik bir aşk hikayesini konu alan ve zengin oyuncu kadrosuyla dikkat çeken film yaklaşık 60.000.000 dolara mal olur. Dünya genelinde 30.800.231 dolar hasılat elde edebilen yapım, gişeden zararla dönmüş olur. Akiva Goldsman’da ilk yönetmenlik deneyiminden genellikle olumsuz eleştiriler alır.
Peter Lake rolü için Tom Hiddleston, Garrett Hedlund, Aaron Taylor Johnson, Luke Evans, Liam Hemsworth ve Benjamin Walker gibi oyuncuların isimleri konuşulsa da rol, Colin Farrell’a gider. Jessica Brown Findlay’ye giden Beverly rolü için ise Bela Heathcote, Lily Collins, Sarah Gadon, Gabriella Wilde ve Elizabeth Olsen oyuncu seçmelerine katırlar. Ancak rol Findlay’ye gider. Filmin yardımcı rollerinde ise daha önce Goldsman’la çalışmış yıldız oyuncular var. İlk göze çarpanlar, artık genel olarak yardımcı rollerde karşımıza çıkan Jennifer Connelly ve filmin kötü adamları Russell Crowe ile Will Smith.
Winter’s Tale, 1983 yılında yayınlandığında çok satan olmuş ve doğal olarak sinema dünyasının da ilgisini çekmiş bir roman. Kitap yayınlandıktan kısa bir süre sonra film haklarını Steven Spielberg satın almış. Martin Scorsese’de bir röportajında Winter’s Tale’i sinemaya aktarmayı düşündüğünü ama gerçekleşmesi pek olası görünmediğinden vazgeçtiğini söylemiş.
Filmin zayıf yönü, dayandığı fantastik olayı tatmin edici bir mantığa oturtamamış olması. Bu nedenle Goldsman, henüz ilk yönetmenlik deneyiminde böyle zor bir proje seçtiği için eleştirilmeyi hak ediyor. Film yine de yıldız oyuncu kadrosu hatırına seyredilebilir.

Imdb note: 6.2                           My note: 4.5