Uyarı :

UYARI: "Konu / Subject" bölümlerinde filmlerin hikayeleri baştan sona anlatıldığı için bu bölümleri, filmleri izledikten sonra okumanız tavsiye edilir.

27 Kasım 2020 Cuma

Sinema Özelinde Anadolu’nun İstanbul’a Giriş Kapısı Haydarpaşa Garı

Cüneyt Arkın, Mümtaz Ener ve Tanju Gürsu 
İstanbul şehrinin ve Kadıköy ilçesinin önde gelen simgelerinden biri olan Haydarpaşa Garı, beyaz perdeye de defalarca iç ve dış mekan olarak ev sahipliği yaptı. Kimi yapımda arka planda yer alan gösterişli bir manzaranın ötesine geçmeyen tarihi yapı, kimi yapımda ise umudun ve daha iyi bir yaşamın peşinde Anadolu’dan büyük şehre göçün, ayrılığın ve kavuşmanın sembolü olarak kullanıldı.

Haydarpaşa Garı, birçok filmin jeneriğinde saniyelerle kısıtlı şekilde gösterilmesine karşın seyircilere filmdeki karakter ya da karakterlerin İstanbul’a vardığını kolayca ve diyalogsuz olarak anlatmayı başardı. Genel olarak İstanbul merkezli filmlere imza atmış olan Atıf Yılmaz, Osman Fahir Seden, Ülkü Erakalın, Sırrı Gültekin, Orhan Elmas, Nejat Saydam ve Orhan Aksoy gibi Türk sinemasının üretken yönetmenleri, garı adeta İstanbul’un giriş kapısıymış gibi yansıttılar.

Garın beyaz perdedeki ilk boy gösterişi, Muhsin Ertuğrul imzalı 1940 yapımı Şehvet Kurbanı filmiyle oldu. 50’li yıllarda çekilen film sayısının artmasıyla doğru orantılı olarak Anadolu’dan İstanbul’a temel ulaşım araçlarından biri olan tren ve dolayısıyla gar görüntüleri, İstanbul Geceleri, Sihirli Define, Hıçkırık, Katil, Aşk Izdıraptır, İntikam Alevi ve Cilalı İbo Yıldızlar Arasında gibi filmlerde kullanıldı.

Yerli sinemanın yükselişe geçtiği 60’lı yıllarda Haydarpaşa Garı, filmlerde daha belirgin ve uzun şekilde görünmeye başladı. Bunun temel nedeni, melodram ve komedilerin yanı sıra sosyal içerikli filmlerin üretilmeye başlaması oldu.

Halit Refiğ tarafından 1965 yılında çekilen Gurbet Kuşları, Anadolu’dan İstanbul’a göç eden bir aileyi işlerken film, garda başlayıp yine garda sonlanıyordu. Filmde Mümtaz Ener’in canlandırdığı aile babasının unutulmaz repliğinin Haydarpaşa Garı’nda söylenmiş olması da, sahnenin ölümsüzleşmesinde önemli rol oynuyordu:

“Seni yeneceğim İstanbul!”

Haydarpaşa Garı
Haydarpaşa Garı
60’lı yılların sonunda yerli renkli filmler çekilmeye başladı. Böylece seyirci, beyazperdede Haydarpaşa Garı’nı renkli görme olanağı yakaladı. Ancak garın ilk kez renkli olarak bir sinema filminde yer alışı, 1964 yılında Jules Dassin tarafından çekilen ve bir bölümü İstanbul’da geçen Amerikan yapımı Topkapi filminde gerçekleşti.

Üretilen film sayısının zirveye çıktığı 70’li yıllarda Türkan Şoray’ın Azap, Ömer Lütfi Akad’ın Gelin, Ertem Eğilmez’in Salak Milyoner, Osman Fahir Seden’in Nereye Bakıyor Bu Adamlar ve Ömer Kavur’un Yusuf ile Kenan gibi Türk sinemasının ödüllü ve unutulmaz filmlerinde Haydarpaşa Garı, iç göçün sembolü olmaya devam etti.

Tren işçilerinin grev sürecini konu alan Yavuz Özkan imzalı 1979 yapımı Demir Yol ‘Fırtına İnsanları’ filminde Haydarpaşa Garı, bu kez seyircinin karşısına depolarından atölyelerine kadar tüm ayrıntılarıyla ana mekan olarak çıktı.

12 Eylül 1980 darbesi sonrasında baskı altına alınan ve bocalama sürecine giren Türk sinemasında üretim azaldı. Bununla birlikte gar, çeşitli yapımlarda İstanbul’a gelişi anlatırken yardımcı rol üstlendi.

Zeki Alasya ve Metin Akpınar

Ali Özgentürk’ün çektiği 1981 yapımı At, Haydarpaşa Garı’nda geçen askerlerin vatandaşları kontrol sahnesiyle dönemin bunalımını gözler önüne serdi.

Yerli sinemanın durma noktasına geldiği 90’lı yılların önemli şahlanış filmi Eşkıya’da Haydarpaşa Garı, bir gece çekimiyle boy gösterdi.

2000’li yıllar ve sonrasında nitelikleri tartışılsa da, sayıları artan Türk filmlerinde yönetmenler gara İstanbul’a giriş kapısı ve nostaljik unsur olarak yer vermeyi sürdürdü. Dönemin öne çıkan yapımlarından Mutluluk filminin önemli sahnelerinden birinde mekan yine Haydarpaşa Garı oldu. İstanbul söz konusu olduğunda şehirde çekilen yabancı yapımların da gözdesi olan gar, Russell Crowe’un ses getiren 2014 yapımı The Water Diviner filmiyle dünya genelinde seyircilerle buluştu.

20 Aralık 2019 Cuma

The Irishman (2019)


Director / Yönetmen:
Martin Scorsese
Screenplay / Senaryo:
Steven Zaillian
Novel / Kitap:
Charles Brandt (from “I Heard You Paint Houses”)
Cast / Kadro:
Robert De Niro
Al Pacino
Joe Pesci
Harvey Keitel
Ray Romano
Bobby Cannavale
Anna Paquin
Stephen Graham
Jack Huston
                                                                  Jesse Plemons
                                                                  Domenick Lombardozzi

Subject / Konu:
Kamyon şoförlüğü yapan Frank Sheeran’ın hayatı Russell Bufalino’yla tanıştıktan sonra bambaşka bir hal alır. Küçük işlerle giriş yaptığı suç dünyasında güvenilir bir adam olduğunu gösterdiğinde yükselişi başlar.
Hayatının dönüm noktası ise yolunun Amerika’nın en büyük sendikası olan Kamyoncular Sendikası başkanı Jimmy Hoffa’yla kesişmesiyle olur. Hırslı ve inatçı bir adam olan Jimmy için çalışırken birçok zorlukla karşılaşır. Sabırlı ve temkinli hareket ederek Jimmy’nin mutlak güvenini kazanır ve onun sağ kolu durumuna gelir.
Sert güç mücadeleleri yaşanırken geri adım atmak nedir bilmeyen Jimmy, birçok güç odağının düşmanlığını kazanır. Aldığı ceza ve hapis yattığı süreç de onu inadından bir türlü vazgeçirmez.
Olayların akışına yön vermesi istenen Russell, Frank’i son derece zorlu bir görevle baş başa bırakır…

Comment / Yorum:
Charles Brandt’ın Frank Sheeran ve Jimmy Hoffa’yı merkezine alan kitabı “I Heard You Paint Houses” için sinemaya uyarlanması oldukça zor yorumları yapılıyordu.
Martin Scorsese olayın içerisine dahil olduğunda ise nasıl çekilebilir soruları sorulmaya başlandı. Zira kitap bir filme sığdırılamayacak kadar kapsamlıydı ve birden çok dönemi işliyordu. Üstüne üstlük, gerçek bir olayı ve karakterleri işlemesi nedeniyle de belli noktalarda hassas hareket edilmesi gerekiyordu.
Martin Scorsese ve Robert De Niro’nun uzun yıllar önce çekmeyi kafalarına koydukları film, 159.000.000 dolar gibi dev bir bütçeyle 106 gün gibi son derece uzun bir sürede çekildi. 3 saat 29 dakika uzunluğundaki film, Scorsese’nin en uzun filmi oldu.
2010 yılında oyunculuktan emekli olan ve filmde Russell Bufalino rolünü oynaması için gelen teklifi reddeden Joe Pesci, sonunda ikna edildi ve 9 yıl aradan sonra bir filmde rol aldı.
Sinemanın iki yaşayan efsanesi Martin Scorsese ve Al Pacino, The Irishman’le ilk kez bir araya geldi. Robert De Niro ve Al Pacino’yu 4. kez, Robert De Niro ve Joe Pesci’yi 7. kez sinemada buluşturan yapım, Al Pacino ve Joe Pesci’nin ise birlikte rol aldıkları ilk film oldu.
Scorsese’nin yapımcılığını üstlendiği ve ilk bölümünü yönettiği Boardwalk Empire dizisinde rol alan tam 10 oyuncu, The Irishman’de rol aldı.
İnce elenip sık dokunarak hazırlanan yapım, sadece 2019 yılının değil, tüm zamanların en iyi suç filmlerinden biri olarak gösteriliyor. 5 dalda Altın Küre adayı olan film, birçok dalda Oscar’ın en büyük favorisi durumunda.
Altın Küre yarışında aday gösterilmeyen Robert De Niro, Oscar yarışında da şanslı görünmüyor. Son yılların en çetin yarışının yaşanacağı yardımcı erkek oyuncu kategorisinde ise hem Al Pacino hem de Joe Pesci aday durumunda. Mükemmel performanslara imza atan ikiliden birinin Oscar kazanması sürpriz olmayacak.
The Irishman, kusursuz senaryosu, usta yönetimi ve dev isimleri bir araya getiren oyuncu kadrosuyla uzun yılların bekleyişine değmiş dedirten bir yapım.

Imdb note: 8.2                             My note: 9

27 Aralık 2018 Perşembe

Zimna Wojna / Cold War / Soğuk Savaş (2018)


Director / Yönetmen:
Pawel Pawlikowski

Screenplay / Senaryo:
Pawel Pawlikowski
Janusz Glowacki
Piotr Borkowski

Story / Hikaye:
Pawel Pawlikowski

Cast / Kadro:
Joanna Kulig
Tomasz Kot
Borys Szyc
Agata Kulesza
Cedric Kahn
                                                                   Jeanne Balibar
                                                                   Adam Woronowicz
                                                                   Adam Ferency

Subject / Konu:
Komünist dönem hüküm sürerken besteci Wiktor, bir seçici kuruldadır. Görevi iyi sesleri seçip sahne gösterileri için hazırlamaktır. Zula’yı görür görmez etkilenen Wiktor, onunla fırtınalı bir aşk yaşamaya başlar.
Rejim baskısından bunaldığı için ülke dışına kaçmaya karar verir. Ancak birlikte kçamaya karar verdiği Zula, son anda kaçmaktan vazgeçer.
Zula bir turneyle Paris’e geldiğinde Wiktor’u karşısında bulur. Araya zaman ve başkaları girmiş olsa da, tutkulu aşkın devam ettiğini görürler.
Zula, Wiktor’la berbaer olabilmek için İtalyan bir adamla göstermelik evlilik yapıp ülke dışına çıkmayı başarır. Ardından Paris’e gelir.
Birlikte müzik çalışmaları yaparken çeşitli sorunlar baş gösterir. Kıskançlık da devreye girince, Zula Wiktor’u terk eder ve Polonya’ya geri döner.
Pişmanlık duyan Wiktor, Zula’yı görebilmek için Yugoslavya’daki gösterisine gider. Ancak onunla konuşamadan ülkeden gönderilir.
Wiktor için tek çare teslim olup ülkeye geri dönmektir. 15 yıl hapis cezası alarak cezasını çekerken Zula onu ziyarete gelir ve ne pahasına olursa olsun onu kurtaracağını söyler…

Comment / Yorum:
Polonya sinemasının son yıllardaki en önemli yönetmenlerinden biri olarak gösterilen ve 2013 yapımı “Ida” ile büyük sükse yapan Pawel Pawlikowski’nin 6. uzun metrajlı yönetmenlik deneyimi olan “Zimna Wojna / Soğuk Savaş”, 2018’in fazlasıyla ilgi çeken ve katıldığı festivallerden ödüllerle dönen yapımlarından biri oldu. Filmin hikayesini de yazan Pawlikowski, senaryoyu ise Janusz Glowacki ve Piotr Borkowski ile birlikte kaleme aldı.
Yaklaşık 4.300.000 euro’ya mal olan yapım, yaklaşık 8 aylık bir süreçte Polonya, Fransa ve Hırvatistan’da çekildi. Polonya’nın “Yabancı Dilde En İyi Film” Oscar adayı olan ve son 9 arasına kalan filmin, Oscar yarışının güçlü adaylarından biri olduğu düşünülüyor.
Pawlikowski, filmin hikayesini ve senaryosunu yazarken filmi ithaf ettiği anne ve babasının fırtınalı ilişkisinden ilham aldı. Siyah beyaz çekilen 1 saat 28 dakikalık film, Pawlikoski’ye Cannes Film Festivali’nde “En İyi Yönetmen” Altın Palmiye ödülü getirdi.
Ustalıkla işlenmiş senaryosu, doyurucu görselliği ve akılda kalan müzikleriyle Zimna Wojna, hem sıra dışı bir aşk hikayesi anlatıyor hem de etkileyici bir dönem filmi olmayı başarıyor.

Imdb note: 7.8                             My note: 8.5

26 Aralık 2018 Çarşamba

Searching / Kayıp Aranıyor (2018)


Director / Yönetmen:
Aneesh Chaganty

Screenplay / Senaryo:
Aneesh Chaganty
Sev Ohanian

Cast / Kadro:
John Cho
Michelle La
Sarah Sohn
Joseph Lee
Connor McRaith
Dominic Hoffman
Alex Jayne Go
Megan Liu
Kya Dawn Lau
                                                                 Debra Messing

Konu / Subject:
David, kızı Margot’la olan iletişiminin aslında oldukça sınırlı olduğunu ondan haber alamayınca fark eder. Teknolojiyi kullanarak nerede olduğunu bulmaya çalışır. Yaptığı araştırmalar sonucunda hem tuhaf bilgilere ulaşır, hem de Margot’un kaybolduğunu anlar.
Polisin devreye girmesi ve arama ekiplerinin kurulmasıyla devam eden arayış sürecinde David, kızının sosyal medya hesaplarına giriş yapıp bilgisayarında iz sürmeye başlar. Kızını aslında pek tanımadığını ve kanser eşi Pamela’yı kaybettikten sonra Margot için birçok şeyin değişmiş olduğunu görür.
Bulgular, David’i yaşananları kabullenmeye zorlar. Ancak iz sürmekten vazgeçmez ve aklındaki soruları cevaplamak için gerçeğin peşinden koşar.

Comment / Yorum:
Gizem ve gerilimi başarılı bir şekilde harmanlayan 2018 yapımı “Searching / Kayıp Aranıyor” enteresan kurgusuyla seyirciye oldukça sürükleyici bir seyir olanağı sunuyor.
Hint asıllı Amerikalı yönetmen Aneesh Chaganty’nin ilk uzun metrajlı filmi olan Searching, yaklaşık 2 yıl süren yapım aşamasına karşın sadece 13 gün gibi kısa bir süre zarfında çekildi. Chaganty filmin senaryosunu Sev Ohanian’la birlikte yazdı.
1 saat 42 dakikalık filmde teknolojinin insan hayatında ne kadar çok yer tutmaya başladığı, başarılı bir şekilde gözler önüne seriliyor. Filmin yapımcıları arasında önemli yönetmen ve yapımcı Timur Bekmambetov’da yer alıyor. Dünya genelinde 73.725.690 dolar hasılat elde eden yapım, hatırı sayılır bir gişe başarısı da elde etmiş bulunuyor. Farklı bir seyir keyfi yaşatan Searching, 2018 yılının seyredilmesi gereken filmlerinden biri oluyor.

Imdb note: 7.7                             My note: 7

26 Şubat 2018 Pazartesi

Cingöz Recai: Bir Efsanenin Dönüşü (2017)


Director / Yönetmen:
Onur Ünlü

Screenplay / Senaryo:
Pınar Bulut
Kerem Deren

Cast / Oyuncular:
Kenan İmirzalıoğlu
Haluk Bilginer
Meryem Uzerli
Musa Uzunlar
Fatih Artman
Serkan Keskin
Boran Kuzum
Meriç Aral
                                                                   Deniz Hamzaoğlu
                                                                   Selim Bayraktar
                                                                   Hakan Boyav
                                                                   Ushan Çakır
                                                                   Algı Eke
                                                                   Eser Eyüboğlu
                                                                   Günay Karacaoğlu
                                                                   Kenan Ece
                                                                   Suna Selen
                                                                   İcmal Aktuna
                                                                   Laçin Ceylan

Subject / Konu:
Efsane hırsız Cingöz Recai, geri dönüşünü bir mücevher soygunu ile duyurur. Ancak peşinde olduğu şey, mücevherler ya da bir servet değildir. Amacı babasını öldüren Hayalet’e ulaşmak ve intikamını almaktır.
Hayalet’in zengin işadamı Eren’de bulunan bir tabloyu çalmak için harekete geçtiğini öğrenen Cingöz Recai, Eren’in kız arkadaşı Göze ile yakınlık kurar. Diğer taraftan da soygunu yapacak ekibin içine sızar.
Eren’in ileri teknoloji ile korunan mekanına giren Cingöz Recai, Hayalet’in tablo peşinde değil gizli devlet sırları peşinde olduğunu farkına varır. Hayalet tarafından yetiştirilen Göze, Eren’i öldürür. Cingöz Recai, kendi ekibi sayesinde yakalanmadan kaçmayı başarır.
Tüm adımlarını atarken baş komiser Mehmet Rıza’yı haberdar eden Cingöz Recai, Rusya’da gizli devlet sırlarını elde etmeye çalışan kişileri yakalatır ve Hayalet’in peşine düşer. Ancak Hayalet, Göze’yi vurdurup kaçar.
Hayalet, klasik bir araba almak için açık arttırmaya katılır ve en yüksek teklifi verir. Satın alma gerçekleşmek üzereyken ise Cingöz Recai ortaya çıkar.

Comment / Yorum:
Cingöz Recai: Bir Efsanenin Dönüşü, dağ fare doğurdu deyimini hak eden cinsten bir film. Zira Peyami Safa’nın Arsen Lüpen’den esinlenerek yarattığı sempatik hırsızı, çok sevilmiş ve bir kitap serisine dönüşmüştü. Sinema dünyası da Cingöz Recai’ye kayıtsız kalmamış ve 1954 yılında Metin Erksan imzalı Cingöz Recai: Beyaz Cehennem, bir polisiye macera olarak ilk uyarlama olmuştu.
2. ve asıl etki yaratan Cingöz Recai filmi ise 1969 yılında Safa Önal tarafından çekildi. Önal’ın başarılı reji ve senaryosu, Cingöz Recai’yi canlandıran Yeşilçam’ın efsane aktörü Ayhan Işık’la buluşunca ortaya unutulmaz bir film çıkmıştı. Aradan geçen yarım asra yakın sürenin ardından yeni bir Cingöz Recai filminin çekileceği haberi oldukça heyecan yaratmıştı.
Kenan İmirzalıoğlu’nun başrolde olacağı, filmin senaryosunun oyuncunun birlikte çok başarılı bir iş çıkardığı Ezel dizisinin senaristleri tarafından yazılacağı ve başta Haluk Bilginer olmak üzere önemli oyuncuların filmde yer alacağı bilgileri ise heyecanı katlamıştı. Ancak ne yazık ki film, beklentilerin altında kaldı.
Pınar Bulut ve Kerem Deren imzalı senaryo, modern bir Cingöz Recai karakteri yaratmaya çalışıyor. Dinamik ve akıcı bir film hedeflendiği ortada. Hal böyleyken de ortaya Cingöz Recai değil de, Ocean’s Eleven’ı andıran bir yapım çıkmış. Tarzından ötürü seveni olduğu kadar sevmeyeni de olan Onur Ünlü, kendi geliştirdiği projeleri yöneten bir yönetmen olarak tanınırken, bu projede ise yönetmen koltuğuna oturtulmuş gibi gözüküyor.
Türkçe sıkıntısı nedeniyle gurbetçi ya da yabancı karakterler oynamaya mahkum gibi gözüken Meryem Uzerli, yine benzer bir rolle karşımıza çıkıyor. Filmin bazı karakterlerinin de gerçekçilikten uzak ve yapmacık durduğunu söylemek lazım.
Filmin eleştirilmesi gereken bir diğer tarafı ise devam filmine göz kırpan finali. Büyük bir gişe başarısından emin şekilde yapılan böyle bir final, gişe başarısı gelmeyince sanki yarım bırakılmış bir hikaye gibi kalmış oldu. 11 hafta vizyonda kalan yapım, toplamda 648.159 seyirci tarafından seyredildi.
Cingöz Recai: Bir Efsanenin Dönüşü, beklentiye girmeden, zengin kadrolu, görüntü kalitesi iyi, vasat ama akıcı bir komedi polisiye izlemek isteyen seyirciler tarafından sıkılmadan seyredilebilir.

Imdb note: 5.3                             My note: 5

25 Kasım 2017 Cumartesi

The Invention of Lying / Yalanın İcadı (2009)

Director / Yönetmen:
Ricky Gervais
Matthew Robinson

Screenplay / Senaryo:
Ricky Gervais
Matthew Robinson

Cast / Kadro:
Ricky Gervais
Jennifer Garner
Jonah Hill
Louis C. K.
Jeffrey Tambor
Fionnula Flanagan
Rob Lowe
Tina Fey
                                                                  Philip Seymour Hoffman
                                                                  Edward Norton
                                                                  Jason Bateman

Subject / Konu:
Hikaye, insanların yalan söyleme kabiliyetleri olmayan bir yerde geçer. Herkes sadece dürüst şekilde düşüncelerini söyler. Bu durum ortaya zaman zaman sert sonuçlar çıkarabilir.
Sıradan bir adam olan Mark Bellison, tarihin ilk yalanını söyleyince talihi birden bire değişecektir.
Mark, Anna ile ilk randevusuna gider. Anna, Mark’ı çekici bulmaz. Üstelik işten kovulmak üzere oluşu ve maddi durumunun iyi olmaması da diğer olumsuz etkenlerdir. Yemeğe çıkarlar. Anna, ertesi gün Mark’a e-posta gönderip aralarında seviye farkı olduğunu belirtir.
İşten atılan Mark, kirayı ödeyecek parası olmadığı için ev sahibi tarafından evden çıkartılmak istenir. Bankadan son kalan parasını çekmeye gittiğinde sistem hatası olduğu için görevli hesabından ne kadar para çekmek istediğini sorar. İşte o an Mark, ilk yalanı icat eder ve hesabında 300 dolar olmasına karşın 800 dolar olduğunu söyleyip tüm parayı çekmek ister. Görevli Mark’a inanıp 800 dolar öder. Kirasını öder ve evden çıkmak zorunda kalmaz.
Her söylediği yalana insanların kayıtsız şartsız inanması, harekete geçmesine neden olur. Çeşitli denemeler yaptıktan sonra kumarhaneye gider ve yalanlarıyla ciddi miktarda para kazanır.
Mutsuz olduğu için sürekli intihar etmeye çalışan ama her seferinde başarısız olan komşusu Frank’i intihar fikrinden vazgeçirir. İnsanları söylediği yalanlarla mutlu etmeye başlar.
Anna ile yeni bir buluşma ayarlar. İşini geri alır. Ancak Anna, fiziksel özellikleri nedeniyle kendisiyle birlikte olmak istemediğini söyler. Bu esnada çalan telefonundan annesinin yoğun bakımda olduğunu öğrenir. Halbuki ertesi gün onu huzurevinden çıkartıp bir malikaneye yerleştirmeyi planlamaktadır. Ancak annesi o gece ölür.
Ölmeden önce annesinin huzur içinde ölmesi için söyledikleri yalanlar doktor ve hemşireler tarafından duyulur. Ölümden sonrası ile ilgili bir şeyler bilen ilk insan olması nedeniyle insanlar tarafından bildiklerini anlatmaya zorlanır.
Göklerde bir adam olduğunu, tüm iyi ve kötü şeylerin ondan geldiğini, insanlar eğer yaşarlarken iyi şeyler yapmışlarsa öldüklerinde mükemmel bir yere gideceklerini söyler. İnsanlar, Mark’ın sözlerine göre hayatlarını şekillendirmeye başlar.
Anna ise genetik nedenlerden ötürü yakınlaştığı Mark’la birlikte olmak istemez ve Mark’ın en büyük rakibi Brad ile evlenmeye karar verir. Ancak nikah günü hislerini dinler ve evlilikten vazgeçer. Mark, yalan söyleyebildiğini itiraf eder.

Comment / Yorum:
Ricky Gervais’in Matthew Robinson’la senaryosunu yazıp yönettiği, aynı zamanda başrolünde yer aldığı 2009 yapımı  The Invention of Lying / Yalanın İcadı, yaklaşık 18.500.000 dolar bütçe ile Massachusetts’te çekildi.
Filmin uyumlu oyuncu kadrosu yanında önemli konuk oyuncuları da dikkat çekiyor. Gervais’e filmde Jennifer Garner, Jonah Hill ve Tina Fey gibi tanınan oyuncular eşlik ediyor. Philip Seymour Hoffman, Edward Norton ve Jason Bateman gibi önemli isimleri ise filmde konuk oyuncu olarak izliyoruz. Oyunculuklar tatmin edici düzeyde.
İlginç bir fantastik komedi örneği olan film, alt metinlerinde ciddi dini göndermelere sahip. Ancak ilgi çekici fantastik komedinin filmin devamında romantik komedi türüne doğru evrilmesi, filmin orjinalliğine darbe vurmuş.
Çok daha iyi işlenebilecek başarılı bir hikayenin dinamik başlayıp sıradanlaşan bir senaryo ile vasat şekilde kullanıldığı söylenebilir. Huzurevi için kullanılan “Umutsuz yaşlı insanlar için hüzünlü bir yer” gibi tabirler ise oldukça başarılıydı.
The Invention of Lying, seyri oldukça keyifli ve akılda kalıcı bir film. Ancak daha iyi işlense bir fantastik komedi başyapıtı da çıkabilirmiş. 

Imdb note: 6.4                             My note: 6

19 Kasım 2017 Pazar

Hellbound: Hellraiser 2 (1988)

Director / Yönetmen:
Tony Randel

Screenplay / Senaryo:
Peter Atkins

Story / Hikaye:
Clive Barker

Cast / Kadro:
Doug Bradley
Ashley Laurance
Kenneth Cranham
Clare Higgins
Imogen Boorman
William Hope
Nicholas Vince
                                                                Barbie Wilde
                                                                Simon Bamford
                                                                Sean Chapman
                                                                Oliver Smith

Subject / Konu:
Kirsty kendisine geldiğinde bir akıl hastanesinde olduğunu öğrenir. Babasının, amcasının ve üvey annesinin ölümlerine, yapboz kutu ile cehenneme açılan boyuta ve oradan gelen cinlere dair hikayesi polisler tarafından gerçekçi bulunmaz. Korkunç kabuslar gören Kirsty’ye, asistan Kyle yardımcı olmaya çalışır.
Doktor Channard, Kirsty’nin hikayesi ile yakından ilgilenir. Çünkü o da cehenneme açılan boyut ile ilgilenmektedir. Julia’nın öldüğü yatağa kan dökerek onu dünyaya geri getirmeye başarır. Cinler de akıl hastanesine musallat olmaya Kirsty’yi ve kimseyle konuşmayıp gün boyu yapboz çözen Tiffany’yi öldürmeye çalışırlar.
Labirentten birlikte kurtulmaya çalışan Kirsty ve Tiffany’nin peşlerindeki cinlere Julia ve durdurulması güç bir cine dönüşen Doktor Channard’ta etkilenir. Cinlerin daha önce insan olduğunu ve işkencelerle öldürüldüğünü keşfeden Kirsty, onlara geçmişlerini hatırlatıp kurtulmayı başarsa da, Doktor Channard diğer cinleri öldürüp Kirsty ve Tiffany’yi hedef seçer…

Comment / Yorum:
1987 yapımı Hellraiser’ın devam filmi olma niteliğini taşıyan Hellbound: Hellraiser 2 yaklaşık 3.000.000 dolar bütçe ile Buckinghamshare, İngiltere’de çekildi. Film sadece Amerika genelinde 11.867.397 dolar hasılat elde etmeyi başardı.
Filmin hikayesi, serinin ilk filmi Hellraiser’ı yazıp yöneten Clive Barker’a ait. Filmin senaryosu ise ilk işine imza atan Peter Atkins tarafından yazıldı. Atkins, kariyerinin devamında Hellraiser serisinin yeni filmlerinin ve Wishmaster / Tılsım serisinin senaryolarını da yazdı.
Gerçek anlamda ilk yönetmenlik deneyimini Hellbound: Hellraiser 2 ile yaşayan Tony Randel ise kariyerinin devamını 2. sınıf filmler yöneterek sürdürdü.
Filmin oyuncu kadrosunda ilk filmde de yer alan isimlerin yanı sıra yeni eklenen karakterlerle yeni oyuncular da yer aldı.
İlk filmin yan karakterlerinden olan ve serinin devamında ana karaktere dönüşecek olan Pinhead karakterini yakından tanıdığımız film, ilk filmin rüzgarını da arkasına alarak kendini izlettirmeyi başarıyor. Filmin karamsar atmosferini ve her biri farklı görsellikteki cin karakterlerini de es geçmemek gerekli. Hellbound: Hellraiser 2 için ilk filmi izleyip beğenenleri hayal kırıklığına uğratmayan bir devam filmi demek yanlış olmaz.

Imdb note: 6.5                             My note: 5.5

18 Kasım 2017 Cumartesi

Hellraiser (1987)


Director / Yönetmen:
Clive Barker

Screenplay / Senaryo:
Clive Barker

Novel / Kitap:
Clive Barker (from “The Hellbound Heart”)

Cast / Kadro:
Andrew Robinson
Clare Higgins
Ashley Laurance
Sean Chapman
Oliver Smith
Robert Hines
                                                                Kenneth Nelson
                                                                Gay Beynes
                                                                Doug Bradley
                                                                Nicholas Vince
                                                                Simon Bamford

Subject / Konu:
Larry ve Julia eski bir eve taşınırlar. Larry’nin kızı Kirsty’de kendileriyle yaşamak üzere yeni eve gelir. Julia, Larry’nin erkek kardeşi Frank ile yasak aşk yaşamıştır ve onu arzulamaktadır.
Sınırları zorlamak isteyen Frank, Larry ve Julia taşınmadan önce evin çatı katında eline geçirdiği gizemli yapboz kutu ile cehennemde bir boyut açar. Açılan boyuttan gelen cinler Frank’e akıl almaz işkenceler ederler.
İşkence gördüğü yere damlayan kan sayesinde tekrar dünyaya dönmeyi başaran Frank, güçlenip normal bir insan vücuduna kavuşabilmek için kana ihtiyaç duymaktadır. Julia tuzağı düşürdüğü erkekleri eve getirerek Frank’in kan ihtiyacını karşılar.
Kirsty bir şeyler döndüğünü fark edip yapboz kutuyu ele geçirir. Yapbozu çözünce cehennem boyutu tekrar açılır. Kirsty kendisine işkence etmeye hazırlanan cinler ile anlaşma yapar ve kendilerinden kaçıp dünyaya dönen Frank hakkında bilgi verir. Cinler Frank’in peşine düşer.
Cinayetlerin ardı arkası kesilmez. Kirsty hayatını kurtarmak için cinlerle mücadele eder.

Comment / Yorum:
Clive Barker’ın The Hellbound Heart adlı novellasından uyarlayıp, senaryosunu yazıp yönettiği ve korku klasikleri arasına girip birçok devam filmi çevrilen Hellraiser serisinin aynı adlı ilk filmi olan yapım yaklaşık 1.000.000 dolar bütçe ile Londra’da çekildi. Film 20.000.000 dolar civarı bir gelir elde etti.
Film bugünün şartları ile kıyaslandığında görsel olarak zayıf karşılanabilir. Ancak filmin 1987 yılında çekildiği dikkate alınacak olursa, korku filmlerinde makyajın önem arz ettiği bir dönem söz konusu ve filmde kullanılan makyajlar başarılı.
Hellraiser bir korku filmi için tatmin edici bir hikayeye sahip olan ve sürükleyiciliğini yitirmeyen bir film. Özellikle korku filmi sevenler için iyi bir seyirlik olabilir.

Imdb note: 7                               My note: 7