 |
Cüneyt Arkın, Mümtaz Ener ve Tanju Gürsu
|
İstanbul şehrinin ve Kadıköy ilçesinin önde gelen simgelerinden biri olan
Haydarpaşa Garı, beyaz perdeye de defalarca iç ve dış mekan olarak ev sahipliği
yaptı. Kimi yapımda arka planda yer alan gösterişli bir manzaranın ötesine
geçmeyen tarihi yapı, kimi yapımda ise umudun ve daha iyi bir yaşamın peşinde
Anadolu’dan büyük şehre göçün, ayrılığın ve kavuşmanın sembolü olarak
kullanıldı.
Haydarpaşa Garı, birçok filmin jeneriğinde saniyelerle kısıtlı şekilde
gösterilmesine karşın seyircilere filmdeki karakter ya da karakterlerin
İstanbul’a vardığını kolayca ve diyalogsuz olarak anlatmayı başardı. Genel
olarak İstanbul merkezli filmlere imza atmış olan Atıf Yılmaz, Osman Fahir Seden,
Ülkü Erakalın, Sırrı Gültekin, Orhan Elmas, Nejat Saydam ve Orhan Aksoy gibi
Türk sinemasının üretken yönetmenleri, garı adeta İstanbul’un giriş kapısıymış
gibi yansıttılar.Garın beyaz perdedeki ilk boy gösterişi, Muhsin Ertuğrul imzalı 1940
yapımı Şehvet Kurbanı filmiyle oldu. 50’li yıllarda çekilen film sayısının
artmasıyla doğru orantılı olarak Anadolu’dan İstanbul’a temel ulaşım
araçlarından biri olan tren ve dolayısıyla gar görüntüleri, İstanbul Geceleri,
Sihirli Define, Hıçkırık, Katil, Aşk Izdıraptır, İntikam Alevi ve Cilalı İbo
Yıldızlar Arasında gibi filmlerde kullanıldı.
Yerli sinemanın yükselişe geçtiği 60’lı yıllarda Haydarpaşa Garı,
filmlerde daha belirgin ve uzun şekilde görünmeye başladı. Bunun temel nedeni,
melodram ve komedilerin yanı sıra sosyal içerikli filmlerin üretilmeye
başlaması oldu.
Halit Refiğ tarafından 1965 yılında çekilen Gurbet Kuşları, Anadolu’dan
İstanbul’a göç eden bir aileyi işlerken film, garda başlayıp yine garda
sonlanıyordu. Filmde Mümtaz Ener’in canlandırdığı aile babasının unutulmaz
repliğinin Haydarpaşa Garı’nda söylenmiş olması da, sahnenin ölümsüzleşmesinde
önemli rol oynuyordu:
“Seni yeneceğim
İstanbul!”
 |
Haydarpaşa Garı
|
60’lı yılların sonunda yerli renkli filmler çekilmeye başladı. Böylece
seyirci, beyazperdede Haydarpaşa Garı’nı renkli görme olanağı yakaladı. Ancak
garın ilk kez renkli olarak bir sinema filminde yer alışı, 1964 yılında Jules
Dassin tarafından çekilen ve bir bölümü İstanbul’da geçen Amerikan yapımı
Topkapi filminde gerçekleşti.Üretilen film sayısının zirveye çıktığı 70’li yıllarda Türkan Şoray’ın
Azap, Ömer Lütfi Akad’ın Gelin, Ertem Eğilmez’in Salak Milyoner, Osman Fahir
Seden’in Nereye Bakıyor Bu Adamlar ve Ömer Kavur’un Yusuf ile Kenan gibi Türk
sinemasının ödüllü ve unutulmaz filmlerinde Haydarpaşa Garı, iç göçün sembolü
olmaya devam etti.
Tren işçilerinin grev sürecini konu alan Yavuz Özkan imzalı 1979 yapımı
Demir Yol ‘Fırtına İnsanları’ filminde Haydarpaşa Garı, bu kez seyircinin
karşısına depolarından atölyelerine kadar tüm ayrıntılarıyla ana mekan olarak
çıktı.
12 Eylül 1980 darbesi sonrasında baskı altına alınan ve bocalama sürecine
giren Türk sinemasında üretim azaldı. Bununla birlikte gar, çeşitli yapımlarda
İstanbul’a gelişi anlatırken yardımcı rol üstlendi.
 |
Zeki Alasya ve Metin Akpınar
|
Ali Özgentürk’ün çektiği 1981 yapımı At, Haydarpaşa Garı’nda geçen
askerlerin vatandaşları kontrol sahnesiyle dönemin bunalımını gözler önüne
serdi.
Yerli sinemanın
durma noktasına geldiği 90’lı yılların önemli şahlanış filmi Eşkıya’da
Haydarpaşa Garı, bir gece çekimiyle boy gösterdi.
2000’li yıllar ve sonrasında nitelikleri tartışılsa da, sayıları artan
Türk filmlerinde yönetmenler gara İstanbul’a giriş kapısı ve nostaljik unsur
olarak yer vermeyi sürdürdü. Dönemin öne çıkan yapımlarından Mutluluk filminin
önemli sahnelerinden birinde mekan yine Haydarpaşa Garı oldu. İstanbul söz
konusu olduğunda şehirde çekilen yabancı yapımların da gözdesi olan gar,
Russell Crowe’un ses getiren 2014 yapımı The Water Diviner filmiyle dünya
genelinde seyircilerle buluştu.