Uyarı :

UYARI: "Konu / Subject" bölümlerinde filmlerin hikayeleri baştan sona anlatıldığı için bu bölümleri, filmleri izledikten sonra okumanız tavsiye edilir.

6 Eylül 2013 Cuma

Şehzade Sinbad Kaf Dağında / Şehzade Sinbad (1971)

Director / Yönetmen:

Muharrem Gürses

Screenplay / Senaryo:

Muharrem Gürses

Cast / Kadro :

Fikret Hakan
Eva Bender
Erol Taş
Suna Pekuysal
Perihan Savaş
Abdullah Ferah
Muharrem Gürses
Ayton Sert
Faik Coşkun
                                                            Şener Şen
                                                            Arap Celal
                                                            Süheyl Eğriboz
                                                            Sönmez Yıkılmaz
                                                            Yaşar Şener
                                                            Kubilay Hakan
                                                            Reşit Çildam
                                                            Yılmaz Kurt
                                                            Mustafa Yavuz
                                                            Cevdet Özalaş
                                                            Niyazi Vanlı

Subject / Konu:

Sinbad, Zebra'nın büyücük yapmakla suçladığı ve kellesinin vurulmasına karar verdiği prens Gökçebay'ı son anda kurtarır. Çocukluğundan beri haksızlık eden kişilerle uğraşmayı huy edinen Sinbad, prensin isteği üzerine başından geçen olayları anlatmaya başlar.
Çocukluğunda yolunu kaybeden ve bir hayli acıkan Sinbad, Balkız ve sevgilisinin eğlenip ziyafet çektikleri evin kapısını çalar ve yardım ister. Balkız, Sinbad'ı tersleyip kovar. Balkız'ın kocası beklenenden erken eve dönünce; Balkız, sevgilisini sandığın içine saklar. Herşeye gözleriyle şahit olan Sinbad, tekrar evin kapısını çalar. Balkız'ın kocası Sinbad'ı içeri davet eder. Balkız yemekleri saklamaya çalışsa da; Sinbad, sihirbazının kendisine yemeklerin yerini bildirdiğini söyler ve yerini bildiği yemekleri bulup dışarı çıkarır. Yemeğin ardından sandığın sihirli olduğunu söyleyen Sinbad, bir kese altın karşılığı sandıkla birlikte evden çıkar. Sandıkta gizlenmekte olan adamı da altın karşılığı dışarı çıkarır. Sinbad, kurtardığı adamla baba - oğulmuş gibi rol yapıp geceyi geçirmek üzere bir hana yerleşir. Hancının deli oğlu, Sinbad'ı ve adamı öldürmek üzere odalarına gelir. Yatağın altına gizlenen Sinbad, öldürülmekten kurtulmayı başarır.

Sinbad, prens Gökçebay'ın Kaf Dağı padişahının oğlu olduğunu ve yerini bildiği büyük hazine yüzünden ölüm tehlikeleri atlattığını öğrenir. Gökçebay'la konuşurken çığlık sesleri duyar ve sahibi tarafından tecavüz edilmeye çalışılan bir köleyi kurtarır. Genç ve güzel kölenin diyetini sahibine öder ve onu azad eder.
Sinbad, Gökçebay'la birlikte köle pazarına gider. O sırada esir edilmiş bir prenses olan Sultan Mircan, satılmaktadır. Hiç parası olmamasına karşın 4400 altınla en yüksek teklifi veren Sinbad, mezat yerinde Gökçebay'la birlikte çaldığı altınlarla Mircan'ı özgürlüğüne kavuşturur. Mircan, Sinbad'ın elindeki izi görür ve Sinbad'ın abisi olduğunu anlar. Sinbad, isyankar olduğu için öldürülmesine karar verilen Kara Kaplan'ın da diyetini öder ve onu da özgürlüğüne kavuşturur.
Sinbad, mezat yerinde gördüğü Sultan Zaliha'ya aşık olur. Sinbad, Sultan Zaliha'nın babasını tahta geçirebilmek için çok yaşlı bir adamla evlendiğini öğrenir. Zaliha'nın kızkardeşi olan Sultan Zerefşan'ı yılan sokar. Sinbad, zehri emer ve Zerefşan'ı kurtarır. Bunu duyan Zerefşan'ın babası kızını Sinbad'la evlendirmeye karar verir. Ancak gönlü Zaliha'da olan Sinbad, bu duruma razı değildir.

Gökçebay ve Mircan kaldıkları odadan kaçırılırlar. Prensi ve sultanı kaçırtan Kasım, Kaf Dağı hazinesinin peşindedir. Kahinden oğlu Gökçebay'ın tehlikede olduğunu öğrenen Kaf Dağı padişahı, oğullarından birini Gökçebay'ı kurtarması için yollar. Kasım, Mircan ve Gökçebay'a esirlerini yaptığı işkenceleri izletir. Gökçebay'la Mircan'ın kaçırıldığını haber alan Sinbad, Kara Kaplan'la birlikte yola çıkar. Kaf Dağı padişahının oğlu, kardeşi Gökçebay'ı kurtarmaya çalışırken öldürülür. Gökçebay ve Mircan, kurtulurlar. Kasım, askerleri sayesinde Sinbad'ın elinden kurtulmayı başarır.
Gizlice saraya gelen Kasım, Zerefşan'ı öldürür. Sinbad, Kasım'ın peşine düşer. Ancak Kasım, yine kurtulmayı başarır. Törelere göre Zerefşan öldüğü için Sinbad'da karısıyla birlikte diri diri gömülmek zorundadır. Sinbad öldürüleceği sırada Zaliha gelir ve kocası öldüğü için kendisinin de diri diri gömüleceğini söyler. Bu sırada Kasım ve adamları saraya gelir. Sinbad, kılıcını çeken Kara Kaplan'la birlikte muhafızların elinden kurtulur. Kasım, hükümdarı ele geçirir. Tahta oturmaya gider. Adamlarına da Zaliha’yı kaçırmalarını emreder.

Kaf Dağı Padişahı, bir hayal şeklinde Sinbad ve Gökçebay’a görünür. Sinbad’a Periler Mağarası’na koşmasını, mağarada Kraliçe Mahnamara’nın olduğunu, ona yenilmemesi gerektiğini anlatır. Kraliçeyi alt etmenin yolunun elindeki asayı almak olduğunu söyler. Ardından Kaf Dağı’na gelmelerini, orada kendisine vereceği altın kılıçla Zaliha’yı kurtarabileceğini söyler. Sinabd ve Gökçebay, Periler Mağarası’na doğru yol alırlar.
Kasım, padişahın dilini koparttırır. Zaliha’ya da sahip olmaya çalışır. Zaliha ise Kasım’ı kandırıp oyalamayı başarır.
Sinbad ve Gökçebay mağaraya vardıklarında Mahnamara, Sinbad’ı tanır ve kendisini arzuladığını söyler. Gökçebay, fırsattan istifade edip Mahnamara’nın asasını ele geçirir ve onu etkisiz hale getirir. Sinbad ve Gökçebay, asanın gücüyle Kaf Dağı’na giderler. Kaf Dağı Padişahı, Sinbad’a vereceğini söylediği altın kılıcın, kendi aklı olduğunu; güzel günlerin yaklaştığını, ancak sabırlı olması gerektiğini söyler.
Kasım, kendisini oyaladığını anladığı Zaliha’yı öldürmeye kalkışır. Tam bu sırada ortaya çıkan Sinbad, Kasım’ı kılıcıyla öldürür ve Zaliha’yı kollarına alır.

Comment / Yorum:   

Muharrem Gürses’in yazıp yönettiği Şehzade Sinbad Kaf Dağında ya da diğer bilinen adıyla Şehzade Sinbad, fantastik bir macera filmi. 1971 yapımı filmin yapımcısı Turgut Akınvar’ın kurmuş olduğu Akın Prodüksiyon. Başrolü Fikret Hakan’ın üstlendiği filmde hiçte küçümsenmeyecek bir oyuncu kadrosu var.  
Diğer önemli rollerde Eva Bender, Erol Taş ve Suna Pekuysal gibi tanınmış oyuncular var. Film ayrıca henüz 16 yaşında olan Perihan Savaş’ın ilk filmi olma özelliğini taşıyor. Filmde, kariyerinin ilk dönemlerinde küçük rollerde izlediğimiz Şener Şen’i de görebilmek mümkün.
Şehzade Sinbad Kaf Dağında, her ne kadar fantastik bir deneme olması nedeniyle dikkat çekici olsa da başarısız sayılabilecek bir film. Senaryo oldukça sıradan. Filmin görüntü kalitesi de düşük. Türün meraklılarının ilgisini çekebilir.

Imdb note : 6.4                               My note : 4

5 Eylül 2013 Perşembe

Un Homme De Têtes / Four Heads Are Better Than One / The Four Troublesome Heads (1898)

Director / Yönetmen:

Georges Méliès

Screenplay / Senaryo:

Georges Méliès

Cast / Kadro :

Georges Méliès

 

 

Subject / Konu: 

Sihirbaz, 2 masa arasında durmaktadır. Vücudundan kafasını çıkartıp sağ tarafında duran masanın üzerine koyar. Masaya konan kafa, vücuda dönüp birşeyler söylerken vücuttan yeni bir kafa çıkar. Sihirbaz, çok geçmeden yeni kafasını da çıkarır ve yine sağ tarafında duran masanın üzerine, diğer kafanın yanına bırakır. Sihirbazın vücudunda yeniden bir kafa çıkar. Sihirbaz bu kez kafasını çıkartır ve sol tarafında duran masanın üzerine koyar. Vücudunda yeniden bir kafa belirir. Taburesini alır ve 2 masanın ortasına koyar. Eline aldığı müzik enstrümanını çalıp şarkı söylemeye başlar. Masaların üzerinde duran kafalarda şarkı söylemeye başlarlar. Bu duruma sinirlenen Sihirbaz, elindeki enstrümanla sağ tarafındaki masada duran 2 kafaya vurup onları yok eder. Kendi vücudundaki kafayı da çıkartıp fırlatır. Sol tarafındaki masada duran kafayı alır ve vücuduna yerleştirir.

Comment / Yorum:    

Georges Méliès, yapımcılığını yaptığı, yazdığı, yönettiği ve başrolünü üstlendiği Un Homme De Têtes ya da bilinen diğer isimleri “Four Heads Are Better Than One” veya “The Four Troublesome Heads” ile  fantastik bir komedi filmine imza atar ve yine fark yaratıp döneminin çok ötesinde bir işe imza atmayı başarır. Filmi değerli kılan; sinema, emekleme döneminin henüz başlarındayken yaklaşık 1 dakika süren bu kadar başarılı bir fantastik filme imza atılabilmiş olması. Film 1932 yapımı “The Conquerors” filmiyle birlikte de gösterildi ve 2011 yapımı “La Voyage Extraordinaire” belgeselinin içinde kullanıldı.

Imdb note : 7.7                               My note : 8.5

4 Eylül 2013 Çarşamba

Kore'de Türk Süngüsü (1951)

Director / Yönetmen:

Vedat Örfi Bengü

Screenplay / Senaryo:

Vedat Örfi Bengü

Cast / Kadro :

Cemil Demirel
Ayşe Güzel
                                                                                       Osman Varol
                                                                                       Hulki Jönt
                                                                                       İhsan
                                                                                       Fikret

Subject / Konu:

Kuzey Kore, Güney Kore'yi işgale başlar. Birleşmiş Milletler, olaya müdahale etme kararı alır. Türkiye’de Kore’ye 4.500 asker gönderir. Trenle İskenderun’a gelen askerler, komutan Tahsin Yazıcı önderliğinde gemiyle Kore’ye giderler.
Bir tepeye çıkartma yapan Türk askeri, Koreli askerlerle çarpışır.
Ülkeye kahramanlık hikayeleriyle birlikte şehit haberleri de gelmeye başlar. Şehitler için mevlid okutulur.

2 yaşlı adam, Türk askerinin her daim cesurca savaştığını konuşur. 1922’de İzmir’de Yunan birliklerine karşı kazanılan zaferi yadederler.
Kore’de ilerleyişini sürdüren Türk askeri, bir düşman karakoluna baskın düzenler. Karakolu ele geçirip düşmanı esir alırlar. Ardından keşif yapması için gönderilen 2 Türk askeri, düşman tarafından yakalanıp esir alınır. Türk askerleri, düşmanı haklayıp kurtulduktan sonra birliklerine geri dönerler. Türk hava birlikleri, düşman mevzilerini bombalar ve düşman uçaklarını birer birer düşürürler.

Comment / Yorum:   

Vedat Örfi Bengü’nün senaryosunu yazıp yönettiği Kore’de Türk Süngüsü, 1950’de patlak verip 1953’e kadar devam eden Güney Kore – Kuzey Kore savaşına Birleşmiş Milletler’in müdahale etme kararı alması sonucu 5090 kişiden oluşan 1. Türk Tugayı’nın Kore’ye yollanışını ve oradaki kahramanlıklarını konu ediniyor. Filmin yapımcılığını Milli Film, görüntü yönetmenliğini Orhan Atadeniz yapmış.
Savaştan gerçek görüntülerin ve gazete manşetlerinin kullanıldığı film, bir savaş filmi olması yanında belgesel özelliklerde taşıyor. İzmir’in kurtuluş mücadelesi anlatıldığı sırada gösterilen görüntülerde kısa bir süreliğine Atatürk’ü de görebilmek mümkün.
Filmin görüntü kalitesi iyi. Kahramanlık, zaman zaman abartıya kaçmış ve gerçek dışı anlatımlara neden olmuş. Ayrıca uçakların çatışma sahneleri, dönemin bir Hollywood yapımından alınıp filme eklenmiş.

Imdb note : 5.3                               My note : 6

29 Ağustos 2013 Perşembe

Killing Season / Av Zamanı (2013)

Director / Yönetmen:

Mark Steven Johnson

Screenplay / Senaryo:

Evan Daugherty

Cast / Kadro :

John Travolta
Robert Deniro
Milo Ventimiglia
Elizabeth Olin
Diana Lyubenova
Kalin Sarmenov
Stefan Shterev

 

Subject / Konu:

Bosna'daki katliamlar inanılmaz boyutlara ulaşıınca Amerika, Sırp katliamını engelleyebilmek için harekete geçer. Amerikan askerleri yakalanan Sırp askerlerini Menacha'da sırayla infaz ederler. Sıra son Sırp askerin infazına gelir. Amerikan askeri Benjamin, Sırp askerini sırtından vurur.
Emil Kovac, Benjamin Ford'u bulabilmek için tam 18 yıl bekler
Benjamin ailesinden kopmuş ve inzivada bir hayat sürmektedir. Savaş sırasında bacağında kalan şarapnel parçası yüzünden ağrı çekmektedir. Bu yüzden şehre gidip ilaç almak üzere yola çıkan Benjamin'in arabası arızalanır. Karşısına çıkan Emil, Benjamin'in arabasını tamir eder. Kuvvetli bir yağmur bastırır. Benjamin şehre gitmekten vazgeçer. Emil'in yağmurda kalmasına gönlü razı kalmaz.Arabasına aldığı Emil'le evine geri döner. Emil'in bir Boşnak olduğunu öğrenir. Kendisinin de Bosna'da görev yapmış bir Albay olduğunu anlatır. İçki içip uzun ve keyifli bir sohbet yaparlar. Benjamin, karısından ayrıldığını, karısının kendi sağdıçlığını yapan adamla evlendiğini, oğluyla uzaklaştığını, ertesi gün hiç görmediği torununun vaftiz törenine davet edildiğini ama gitmeyeceğini anlatır. Gecenin sonunda Emil, Benjamin'i ertesi gün katılacağı ava davet ettikten sonra teşekkür edip evden ayrılır.

Ertesi gün birlikte ava çıkarlar. Ayrı noktalara giderler. Telsizleri yardımıyla haberleşirler. Benjamin, geçmişte iyi bir avcı olmasına karşın yaklaşık 20 yıldır hiçbir canlıyı öldürmemiştir. Bu yüzden karşısına çıkan geyiği öldüremez. Emil, Menacha'da Benjamin tarafından sırtından vurulan son Sırp askerin kendisi olduğunu söyler ve Benjamin'e saldırır. Benjamin kaçsa da Emil, takibi sürdürür ve Benjamin'i okla bacağından vurur. Benjamin kaçmaya devam eder. Emil, Benjamin'i saklandığı yerde yakalar. Konuşmak istediğini söyler. Benjamin'i okun deldiği bacaktan geçirilen iple asıp kendince sorgulamaya başlar. Benjamin, yerden aldığı tahta parçasıyla Emil'e vurup bıçağını almayı başarır. İpi kesip asıldığı yerden düşer. Emil'le kavgaya tutuşur. Güçlü bir darbeyle kendini azgın nehirde bulur. Şelaleye doğru hızla sürüklenen Benjamin, bir kayaya tutunup kurtulmayı başarır. Bacağını doğal yollarla tedavi eder. Telsizini çalıştırır ve kendine küçük sayılabilecek bir yay yapar.

Emil, telsiz aracılığıyla Benjamin'le irtibata geçer. Amerikan askerlerinin savaş sırasında kız kardeşi ve annesine tecavüz ettiklerini, Sırpları zorla evlerinden attıklarını ve yaralıları benzin döküp yaktıklarını anlatır. Benjamin, evine doğru yol alır. Evine yaklaştığında oğlu, gelini ve torununun evinin kapısında olduğunu görür. Emil, bu sırada yayını gerip Benjamin'in misafirlerine doğrultur. Benjamin, onları koruyabilmek için Emil'e meydan okur. Emil'de kendilerini farketmeyen misafirlerin gitmesine izin verir. Benjamin, evinin önünde şarap içmekte olan Emil'i ağzından okla vurur. Artık av ve avcı yer değiştirmiştir. Emil kendine geldiğinde bir masada bağlı olduğunu görür. Benjamin, yaptığı tuzlu limonatayı Emil'in ağzından vurulduğu yerlere döküp işkence eder. Emil'in savaşta işkence aletleri ürettiğini öğrenen Benjamin, baltasını alıp gelir ve baltayı masaya savurmaya başlar. Masaya saplanan baltaya ellerinin bağlı olduğu ipi sürtüp ellerini kurtarmayı başaran Emil, Benjamin'i yere serip kurtulmayı başarır. Benjamin'i zorla kamyonete bindirir. Yanına Benjamin'in tüfeğini ve mermilerini de alır. Emil, sırtından vurulduktan sonra boynundan aşağısının felç kaldığını ve zamanla iyileştiğini anlattığı sırada Benjamin ani bir hamleyle Emil'in boynuna sarılır. Kamyonet yoldan çıkıp yuvarlanır.

Kamyonetten çıkmayı başaran Benjamin, sürüklenerek kaçmaya çalışsa da Emil tarafından yakalanır.Yollarına yürüyerek devam ederler. Bayılmış gibi yere yatan Benjamin, yerden aldığı büyük bir taşı Emil'in kafasına vurup kaçmayı başarır. Kullanılmayan eski bir kiliseye girer. Piyanonu tellerinden koparıp bir tuzak kurar. Emil, tuzağa yakalansa da kurtulup Benjamin'in bacağında kesik açar. Günah çıkaran Emil, Benjamin'i de günah çıkarmaya zorlar ama başarılı olamaz. Benjamin'i öldüreceği sırada atik davranan Benjamin, ufak bıçağıyla Emil'i yaralar.
Emil kendine geldiğinde elleri bağlıdır. Benjamin, 1995 yılında Bosna'da yaşadıklarını Emil'e anlatır. Sırpların, Boşnaklara yaptığı işkencelerden ve tecavüzlerden bahseder. Ve Emil'i sırtından vurduğunda tetiği nasıl çektiğini anlatır. Emil, Benjamin'e artık kendisini öldürebileceğini söyler. Benjamin, Emil'in ellerini çözer ve tüfeği dağdan aşağı fırlatır. Artık ikisi de kötü şeyler yapmış birer katil olduklarını farkındadırlar.
Emil, ülkesine geri döner. Barda içki içerken televizyonda savaş haberleri görür. Benjamin ise hediyesini alıp torununu görmeye gider.

Comment / Yorum:  

John Travolta ve Robert Deniro gibi Hollywood’un 2 önemli ismini bir araya getiren 2013 yapımı Killing Season, 2003 yılında “Daredevil / Korkusuz” ve 2007 yılında “Ghost Rider / Hayalet Sürücü” gibi 2 bilindik çizgi roman uyarlamasını yöneterek adını duyurmayı başaran Mark Steven Johnson imzasını taşıyor.
Filmin orjinal senaryosu 1970’li yıllarda yazıldı. Ancak senaryo, o dönemde filme çekilemedi. Daha sonra ilk adı “Sharapnel” olarak belirlenen projede 1997 yapımı “Face – off / Yüzyüze” filminde iyi bir ikili olan John Travolta ve Nicolas Cage’in tekrar bir araya getirilmesi, filmi de John Mctiernan’ın yönetmesi düşünüldü. Ancak bu düşünce de hayata geçirilemedi ve nihayetinde Nicolas Cage yerine Robert Deniro’da karar kılındı ve projeyi Mark Steven Johnson yönetti.

Film, sürükleyici, gerilim dozajı da gayet iyi. Hollywood’un pek değinmediği Bosna katliamına değinmesi, hem Sırpların hem de Amerikalıların savaştaki rollerinin objektifçe işlenmiş olması, filmin artı yönleri. Ancak 2 karakter arasındaki mücadelede güç dengesinin sürekli değişmesi, zaman zaman hikayenin gerçekçilikten uzaklaşmasına neden oluyor. Oyunculuklar oldukça başarılı. Özellikle John Travolta’nın Sırp aksanlı İngilizcesi dikkat çekici. Killing Season, oyunculuklarıyla öne çıkan ve sıkılmadan seyredilebilecek bir yapım.

Imdb note : 5.3                               My note : 6

9 Ağustos 2013 Cuma

Yüzbaşı Tahsin (1950)

Director / Yönetmen:

Orhon M. Arıburnu

Screenplay / Senaryo:

Orhon M. Arıburnu

Story / Hikaye:

Hıfzı Tan

Cast / Kadro :

Orhon M. Arıburnu
Nedret Güvenç
Nuri Genç
Salih Tozan
Cahit Gürkan
Belkıs Dilligil (Belkıs Fırat adıyla)
                                                              Gülsevim Gemiyakan
                                                              Hayri Esen
                                                              Adnan Altınteş
                                                              Şevki Artun
                                                              Cevat Şakir Kabaağaç (Halikarnas
                                                              Balıkçısı)
                                                              Tevhit Bilge
                                                              Kemal Dirim
                                                              Mehmet Ali Pekünlü
                                                              Nevzat Engindeniz
                                                              Hasan Mutaf
                                                              Mehmet Aslan
                                                              Merter Fosforoğlu

Subject / Konu:

1921 yılı Temmuz ayında düşman kuvvetleri taarruza geçer. Türk askeri ise topraklarını kahramanca savunur. Düşman güçleri ilerlemeye başlar. Yüzbaşı Tahsin, komutasındaki askerlerle birlikte düşmanın mitralyözünü ele geçirip onları püskürtmeyi başarır. Kuyucak’ta bir türlü ilerleme sağlayamayan düşman, cephanesi de havaya uçurulunca bölgeye asker sevkiyatı yapar ve tüm köylüleri toplayıp katletmeye kalkışır. Durumu haber alan kumandanı Yüzbaşı Tahsin’i Kuyucak’taki köylüleri kurtarmakla görevlendirir. Katliam yapılmadan köye yetişmeyi başaran Yüzbaşı Tahsin ve askerleri, köyün dışına sürdükleri düşmanı kovalamaya başlar. Takviye düşman birlikleri gelir. Başından vurulan Tahsin, bir askeriyle ulaştırılması gereken bilgileri gönderir ve vuruşmaya devam eder.
Çoban, yaralı halde bulduğu Tahsin’i evine getirir. Tahsin çok kan kaybetmiş ve kendinden geçmiştir. Tahsin, köylülerce okula taşınır. Köyün öğretmeni Belkıs, Tahsin’i tedavi etmeye çalışsa da; elinden bir şey gelmediğini ve köye bir doktor getirilmesi gerektiğini farkına varır. Ancak muharebe dönemi olduğu için köye doktor getirmek oldukça zordur. Belkıs, bunun üzerine bir doktor bulup köye göndermesi için Eskişehir’deki öğretmen arkadaşı Pakize’ye mektup yazar. Mektubu köyün imamı, Pakize’ye ulaştırır. Pakize, doktor konusunda yardımcı olsa da; imamın yolunu düşman birlikleri kestiği için doktora ulaşamaz. Ancak işleri rast giden imama, tanıştığı bir düşman askeri yardım eder. Doktor olan düşman askeri, Tahsin’i muayene eder. Gerekli müdahalelerde bulunur. Tahsin’in bir asker olduğunu anlasa da onu ele vermez. Çünkü zamanında onunda hayatını bir Türk kurtarmıştır.
Tahsin, bulunduğunun 8. günü gözlerini açar. Ancak hafızasını kaybetmiş olduğu için geçmişe dair hiçbir şey hatırlamaz. Zamanla Belkıs’la birbirlerine aşık olurlar. Belkıs, düşmanın köyde arama yapacağını haber alır ve Tahsin’i birkaç günlüğüne mağaraya saklar. Pakize, oğlu Nejat’la birlikte köye gelir. Pakize aslında Tahsin’in karısıdır. Pakize uzun süredir Tahsin’den bir haber alamamıştır. Ordu ise Tahsin’in şehit olduğunu sanmaktadır. Pakize, Türk askeri düşmanı püskürtür püskürtmez Nejat’la köyden ayrılır.
Belkıs, ameliyat olması gereken Tahsin’i düşmandan kaçarak hastahaneye götürmeyi başarır. Kendisi de köyden gelen Ayşe’yle birlikte gönüllü hemşire olur. Tahsin’in ameliyatı gerçekleşir. Belkıs, Tahsin’in gerçek kimliği ortaya çıkınca yıkılır. Çünkü sevdiği adam Tahsin, en yakın arkadaşı Pakize’nin kocasıdır. Belkıs bu durum üzerine Bedia adını kullanarak başka bir yere tayinini isteyip ortadan kaybolur.
İyileşen Tahsin ise bu sefer geçmişini ve kimliğini hatırlamakta ve fakat Kuyucak’ta vurulduktan ameliyat oluşuna kadar ki süreci ise hatırlamamaktadır. Tekrar görev başı yapan Tahsin, Pakize’den bir mektup alır. Mektupta Türk ordusunun Dumlupınar’da kazanılan zaferle düşmanı iyice çaresiz bıraktığı ve eğer yolu Kuyucak’a düşerse arkadaşı Belkıs’ı ve onun “Bizim Oğlan” diye anılan meçhul aşkını soruşturmasını ister. Kuyucak’a giden Tahsin, kendisini tanıyan köylüler tarafından Bizim Oğlan’ın ta kendisi olduğunu öğrenir. Hatırlayamadığı süreçte neler yaşadığını köylülerden dinleyen Tahsin, Belkıs’ı bulabilmek için bulunduğu hastahaneye gider. Belkıs karşılaştığı ama kendisini tanımadığı Tahsin’e kendisini başka biriymiş gibi tanıtır ve Bekıs’ın öldüğünü söyler. Tahsin bunun üzerine Belkıs’ın mezarını görmek ister. Kalbinden rahatsız olan Belkıs fenalaşır ve herşeyden haberdar olan Ayşe’den yardım ister. Tahsin’i sahipsiz bir mezara götürüp Belkıs’ın burada gömülü olduğunu söylerler. Bu sırada Belkıs iyice fenalaşır. Tahsin’le beraber çektirmiş olduğu resmi yere düşürür. Tahsin, gerçeği farkına varır. Belkıs, Tahsin’in kollarında can verir.

Comment / Yorum:  

Orhon M. Arıburnu, oyunculuğun ardından yönetmenliğe de el atar. Hıfzı Tan’ın eserinden uyarladığı senaryoyu yönetir. Aynı zamanda Nedret Güvenç’le filmin başrollerini de paylaşır. Filmin yapımcılığını Duru Film, yönetmen yardımcılığını Mehmet Aslan, görüntü yönetmenliğini Aram Hügasyan, kurgusunu Orhan Atadeniz, müziğini Ahmet Baki Çallıoğlu yapar. Şarkıları Perihan Altındağ Sözeri seslendirir.
Dönem eleştirilerinde filmin milli hisleri istismar etmediği ve çekilmiş en başarılı Türk filmlerinden biri olduğu söylenmekte. Ancak objektif bir değerlendirme yapmak gerekirse senaryodaki ciddi tutarsızlığın altı da çizilmeli. Öyle ki başından vurulup hafızasını yitiren Tahsin’in ameliyat olup hafızası yerine geldikten sonra vurulduktan sonraki dönemi hatırlayamaması, bilimsel bir temele dayanmayan ve mantığa hiç mi hiç oturmayan bir tutarsızlık.
Yüzbaşı Tahsin, piyasada bulunan Türk filmleri arasında yapım yılı itibariyle en eski olanlardan biri. Bu nedenle film, seyre değer ve arşivlik bir film.

Imdb note: - (Filmin Imdb'de notu bulunmuyor)         My note: 5.5

24 Temmuz 2013 Çarşamba

All Good Things / Güzel Günler (2010)

Director / Yönetmen:

Andrew Jarecki

Screenplay / Senaryo:

Marcus Hinchey
Marc Smerling

Cast / Kadro :

Ryan Gosling
Kirsten Dunst
Frank Langella
Lily Rabe
Philip Baker Hall
Diane Venora
Michael Esper
Nick Offerman
                                                            Kristen Wiig
                                                            Stephen Kunken
                                                            John Cullum
                                                            Maggie Kiley
                                                            Liz Stauber
                                                            Marion Mccorry
                                                            Mia Dillon

Subject / Konu:

David, yeni tanıştığı Katie'yle kısa sürede büyük bir aşka yelken açar. Çok geçmeden evlenirler. Katie, sıradan bir ailenin kızıdır. David ise annesini 7 yaşındayken acı bir olayla kaybetmiş, varlıklı ve fakat kendisini hor gören bir babaya sahiptir. David'in annesi damdan atlayarak intihar etmiştir. Babası, David'e bu acı anları izlettirmiştir.
Evliliklerinin ilk dönemleri oldukça mutlu geçse de; Katie'nin David'in annesinin intiharının ardından bazı psikolojik sorunlar yaşadığını öğrenmesi çok vakit almaz. Katie'nin çocuk sahibi olmak istemesini, David'in olumsuz karşılar. Hamile kalan Katie, kürtaj olmak zorunda kalır. Aralarında önce soğukluk baş gösterir. Bu soğukluk, David'in Katie'ye uyguladığı fiziksel şiddetle farklı bir boyut kazanır. Katie boşanmayı düşünse de; şayet boşanırsa hiçbir şey alamayacağını öğrenir.
Yıl 1982'yi gösterirken David'in köpekleri Ivan'ı öldürdüğünü farkına varan Katie, ortadan kaybolur. Katie'nin en son kez New York'taki evlerinde yalnız göründüğüne dair şahit vardır.
Aradan yıllar geçer ve kayıp olan Katie'nin dosyası, cinayet şüphesiyle tekrar açılır. David ortadan kaybolur. Kadın kılığında yaşamaya başlayan David, komşusu Malvern ile arkadaşlık kurar ve yakınlaşır. Evinden atılma tehlikesi yaşayan Malvern'e bir ev alıp beraber yaşayabileceklerini söyler. Karşılığında kendisi için bir iyilik yapmasını ister. Bu iyilik; Katie'ymiş gibi New York'taki evde görünüp Katie'nin kayboluşunda şüpheleri başka yöne çeken Deborah'ın öldürülmesidir. Çünkü Deborah, gerçeği saklı tutmak için David'ten sık sık para istemektedir.
Malvern, Deborah'ı evinde öldürür. David, Malvern'in telefonlarına cevap vermez ve sözünde durmaz. Evinden atılan Malvern ile boğuşan David, kafasına vurduğu darbelerle öldürdüğü Malvern'i testereyle parçalara böler ve denize atar.
Yakalanıp jüri karşısına çıkartılan David, Katie'yi öldürmediğini, Malvern'i ise boğuşma esnasında kendisini koruyabilmek için kazayla öldürdüğünü ve olanları anlatınca kimsenin kendisine inanmayacağını düşündüğü için cesedi parçalara ayırıp denize attığını söyler. Katie'yi öldürmekten beraat eder, Malvern'i öldürmesi de nefsi müdafaa olarak nitelendirilir. Malvern'in cesedini parçalara bölüp denize atmasından dolayı ise 9 ay ceza alır. Deborah'ın katili hiçbir zaman öğrenilemez. David, davanın ardından emlak danışmanlığı yaparak hayatını sürdürür.

Comment / Yorum:

Marcus Hinchey ve Marc Smerling’in gerçek bir hikayeden yola çıkarak yazdıkları senaryo, Andrew Jarecki tarafından yönetilir. Film, All Good Things’ten sonra film çekmeyen yönetmen Andrew Jarecki’nin ilk ve tek uzun metrajlı filmi olur. Film, Amerika genelinde 578.382 dolar hasılat elde eder.

Başrollerde izlediğimiz Ryan Gosling ve Kirsten Dunst başarılı bir ikili olur ve filmi başından sonuna kadar domine etmeyi başarırlar. Filmin bir diğer dikkat çekici ismi ise Sanford Marks rolünde izlediğimiz Frank Langella.
All Good Tahings’te rahatsız edici bir hikaye, gerilim dozajı yüksek tutularak anlatılmakta.
Bu rahatsız edici durum, film çekimlerine de yansımış. Kirsten Dunst bir süre depresyona girmiş, Ryan Gosling’de rol gereği Kirsten Dunst’a sert davrandığı bir sahneden sonra kendini kötü hissedip çiçeklerle özür dilemiş.
Film, gerilimden hoşlanan seyirciye hitap edebilir. Ancak gerçek bir hikayeyi anlatıyor olması nedeniyle zaman zaman huzursuz edici olabiliyor.

Imdb note : 6.3                               My note : 6.5