Uyarı :

UYARI: "Konu / Subject" bölümlerinde filmlerin hikayeleri baştan sona anlatıldığı için bu bölümleri, filmleri izledikten sonra okumanız tavsiye edilir.

24 Kasım 2011 Perşembe

İstanbul Tatili (1968)

Director / Yönetmen:

Türker İnanoğlu

Screenplay / Senaryo:

Bülent Oran

Cast / Kadro :

Kartal Tibet
Filiz Akın
Yılmaz Köksal
Hulusi Kentmen
Hüseyin Baradan
Feridun Çölgeçen
Necdet Tosun
Nevzat Okçugil
Muammer Gözalan
                                                                Necip Tekçe
                                                                Hüseyin Zan

Subject / Konu:

Sultan El Haşimi ve kızı prenses Nilgün, İstanbul'a teşrif ederler. Olay basında yankı uyandırır. Gazeteler, prenses hakkında haber yapmak isterler.
Sokak fotoğrafçılığı yapıp çektikleri fotoğrafları gazetelere satan Ali ve Yılmaz, zamanlarının büyük bölümünü sokakta geçirirler.

Sarayda adeta kafesteki bir kuş gibi esaret içinde yaşayan Prenses Nilgün, fırsatını bulur ve saraydan kaçar. Sultan kızının kaçırılmış olduğunu düşündüğünden polisi ve muhafızları harekete geçirir.
Yolu Ali ile kesişen Nilgün, Ali'nin evinde kalır. Ali ve Yılmaz, Nilgün'ün prenses olduğunu öğrenince Nilgün'ün fotoğraflarını çekip gazeteye satmayı planlarlar. Yılmaz'ın çakmak şeklindeki fotoğraf makinasıyla Nilgün'ün fotoğraflarını çeker. Ali ile İstanbul'u gezen Nilgün, Ali ile yakınlaşır. Birbirlerine aşık olurlar. Ali fotoğrafları satmaktan vazgeçer. Yılmaz ise fotoğrafları alıp kaçar. Nilgün saraya geri döner. Pişman olan Yılmaz fotoğrafları satmadan geri döner.
Sultan ve Nilgün, İstanbul'dan ayrılmadan önce gazetecilerin sorularını yanıtladıkları bir basın toplantısı düzenlerler. Ali ve Yılmaz'da bu basın toplantısına katılırlar ve fotoğrafları Nilgün'e verirler.
Sultan'ın yatı İstanbul'dan gitmek üzere hareket eder. Yat uzaklaşırken sürpriz ortaya çıkar.

Comment / Yorum:

İstanbul Tatili, William Wyler'ın 1953 yapımı "Roman Holiday (Roma Tatili)" filminin ufak detaylar hariç bire bir taklidi. Bu sebepten filmi senaryo bazında yorumlamak doğru olmaz. Çünkü filmin senaryosunun Bülent Oran'ın mı yoksa orjinal senaryoyu yazan Ian Mclellan Hunter ve John Dighton'ın mı olduğu sorusunun vicdani cevabı; Ian Mclellan Hunter ve John Dighton. Elbette Bülent Oran'ın senaryoda yaptığı değişiklikler vardır, belki senaryoya katkısıda vardır. Ama senaryo Ian Mclellan Hunter ve John Dighton'ındır. Yani burada bir esinlenmeden ziyade kopyalama var. Türk sinema tarihi dikkatlice incelenirse bu tip yüzlerce örnek bulabiliriz.
Kartal Tibet ve Yılmaz Köksal, uyumlu bir ikili olmuş. Nilgün karakteri Filiz Akın filmografisinde sık sık karşılaştığımız karakterlerden. Yan kadroda Hulusi Kentmen, Hüseyin Baradan ve Necdet Tosun gibi önemli oyuncular var.
Filmde en çok dikkat çeken şarkı birkaç kez çalan Oum Kalthoum'un yani Türkiye'de bilinen adıyla Ümmü Gülsüm'ün "Enta Omri" adlı şarkısı.
Filmin en güzel tarafı; İstanbul görüntüleri. Bu açıdan oldukça zengin bir film. Zaman zaman keyifli, zaman zaman yapmacık gelen İstanbul Tatili'ni seyretmek, Roman Holiday'i seyredip bu filmi henüz seyretmemiş kişiler için ilginç bir deneyim olabilir. Genel olarak vasatın altında bir film.

Imdb note : 5.8                            My note : 4

23 Kasım 2011 Çarşamba

Kader Böyle İstedi (1968)

Director / Yönetmen:

Ömer Lütfi Akad

Screenplay / Senaryo:

Safa Önal
Oğuz Aral

Cast / Kadro :

İzzet Günay
Nilüfer Koçyiğit
Önder Somer
Aliye Rona
Turgut Boralı
Şaziye Moral
Muammer Gözalan

Subject / Konu:

Nilüfer, Edebiyat Fakültesi'ne gitmek için hayatında ilk kez İstanbul'a gelir. Havaalanında uzunca bir süre beklemesine karşın kimse karşılamaya gelmez. Kendisine bavulunu almasında yardımcı olan taksi şoförü Ahmet ile halasının evine gelir. Nilüfer havaalanından ayrıldıktan sonra havaalanına gelen Nilüfer'in halası ve enştesi, bir süre bekledikten sonra eve geri dönerler.
Üniversiteye gittiği ilk gün şiddetli şekilde yağmur yağmaktadır. Eve dönerken bindiği dolmuş, Ahmet'in dolmuşudur. Ahmet, Nilüfer'i evine kadar getirir. Evin önünde patlayan arka lastiği değiştirmek zorunda kalır. Yağmur hızını kesmediği için Ahmet sırılsıklam kalmıştır. Evde kurulandıktan sonra çayını yudumlayan Nilüfer, Ahmet'in halen evin önünde olduğunu ve yağmur altında arabanın lastiğini değiştirmeye çalıştığını görür ve Ahmet'e pardüse götürür. Ahmet işi bittiğinde pardüseyi yere düşürür ve o şekilde geri vermek istemez. Ahmet'in pardüseyi geri getirmeden gittiğini gören Nilüfer şaşırır. Nilüfer'in halası ise Ahmet'in pardüseyi bit pazarında satacağını söyler.
Eve gelen Ahmet, pardüseyi annesine ütületir. Ertesi sabah Nilüfer'in evden çıkışını bekler. Pardüseyi verip teşekkür eder. Üniversite'ye gidecek Nilüfer'i arabasına bindirip götürür. Nilüfer arabadan indiğinde pardüseyi giyer. Pardüsenin cebindeki kağıdı çıkarıp okur. Kağıtta; "Demek istediğim şu ki; arada sırada size İstanbul'u gezdirsem çok iyi olur, plaka 34 AH 310, şoför Ahmet Aydın." yazmaktadır. Nilüfer, kağıdı buruşturup yere atar ve arkasını dönüp Ahmet'e doğru bakar. Arabasından Nilüfer'i seyretmekte olan Ahmet, hızla uzaklaşır. Nilüfer ise birkaç adım attıktan sonra geri döner ve yere attığı kağıdı geri alır.
Ahmet Nilüfer'i, Nilüfer de Ahmet'i düşünüp durur. Nilüfer, Ahmet'in dolmuşuna tekrar biner ve diğer yolcular indikten sonra birlikte İstanbul'u gezmelerinin kendisi için de iyi olacağını söyler. Aynı gün birlikte zaman geçirirler, birbirlerini dahi iyi tanırlar, yakınlaşırlar. Ahmet, doğma büyüme İstanbul'lu olduğunu, babası ölünce çalışmak zorunda kaldığını; Nilüfer'de annesi ölünce varlıklı babası tarafından büyütüldüğünü, babasının kendisine çok düşkün olduğunu ve İstanbul'a biraz da babasından kaçarak gelebildiğini anlatır. Günün sonunda Ahmet, Nilüfer'i evine getirir. Nilüfer'in Ahmet'e para teklif etmesi, Ahmet parayı reddedince de parayı arabanın koltuğuna bırakması; Ahmet'i kırar. Hatasını farkeden Nilüfer, parayı geri alarak Ahmet'in gönlünü alır.
Nilüfer'in babası telefonla arar ve önce enişteyle sonra Nilüfer'le konuşur. Bu telefon konuşmasıyla Nilüfer'in İstanbul'a kaçarcasına gelişi aydınlanmaya başlar. Babası, Nilüfer'i varlıklı bir ailenin oğlu olan Halit'le nişanlamak istemektedir. Telefon konuşmasında babası, Nilüfer İstanbul'da olduğu için nişanlanacağı Halit ve ailesiyle birlikte İstanbul'a geleceklerini ve nişan yapılacağını bildirir.
Nilüfer, babası ve Halit İstanbul'a gelince; Üniversite'ye gidemez. Ahmet, Üniversite çıkışında beklediği Nilüfer'i göremeyince Nilüfer'i görebilmek için kaldığı eve gelip beklemeye koyulur. Nilüfer'in başka bir erkekle arabaya bindiğini gören Ahmet, efkarlanır.
Nişan yapılır. Ailesi ve Halit, Nilüfer'in Üniversite'yi bırakmasını istemektedir. Sadece eniştesi Nilüfer'den yanadır. Nilüfer, ailesinin ve Halit'in Üniversite'yi bırakma baskısına boyun eğmez ve yine Üniversite'ye gider. Ahmet, Nilüfer'i Üniversite'de bulur. Yine İstanbul'u gezerler. Araba arızalanınca Nilüfer, Ahmet'e yardım etmek ister. Ahmet, Nilüfer'in parmağındaki nişan yüzüğünü görür. Bir süre konuşurlar. Ardından Nilüfer eve geri döner. Evde kendisini bekleyen ailesi ve Halit, nerede olduğunu sorarlar. Babası yeniden ellerinde motor yağı gördüğü Nilüfer'i azarlar, halası şoför Ahmet'le aralarında birşeyler olduğunu anlar. Halit, derhal İzmir'e gitmelerine karar verir. Nilüfer, babası ve Halit havaalanına giderler. Nilüfer fırsatını bulup kaçar. Ahmet'in ev adresini öğrenir. İşe çıkacak olan Ahmet, evden çıkıp arabasının yanına gelince büyük bir sürprizle karşılaşır; Nilüfer arabanın içindedir.
Halit, adamlarını İstanbul'a çağırır. Halası, Ahmet'in Nilüfer'e verdiği notu bulur.
Ahmet, Nilüfer'i evine götürür. Annesi, Nilüfer'i kızı gibi kabul eder. Nilüfer, evde kalırken; Ahmet, arabada uyur.
Halit'in adamları, Ahmet'in evini tespit eder. Adamlar Ahmet'in evini kolaçan etmeye başlar. Ancak Ahmet'in arkadaşı Apti durumu sezer ve Ahmet'e bildirir. Ahmet, arabasını Apti'ye teslim eder ve Nilüfer ile birlikte evden uzaklaşır. Ormanda arabayı almak için Apti'yle buluşacakları gün, Halit ve adamları karşılarına çıkar. Adamlar, Ahmet'i döverler ve Nilüfer'i alıp giderler.
Evde ailesine isyan eden Nilüfer, Halit'le evlenmeyeceğini, şayet zorlanırsa canına kıyacağını söyler. Eniştesi Nilüfer'e destek olur.
Ahmet, arabasını Nilüfer'in kaldığı evin önüne çeker ve beklemeye başlar. Nilüfer ile birbirlerine bakıp dururlar. Günler geçer. Nilüfer, babası ve Halit ile birlikte İzmir'e gitmek üzere evden çıktığında; Ahmet arabasıyla önlerini keser. Önce Halit'in adamlarından biriyle sonra Halit'le dövüşür. Nilüfer'i arabasına bindirir ve gider. Halit önce tabancasıyla arkadan ateş eder, sonra da arabasına atlayıp Ahmet'le Nilüfer'in peşlerine düşer. Ahmet yolda fenalaşır, çünkü vurulmuştur. Arabayı Uçurumun kenarında park eder. Halit ve ailesinin peşlerinden geldiğini gören Nilüfer, eğer yaklaşırlarsa; kendini uçurumdan atacağını söyler. Ahmet, uçurumdan kendini atmaya karar verir. Arabayı uçuruma doğru sürmek için çalıştırır. Ahmet'in ne yapacağını anlayan Nilüfer, arabaya biner. 2 sevgili ayrılmak yerine beraberce uçurumdan düşmeyi seçerler.

Comment / Yorum:

Kader Böyle İstedi, Ömer Lütfi Akad'ın "İmkansız aşklar üçlmesi" bir diğer adıyla "Kent üçlemesi"nin 2. filmi. İşin enteresan tarafı, usta yönetmenin üçlemenin 2 filmini birden 1968'e sığdırmış olması. Ancak bu biraz da filmin tahlisizliği olmuş. Çünkü film ne kadar başarılı da olsa; aynı yıl çekilmiş, üçlemenin ilk filmi olan Vesikalı Yarim'in gölgesinde kalmış. Kader Böyle İstedi, biraz da bu yüzden Ömer Lütfi Akad'ın en az popüler olan başyapıtı.
Üçlemenin tüm filmlerinde başrol erkek oyuncusu olan İzzet Günay, bu filmde de mükemmel performansıyla göz dolduruyuor. Bu başarının arkasında Ömer Lütfi Akad'ın, İzzet Günay'ı en iyi değerlendiren yönetmen olması yatıyor. Başrol kadın oyuncusu Nilüfer Koçyiğit ise oyunculuğundan ziyade masum ve zarif yapısıyla dikkat çekiyor. Bu masum ve zarif yapının Nilüfer karakteriyle örtüştüğünü de belirtmek gerekli. Önder Somer ve Aliye Rona, filmografilerinde benzerlerine rastlanabilecek rollerdeler. Performansları tatmin edici. Dikkat çeken bir diğer oyuncu da; anlayışlı enişte rolündeki Turgut Boralı.
Film müzikleri Metin Bükey'e ait. Filmde öne çıkan şarkı; dönemin popüler Suat Sayın bestesi "Bu sana son mektubum". Şarkıyı Belkıs Özener seslendirmiş.
Filmin senaryosu Safa Önal ustayla sürpriz bir isme ait; ünlü karikatürist Oğuz Aral. Türk sinemasının en belirgin klişesi olan fakir erkekle zengin kız arasındaki aşk, 2 dev ismin senaryosunda ustaca işlenince ortaya çok kaliteli bir iş çıkmış.
Hak ettiği değeri görememiş ve sinema eleştirmenlerince fazla adı anılmamış olsa da; Kader Böyle İstedi'nin Ömer Lütfi Akad'ın önemli filmlerinden biri olduğu su götürmez bir gerçek. Kader Böyle İstedi, klişe hikayelerin dahi usta isimlerin ellerinde değerli yapımlara dönüşebileceğinin güzel örneklerinden biri.

Imdb note : 4.6                            My note : 8.5

22 Kasım 2011 Salı

Herhangi Bir Kadın (1981)

Director / Yönetmen:

Şerif Gören

Screenplay / Senaryo:

Ahmet Soner

Cast / Kadro :

Hülya Koçyiğit
Tarık Akan
Cihan Ünal
İhsan Yüce
Yaman Okay
Ajlan Aktuğ
Şükrüye Atav

 

Subject / Konu:

Zengin bir ailenin kızı olan Yıldız, yakışıklı işadamı Murat Gaffaroğlu'yla tanışır. Aralarındaki sıcaklık kısa sürede aşka dönüşür. Yıldız, anlaşmakta zorluk çektiği babasının köşkünü terkeder. Kendi ayakları üzerinde durup sıradan insanların arasında yaşamak ister.
Anadolu'nun bağrından kopup gelmiş Bozovalı Cemal, hamallık yapıp, 2 arkadaşıyla birlikte kıt kanaat bir yaşam sürmektedir. Yolu Yıldız'la kesişen Cemal, Yıldız'ın kendisine yakın davranmasından etkilenir. Aşık olduğu Yıldız'ın da kendisini sevdiğini zanneder. Halbuki Yıldız, daha önce görmediği tarzda bir yaşama sahip olan Cemal'i, bir arkadaş gibi sevmektedir.

Yıldız'ın babası, Murat'ın Yıldız'la birlikte olmasını Murat'ın iş yaşantısında başarısız olup, fabrikasının iflas etme noktasına gelmesine bağlar. Murat'ın aşkından emin olan Yıldız ise Murat'ın evlenme teklifini kabul eder.
Cemal, Yıldız'ın zorla evlendirildiği kanısına vardığı için nikahtan önce Yıldız'ı kaçırır. Tüfeğini alan Murat, Cemal'le Yıldız'ın peşine düşer ve ormanda izlerini bulur. Murat ve Cemal kavgaya tutuşur. Tüfeği eline alan Yıldız, kavgayı durdurur ve kiminle birlikte olmak istediğini söyler.

 

Comment / Yorum:

Aslında gayet sade bir konusu var filmin;1 kadına aşık olan 2 erkek. Ama hikayeye eklenen ustaca detaylar, filmi benzerlerinden o kadar ayırmış ki; ortaya çok iyi bir iş çıkmış. Benzeri filmlerde karşılaşılan 2 erkek karakterden birinin iyi, diğerinin kötü olması klişesi bu filmde kullanılmamış. 2 karakterde detaylıca işlenmiş. Murat karakteri zengin, kibar, sportif ve batıyı sembolize ediyor; Cemal karakteriyse fakir, mahçup, güçlü ve doğuyu sembolize ediyor. Murat tenis oynuyor, Cemal ise kaval çalıyor. Kavga ederlerken; Murat boks teknikleri kullanıyor, Cemal ise güreşiyor. Bu ve bunun gibi detaylar, karakterleri oldukça zenginleştirmiş. İşte film, en çok bu yönüyle benzerlerinden ayrışıyor.
Türk sinemasında üst düzey 2 jönün, popüler oldukları dönemde bir araya geldiği film sayısı pek fazla değildir. Herhangi bir Kadın, bu özelliğiyle de önem arz eden bir film. Tarık Akan'ın da, Cihan Ünal'ın da performansları gayet gerçekçi. Hülya Koçyiğit'in oynadığı Yıldız karakteriyse sıradan bir karakter ve Hülya Koçyiğit filmografisinde benzerlerine rastlamak mümkün.

Şerif Gören'in klişe dolu dramalardan belirgin ve başarılı şekilde ayrılan filmi Herhangi bir Kadın, senarist Ahmet Soner'in ilk senaryosu. Durum analizleriyle yer yer gülümseten, yer yer duygulandıran, gerçekçi, keyifli ve izlenmeye değer bir film.

 

 

Imdb note : 6.4                            My note : 8

21 Kasım 2011 Pazartesi

Muhsin Bey / Mr. Muhsin (1987)

Director / Yönetmen:

Yavuz Turgul

Screenplay / Senaryo:

Yavuz Turgul

Cast / Kadro :

Şener Şen
Uğur Yücel
Sermin Hürmeriç
Osman Cavcı
Erdinç Üstün
Sönmez Yıkılmaz
Doğu Erkan
Erdoğan Sıcak
Tayfun Çorağan
                                                           Kutay Köktürk
                                                           Kemal İnci
                                                           Birol Işın
                                                           Oktay Güzeloğlu

Subject / Konu:

Muhsin Bey, günden güne yozlaşan ve arabesk kültürün hakim olmaya başladığı İstanbul'da piyasanın kendisini zorladığı değişime karşı direnen bir menejerdir. Temiz, titiz ve saygın kişiliğinden dolayı komşusu Sevda hanımın ilgisini çekmektedir. Kendisi de Sevda hanıma karşı boş değildir.
Bir gün çıkagelen Ali Nazik isimli genç, Muhsin'in başına bela olur. Muhsin'in asker arkadaşı Bitli Salman tarafından İstanbul'a Muhsin'in yanına gönderilen Ali Nazik, türkücü olmayı arzulamaktadır. Muhsin'in önce menejerliğini yapmayı reddettiği, daha sonraysa şartlı olarak kabul ettiği Ali Nazik, Muhsin'in kurallarına uymaya çalışır. Muhsin'in en katı kuralı; Ali Nazik'in kesinlikle arabesk söylememesidir.
Muhsin, asistanı Osman ve Ali Nazik'in çabalamaları sonuç vermez. Muhsin, Ali Nazik'i memleketine göndermeye karar verir. Ali Nazik'i otobüse bindirirler. Ama Muhsin bu kararından vazgeçer ve otobüsü durdurarak Ali Nazik'i aşağı indirir. Ne pahasına olursa olsun Ali Nazik'i bırakmamaya karar veren Muhsin, Ali Nazik'e kaset yapmak uğruna dolandırıcılığa bulaşır. Ses yarışması düzenlemek vaadiyle topladıkları parayla Ali Nazik'e kaset yaparlar.
Muhsin dolandırıcılıktan tutuklanır. Tahliye olduğunda herşeyin değişmiş olduğunu görür. Uğrunda fedakarlıklar yaptığı Ali Nazik, ucuz bir mekanda arabesk söylemektedir. Sevda, Ali Nazik'e sığınmıştır ve Ali Nazik tarafından horlanmaktadır.
Muhsin, Ali Nazik'i sahne aldığı yerde izler ve Sevda'yla kızının perişan halini görür. Yozlaşmış halini seyrettiği Ali Nazik'e bir çift söz söyler ve mekandan çıkar. Sevda kızıyla birlikte Muhsin'in peşinden gelir ve bizde gelebilir miyiz diye sorar.
Muhsin, Sevda ve kızıyla birlikte yatağa yatar. Uykuya daldığında özlediği günlerin özlediği şarkısını ruyasında görür.

Comment / Yorum:

Film "Ağlamakla inlemekle ömrüm gelip geçiyor" şarkısıyla başlar ve yine aynı şarkıyla biter. Çünkü herşey değişmiş olsa da; Muhsin Bey değişmemiştir, unutmamıştır şarkılarını.
Muhsin Bey, birçok açıdan 1966 yapımı "Ah Güzel İstanbul"un baş karakteri Haşmet Bey'i hatırlatır. 2 karakterde eskiyi sembolize eder ve dejenerasyonun şehri ele geçirişine dair uyarılarını yaparlar. Aslında Muhsin Bey'de işlenen arabesk kültüre karşı duruş; sadece müzik tarzı eleştirisi değildir. Burada arabesk, dejenerasyonun sembolize edilmesi için kullanılmıştır. Senaryo o kadar gerçekçidir ki; Muhsin Bey'in işaret ettiği dejenere olmaya başlayan kültür, günümüzde egemen olmuş kültürün ta kendisidir.
Muhsin Bey'in bir diğer önemi; muhteşem senaryolara imza atmış Yavuz Turgul'un daha 2. yönetmenlik denemesinde bu alanda da ustalığının ispat etmiş olmasıdır.
Oyunculukların en üst seviyede olduğu filmde Şener Şen ve Uğur Yücel'in karşılıklı performansları, Türk sinema tarihinin en iyi oyunculuk performansları arasında yerlerini aldı. Usta 2'linin bu dev performansları 24. Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde "En iyi erkek oyuncu" ve "En iyi yardımcı erkek oyuncu" Altın Portakal ödülleriyle taçlandırıldı. Diğer önemli rollerde karşımıza çıkan Sermin Hürmeriç ve Osman Cavcı'da oldukça başarılılar.
Film, İstanbul Film Festivali'nde "Jüri özel ödülü", 24. Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde "En iyi film" ve "En iyi senaryo" ve 1988'de İspanya'da düzenlenen Uluslararası San Sebastian Film Festivali'nde "San Sebastian Ödülü" kazandı.
Muhsin Bey, 1986 yapımı "Son Urfalı" filmiyle hikaye bazında büyük benzerlikler taşıyor. Bu belirgin benzerliklerin irdelenmemesinin nedeni Muhsin Bey'den 1 yıl önce çekilen Son Urfalı'nın pekte popüler bir film olmaması olabilir. Ama 2 filmi de izleyenler, belirgin benzerlikleri mutlaka farkına varacaktır.
Filmin müziklerine imza atan Atilla Özdemiroğlu, 24. Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde "En iyi özgün müzik" dalında Altın Portakal kazandı. Özellikle Müzeyyen Senar'ın seslendirdiği "Ağlamakla inlemekle ömrüm gelip geçiyor" ve Uğur Yücel'in seslendirdiği "Evlerinin önü boyalı direk" adlı şarkılar, sadece filmin değil Türk sinema tarihinin de en önemli film müzikleri arasında yerlerini aldı.
Ortalama her Türk seyircisinin en az bir kere seyretmiş olduğu Muhsin Bey, başta Türk sinema severler olmak üzere her sinema severin arşivine katması gereken bir şaheser.

Imdb note : 8.4                            My note : 9

19 Kasım 2011 Cumartesi

Masumiyet / Innocence (1997)

Director / Yönetmen:

Zeki Demirkubuz

Screenplay / Senaryo:

Zeki Demirkubuz

Cast / Kadro :

Derya Alabora
Güven Kıraç
Haluk Bilginer
Melis Tuna
Yalçın Çakmak
Ajlan Aktuğ
Nihal G. Koldaş
Doğan Turhan
Feridun Koç

Subject / Konu:

Yusuf, İzmir'e gitmek üzere otobüse biner. Ablasının yasak aşkı olan en iyi arkadaşını öldürmekten 10 yıl hapis yattıktan sonra tahliye olmuştur (her ne kadar tahliye olmak istemese de). Sakin bir yapısı olan Yusuf'un İzmir'e geliş sebebi ablasını ziyaret etmektir. Eniştesinin ve ablasının yaşananların etkisinden kurtulamadığını ve kendisininde dahil olduğu eski defterlerin açılması sebebiyle; eniştesinin evinden ayrılıp köhne bir pansiyona yerleşir.
Önce otobüste karşılaştığı, sonra da kaldığı pansiyonda ateşlenen Çilem'i hastahaneye götürmesi nedeniyle tanıştığı Çilem'in annesi Uğur ve Bekir'le kısa sürede samimi olur. Samimiyetleri arttıkça; birbirleri hakkında yeni şeyler öğrenirler.
Uğur, 2. sınıf gazinolarda şarkıcılık ve hayat kadınlığı yapmaktadır. Bekir, Uğur'a olan hastalıklı aşkından dolayı Uğur nereye giderse peşinden giden ve fakat aşkına hiçbir zaman karşılık bulamamış biridir. Aşkına karşılık bulamamasının nedeni; Uğur'un da hastalıklı bir şekilde hapishanede yatan Zagor'a aşık olmasıdır. Şehir şehir dolaşmasının nedeni de Zagor'dur.
Bekir, kıskançlık krizine girdiği bir gece intihar eder. Yusuf adeta Bekir'in yerini alır. Uğur'u gittiği yerlerde yalnız bırakmayan Yusuf, tıpkı Bekir gibi Uğur'a aşık olur ve yine tıpkı Bekir gibi reddedilir.
Zagor, hapisten kaçar. Uğur'da Çilem'i bırakıp ortadan kaybolur. Şimdi Yusuf'a düşen sular durulduğunda Uğur'un talimatıyla Çilem'i Ankara'ya götürmektir. Ankara'ya gittiklerinde Uğur buluşacakları yere gelmez. Niye gelmediği televizyonda yayınlanan haberde anlaşılır; Uğur ve Zagor öldürülmüştür. Haberi görmeyen ve Uğur'un öldüğünü bilmeyen Yusuf, son çare olarak müebbete mahkum arkadaşı Orhan'ın verdiği İstanbul'daki adrese iş bulmak için gelir. Orhan'ın babasını bulan Yusuf, içeri girdiğinde Orhan'ın kefene sarılmış bedeniyle karşılaşır. Orhan'ın resmi bir köşede durmaktadır. Orhan aslında Zagor'un ta kendisidir.

Comment / Yorum:

Filmin sonunda Samuel Beckett'in "Hep denedin, hep yenildin. Gene dene, gene yenil. Daha iyi yenil." sözleriyle karşılaşırız. Herhalde filmin sonundaki mutlak yenilgi halini başka bir söz daha iyi anlatamazdı. Masumiyet'te mutlak yenlginin, karşılıksız aşklarla ve kaybolan umutlarla sembolize edilmesi gayet yerinde bir anlatım dili oluşmasına neden olmuş.
Filmin en güçlü tarafı, harika oyunculukları. Haluk Bilginer, çılgınlığıyla ön planda olan Bekir karakterine; Derya Alabora, güçlü ve hükmeden Uğur karakterine ve Güven Kıraç, duru ve kaybeden Yusuf karakterine ustalıkla can vermiş. Bu müthiş performanslar Güven Kıraç'a 1997 yılında ÇASOD (Çağdaş Sinemacılar Oyuncuları Derneği) "Oyucu ödülü", Altın Objektif Ödülleri'nde "En iyi erkek oyuncu" ödülü, Adana Film Festivali'nde "En iyi erkek oyuncu" Altın Koza ödülü, 1998 yılında SİYAD (Sinema Yazarları Derneği) "En iyi erkek oyuncu" ödülü, Orhan Murat Arıburnu Ödülleri'nde "En iyi erkek oyuncu" ödülü, Ankara Film Festivali'nde "En iyi erkek oyuncu" ödülü ve 1999 yılında Cezayir'de düzenlenen Tebessa Film Festivali'nde "En iyi erkek oyuncu" ödülü; Derya Alabora'ya 1997 yılında ÇASOD "Oyuncu ödülü", Adana Film Festivali'nde "En iyi kadın oyuncu" Altın Koza ödülü, Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde "En iyi kadın oyuncu" Altın Portakal ödülü, 1998 yılında SİYAD "En iyi kadın oyuncu" ödülü, Orhan Murat Arıburnu Ödülleri'nde "En iyi kadın oyuncu" ödülü ve Ankara Film Festivali'nde "En iyi kadın oyuncu" ödülü; Haluk Bilginer'e 1997 yılında ÇASOD "Oyuncu ödülü", Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde "En iyi yardımcı erkek oyuncu" Altın Portakal ödülü, 1998 yılında Orhan Murat Arıburnu Ödülleri'nde "En iyi yardımcı erkek oyuncu" ödülü ve Fransa'da düzenlenen Premiers Plans Festivsl D'Angers Festivali'nde (Angers Avrupa İlk Film Festivali) "En iyi erkek oyuncu" ödülü kazandırdı.
Film, Zeki Demirkubuz'a da bir dolu ödül kazandırdı ve yurtdışında tanınmasında büyük rol oynadı. Filmin kazandığı ödüller; 1997 yılında Altın Objektif Ödülleri'nde "En iyi film" ve "En iyi yönetmen", Adana Film Festivali'nde "En iyi film" ve "En iyi yönetmen" Altın Koza ödülü, Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde "En iyi ikinci film" ve "En iyi kurgu" Altın Portakal ödülü, Köln Türk Filmleri Festivali'nde "3.lük ödülü", 1998 yılında SİYAD "En iyi film", "En iyi yönetmen" ve "En iyi senaryo" ödülü, Orhan Murat Arıburnu Ödülleri'nde "En iyi film" ve "En iyi yönetmen" ödülü, Ankara Film Festivali'nde "Jüri Özel Ödülü", İstanbul Uluslararası Film Festivali'nde "En iyi film" ödülü, Avusturya'da düzenlenen Innsbruck Film Festivali'nde "Halk ödülü", Belçika'da düzenlenen Brüksel Akdeniz Filmleri Festivali'nde "Jüri özel ödülü", Norveç'te düzenlenen Oslo Güney Filmleri Festivali'nde "Büyük ödül", Fransa'da düzenlenen George & Ruta Sodoul Ödülleri'nde "Büyük ödül", Fransa'da düzenlenen Premiers Plans Festival D'Angers'te "Büyük ödül" ve 1999 yılında Cezayir'de düzenlenen Tebessa Film Festivali'nde "Büyük ödül" kazandı.
Bazı sinema otoriteleri tarafından gelmiş geçmiş en iyi türk filmleri arasında gösterilen Masumiyet, oyunculuk performansları, hikayesi, yönetimi ve uluslararası başarısıyla elbette değerli bir film. Ancak değer kaybına yol açan detaylar da var; isminden çok lakabıyla tanınan Orhan'ın, iş bulması için babasına gönderecek kadar samimi olduğu hapishane arkadaşı Yusuf, nasıl olur da Orhan'ın lakabını bilmez? Bu mantık hatası doğrultusunda hikayenin daha en başından Yusuf'un, Zagor'dan haberdar olması gerekir. Bu da hikaye gelişiminin baştan sona değişmesine neden olur. Dikkatli seyredince yakalanan bu büyük hata, filmin bir başyapıt olmasını engellemiş. Yine de Masumiyet, 90'larda duraklama dönemine giren Türk sinemasının yeniden şahlanışında başrol oynayan filmlerden biri.
Zeki Demirkubuz, 2006 yılında Masumiyet'in öncesini anlatan Kader filmini çekti ve Bekir'in Uğur'la tanışma ve saplantılı şekilde aşık oluş hikayesini de sinemaya aktardı.
Masumiyet, Zeki Demirkubuz sinemasını sevenler ve 90'ların kayda değer Türk filmlerininden birini izlemek isteyenler için kaçırılmaması gereken bir yapım.

Imdb note : 8.3                            My note : 7

18 Kasım 2011 Cuma

Ya Sonra (2011)

Director / Yönetmen:

Özcan Deniz

Screenplay / Senaryo:

Murat Gürvardar
Özcan Deniz

Cast / Kadro :

Özcan Deniz
Deniz Çakır
Barış Falay
Ragıp Savaş
Janset
Naz Elmas
Erdem Akakçe
Mehmet Aslan
                                                              Atakan Ilgazdağ
                                                              Aliye Uzunatağan
                                                              İsmail Düvenci
                                                              Mehmet Ulay
                                                              Altuğ Yücel
                                                              Fatma Toptaş
                                                              Cezmi Baskın
                                                              Ayşen Gruda

Subject / Konu:

Mutlu birlikteliklerinin ardından evlenen Didem ve Adem, Adem nereye sürüklerse orya giden bir yaşantıya sahiptirler. Adem'in bencilliği ve duyarsızlığı, Didem'i ayrılığı düşünmeye iter. Veterinerlik yapan Adem, boş vakitlerini arkadaşlarıyla eğlenerek geçirmekte ve Didem'i ihmal etmektedir.
7 yıllık evliliklerini ayakta tutabilmek için hep fedakarlık yapmak zorunda kalan Didem, mimarlıkta başarılı bir kariyer hedeflemektedir. Adem'in yanlışlıkla da olsa Didem'in projesine zarar vermesi; Didem'i zor durumda bırakır. Proje tanıtımında zengin ve karizmatik Cem'in ilgisini çeken Didem, Adem'den uzaklaşırken Cem'le yakınlaşmaya başlar.
Kaçınılmaz son gelir ve Adem'le Didem birbirlerini halen sevmelerine karşın ayrılırlar. Cem, Didem'i elde etmeye çalışır. Adem ise günden güne perişanlaşan bir ruh haline girer. Arkadaşlarının yardımıyla kendine gelen Adem, Didem'i geri kazanabilmek için mücadele etmeye karar verir. Adem arkadaşlarının da yardımıyla Cem'le evlenmek üzere olan Didem'i evlilik kararından döndürmeye çalışır...

Comment / Yorum:

Film, mutlu sonla biten masalların ardından ne olur sorusunu yanıtlamaya çalışıyor. Ya Sonra, bu açıdan standart romantik - komedilerden ayrılıp özgün fikre sahip bir film gibi görünse de; bu tarz filmlerde kullanılan klişelerin kullanılmaya başlanmasıyla sıradanlaşmaktan kurtulamıyor.
Bir diğer hayal kırıklığı da Cem karakteri yüzünden yaşanıyor. Filme kibar ve karizmatik bir giriş yapan karakter, film aktıkça sinsileşen ve kötülükler yapan "klasik kötü adam" imajına bürünüyor ve film gibi sıradanlaşıyor.
Deniz Çakır, abartıdan uzak oyunculuğuyla vasatın üzerinde bir performans sergilemiş. Aynı şeyleri diğer başrol oyuncusu Özcan Deniz için söylemek pek mümkün değil. Yan rollerdeki oyuncular için de bir genelleme yapmak doğru olmaz. Dengeli oyunculuklar da var, Fatma Topbaş'ın canlandırdığı Ece karakteri gibi gerçekçilikten çok uzak oyunculuklarda. Barış Falay'ın canlandırdığı Cem karakteri senaryoya kurban gidince; kibar bir zengin olan Cem, Önder Somer'den aşina olduğumuz tipik bir yeşilçam kötü adamına dönüşmüş.
Filmin afişinde yazan, yazan ve yöneten Özcan Deniz ibaresi tartışmalara neden oldu. Filmin senaryosunun kendisine ait olduğunu iddia eden senarist Murat Gürvardar, Özcan Deniz aleyhine dava açtı.
Özcan Deniz'in ilk yönetmenlik deneyimi olan Ya Sonra, benzerlerinden farklı başlayıp sıradanlaşan, bariz hataları olan ve fakat izlenebilir bir film.

Imdb note : 5.1                            My note : 4.5